Tüketicinin İnsani (İrrasyonel) Davranışlarını Anlamak

Tüketicinin kalbine açılan kapının kilidi, en yetenekli hırsızlan pes ettirecek cinsten. Bilgisayar uzmanlarının da yapabileceği fazla bir şey yok. Tüketici kararları çoğu kez rasyonel olmayan, değişken inanışlarla, karakter özellikleriyle hatta batıl inançlarla ilgili.

Pazar araştırmaları, ABD'de ayın 13. gününe rastlayan her Cuma, toplam iş hacminde 800 ila 900 milyon dolar arası düşüş olduğunu gösteriyor. Kimileri şanssızlıkla özdeşleştirilen tarihlerden kaçarken, şans getireceğine inanılan sayılar için servet ödemeye hazır olanlar var. 2008'de Çinli bir işadamı, 888 sayılarını taşıyan bir plakayı sahibinden satın almak için 54.000 yuan ödemiş. Bu, ülkenin kişi basma milli gelirinin yedi katı! Çin pazarını iyi bilen Continental Havayolları "Haydi şanslısınız!" sloganıyla Beijing'e 888 dolarlık "özel fiyatlı" seferler düzenlemiş. Beijing Olimpiyatları'nın görkemli açılışının tarihi: 2008, Ağustos 8. akşam 8:00. Tayvan'da tüketicilerin yüzde 15 fazla ödeme pahasına 888 dolarlık radyo setini 777 dolarlık olana tercih ettikleri gözlenmiş. Batıl inançlar müşteri memnuniyetsizliğini de etkiliyor. Tayvanlılar üzerine yapılan bir araştırma, göstermesi gereken performansı tutturamayan pilav tencerelerinden kırmızı olanların daha fazla hayal kırıklığına yol açtığını göstermiş. Nedeni, kırmızının uğurlu renk olması.

"Karma" ekonomi
Karma için üç açıklama var: Birincisi, ölümden sonra yeniden doğuşa, bu yaşamlardan herhangi birindeki davranışın bugünkü ya da gelecek yaşamda sonuç doğuracağına olan inanış. İkincisi, davranışların "iyi" ya da "kötü" olarak iki kategoride sınıflandırılması. Üçüncüsü, iyi davranışların ileride iyi sonuçlar vereceği düşüncesi. Psikologlara göre karma, kişilerin uzun donemde alınacak sonuçlara odaklanmasına yol açıyor. Bu da anlık sevinçlerin önemini azaltıyor. Karmaya inananların beklenti düzeyleri daha yüksek olduğundan, ürünlerin kalitesine daha çok önem veriyorlar. Bu durumda şirketlerin ürün geliştirme ve pazarlama birimlerinin popüler kültür Öğelerinin farklı toplumlarda taşıdığı ağırlığı hesaba katmaları gerekiyor. Hintlilerin yüzde 64'ünün karmaya inanmasına karşılık, bu oranın Çin'de yüzde 10,5'e düştüğünü gösteren bir araştırma yapılmış.

Evdeki hesap
Süper ve hipermarketlerin hızlı yayılışı psikologlara yeni araştırma alanları sağlıyor. "Her şeyi ve daha fazlasını" bulabildiğiniz AVM'ler tüketimi kamçılamanın ötesinde, ödenmemiş kredi kartı borçlarına bağlı ekonomik; Ödeme gücünün ve çevre kültürünün ötesindeki ürünlerin travmatik etkisi nedeniyle de psikolojik sorunlara yol açıyor, AVM'ye girerken almayı planladığımız Ürünlerle, çıkarken taşıdıklarımız arasında büyük fark olduğunu biliriz. Journal of Consumer Research'de yayımlanan bir araştırma, tüketicilerin alışverişe çıkarken kafalarında oluşturdukları "mental" bütçede Önceden planlamadıkları kalemler için pay ayırdıklarını ortaya koyuyor. Kimi "nasıl olsa unutmuş olduğum ihtiyaçlar ortaya çıkar" düşüncesiyle, kimi de "canımın çektiği bir şey görüverirsem, alayım" hesabıyla ek bütçe ayırıyor.



[ devamı..... ]


Geleceğin Beyinleri ve Algı Dünyaları

Bir şeyi hatırlamakta zorluk çektiğiniz zaman hemen Google'a bakmak için duyduğunuz o can sıkıcı ihtiyaç sizi hiç endişelendiriyor mu? Güzel bir kitap okumak ya da harika bir günün keyfini çıkartmak yerine neden sürekli e-postalarımızı, Twitter hesabınızı ya da en sevdiğiniz bloğu kontrol etmek istediğinizi hiç düşündünüz mü? Eğer cevabınız hayır ise, Nicholas Carr'ın "The Shallows: What the Internet Is Doing to Our Brains" (Sığlıklar: İnternet Beynimize Neler Yapıyor) adlı kitabını okuduktan sonra fikriniz değişecek.

Yazarın 2008 yılında The Atlantic'te yayımlanan makalesinin genişletilmiş bir versiyonu olan kitap, bu tür endişelerin haklılığını son derece ikna edici bir şekilde ortaya koyuyor. Yazar, devamlı olarak elektronik uyarıcılara maruz kalmanın, aslında beynimizin elektrik şebekesini değiştirdiğini ileri sürüyor. Bütün o bastan çıkartıcı linkler arasında seçim yapar, yanıp sönen reklamları değerlendirir ya da günlük Facebook dozumuzu alırken, aynı zamanda beynimizin olayları hatırlama ya da dikkatimizi, okuduğumuzu tam olarak anlayacak kadar uzun süre yoğunlaştırma yeteneğini de köreltiyoruz. Google'dan önceki hayatı yaşamamış -ya da şimdiden unutmuş- olanlarımız, diğer insanlara karşı aynı derecede ilgi ya da empati duymakta zorluk çekecek hale gelmiş bile olabilirler.

Bütün bunlar size teknoloji karşıtı bir kıyamet senaryosu gibi geliyorsa, Carr'a bir şans daha tanıyın. Çalışkan bir blogger, bir teknoloji uzmanı ve bir yazar olarak The Shallows'da, toplumun interneti ilerlemenin tartışılmaz gücü olarak benimsemesini sorgulamamıza yetecek sayıda bilimsel araştırmadan alıntı yapıyor. Bahsettiği araştırmalardan biri, CMVin kısa haber bültenlerini izleyenlerin, ekranın altında kayan haber başlıklarım görmedikleri zaman, akıllarında daha fazla bilgi tutabildiklerini ortaya koymuş. Bir diğeri, okunan makalede ne kadar çok link varsa, okuyanların kavrama yeteneğinin o kadar azaldığını göstermiş. Bir üçüncüsü, beynimizin bazı bilgilere sadece yeni oldukları için otomatik olarak fazladan değer atfettiğini ortaya çıkarmış. Carr kitabında, "Beynimize saçma sapan şeylere dikkat etmeyi öğretiyoruz" diyen nörolog-bilim adamı Michael Merzenich'den alıntılar yapıyor. Ama belki de en korkuncu, Güney Kaliforniya Üniversitesi Beyin ve Yaratıcılık Enstitüsü'nün bulguları: Beynimizin fiziksel acıya verdiği reaksiyon nörolojik taramalar tarafından anında gösterilebilirken, beynin bir başkasının acısını önemsediğini gösteren emarelerin ortaya çıkması için deneklerin dikkatlerini daha uzun bir süre yoğunlaştırmaları gerekiyor. Carr şu sonuca varıyor: "Dikkatimiz dağıldıkça, beynimiz, empati, şefkat ve duygusallık gibi ayırt edici insani özellikleri giderek daha az deneyimleyebiliyor."



[ devamı..... ]


Sayfa :  1