İnternet ve Popüler Kültür

İnternet artık popüler kültürün bir parçası olmaktan çıkıp mecrası haline dönüşmeye başlıyor. Popüler kültür hem internet üzerinde hem de küresel ölçekte kendisini gösteriyor. bu açıdan 2006'nın yıldızı YouTube oldu desek kimse itiraz etmez. 2006 yılında YouTube'a uğrayan tekil ziyaretçi sayısı bir önceki yıla göre 20 kat artmış. İnsanlar hiç üşenmeden ellerindeki görüntüleri bütün dünyanın seyrine açıyor. Sadece Aralık 2006'da 120 milyon kişi ziyaret etmiş.

Multimedya sitelerini tgrup/topluluk siteleri takip ediyor. MySpace ve Blogger (yada Türkiye'deki Sosyomat, Hafif ) gibi... Myspace'in ziyaretçi sayısı %159 artışla 90 milyona ulaşırken Blogger'ın ziyaretçi sayısı %90 artışla 93 milyona ulaşmış.

Multimedya ve topluluk siteleri 2006'nın en hızlı büyüyen internetteki popüler kültür kategorileri oldu. Bunda ADSL bağlantılarının dünya çapındaki yaygınlaşmasının da etkisi büyük. Buradaki rapora göre Eylül 2006 itibariyle dünyada 263 milyon kişi evlerinden geniş band ile internete bağlanma imkanına sahip. Ve her hafta dünyada 1.25 milyon insan daha bu imkana sahip oluyor. Bu da 2007'in sonu itibariyle 65 milyon kişinin daha bu mecraya yüksek hızla girebileceğini gösteriyor. Yani yaklaşık 350 milyon insan dünya ölçeğinde özellikle günümüz eğilimiyle multimedya ortamlarıyla konuşuyor, hareket ediyor ve yeni kültür yapıları örüyor.




Çarpma İşlemi için Güzel Bir Teknik

 Çok ilginç bir çarpma tekniği hakkında bilgi vermek istiyorum. Bir arkadaşım internette izlemiş bana anlattı. Ben de yazıya döktüm. Aslında bu çarpma tekniği ilkel bir hesap makinesinden esinlenilmiş izlenimi veriyor. Toplama işlemi için kullanılan çubukların, çarpma işlemi içinde kullanılmasıyla elde edilmiş bir teknik. Mantığı da çok basit;

Farklı iki yönde uzanan  doğruların kesiştikleri noktaların sayısı, doğru sayılarının çarpımına eşittir.

İşte bu mantık geometrik olarak ifade edilmiş ve basit bir çarpma işlemi yapan hesap makinesi icat edilmiş.Kurallar şöyle:

  • Çarpılan sayının ondalık basamaklarındaki rakamlar kadar birbirine paralel ve yaklaşık 45 derece sola eğik doğrular çizilir.
  • Ondalık basamaklar birbirinden ayrılacak şekilde çizilen doğrular gruplanır.
  • Sonra çarpan sayının ondalık basamaklarındaki rakamlar kadar birbirine paralel ve yaklaşık 45 derece sağa eğik doğrular çizilir. Yani bu sefer sağa eğik çiziyoruz.
  • Yine ondalık basamaklar birbirinden ayrılacak şekilde çizilen doğrular gruplanır. Böylelikle bir ızgara elde edilir. Çarpılan sayının her basamağı çarpan sayının her basamağı ile kesişmiş, yani çarpılmıştır.
  • Dikey eksene göre aynı hat üzerinde bulunan keşişme noktaları ızgara üzerinde gruplanır. Bu gruplar çarpım sayısının ondalık basamaklarını vermektedir.
  • Daha sonra her basamaktaki; yani dikine inen çizgiler arasındaki noktaları sayıyoruz. Ortaya çıkan sayılar ilgili basamağa yazılır.
  • Eğer nokta sayısı 9'dan büyükse onluk değerler soldaki basamağa devrediyor.

İşte ilkel hesap makinesinin kullanılışı:




Habercilik Namusu ve Basın Ahlakı

Son birkaç aydır Doğan Grubu ile Hükümet arasına kara kedi girdi. "Beraber yürüdükleri" yollar geride kaldı. İster POAŞ'ın vergi borcu nedeniyle olsun ister yaklaşan seçimler nedeniyle olsun bir kriz yaşanıyor. Her iki taraf kendisi için daha çok menfaat sağlayabileceği bir ortam hazırlamaya çalışıyor. Basit ve pragmatik bir kriz tanımı yapalım: Düşen getiri oranını (mefaat sağlama düzeyi), yeniden istenen düzeye çıkarmak (arzulanan menfaat sağlama düzeyi) için davranış değişikliğe gitmek.

Evet netice de hükümet de Doğan Grubu da davranış değişikliğine gitti ve bir kriz çıktı. Her krizin mağdurları vardır. Doğal olarak bu krizin de mağdurları var. Doğan Grubu getiri düzeyi yükseltecek bir siyasal ekonomik ortama ulaşmak için hükümetin meşruiyetinin sorgulanmasını ve güven ortamının ortadan kalkması sağlayacak her türlü zırvayı haber olarak yayınlıyor.

Şahsen benim Türk Medyasının 2006 Efsaneleri listesinin başına koyacağım haber yine bu mahreçte Doğan Grubuna bağlı bir kanalın akşam haberlerinde yayınlandı:

Camide ağaçtan yapılmış bir tesbih bulundu!

Fatih Çarşambada işlenen cinayetler sonrası bir muhabirin yaptığı bir haberdir. Sadece tesbih olsa iyi havlu da vardı. Hem de pamuklu! Bu söylediklerim şaka değil. Aslında anlatmak istediğim asıl konu bu değil. Geçenlerde Nesrin Tan Akbulut'un Türkiye'de Gizli Kamera Uygulamaları isimli makalesini okudum. Bu makale büyük habercilik girişimlerinin neden olduğu dramlarla dolu. Topluma rezil rüsva edilen bir sanığın ihtiharı, öz kızını taciz etmekle itham edilen bir babanın daha sonra suçsuz olduğunun ortaya çıkması vs...

Ve makaleden bir alıntı:

Gazetecilerin haber toplama tekniklerinden biri olarak son yıllarda sıkça başvurdukları gizli kameraların bir başka olumsuz yönü ise, haber konusu yapılan kişinin, istenilen görüntüleri 78 vermesi ya da istenilen sözleri söylemesi için açıkca tahrik edilmesidir. Kamera yerleştirildikten sonra haber konusu kişi tahrik edilmekte, istenilen görüntüler sağlamakta, ama izleyiciye sadece kurgulanmış bölüm izlettirilmektedir.Böylece kamuoyu taraflı bir bakış açısıyla yönlendirilmektedir Gizli kamera meslekte kullanılacak son araç olmalıdır.




Evrenin Tasarımları

Bathsheba Heykeltıraşlığı "bilimin sanatı" olarak adlandırdığı bir çalışma çerçevesinde bilimsel kristal heykeller üretiyor. Tasarım evrenin kendi yapıtaşlarından çıkarılıyor. Makro ve mikro alemin en akıl almaz ama bir o kadar da en göz alıcı tasarımlarının cam kristallerine işleniyor. Bu heykellerin tasarımları çeşit çeşit moleküllerden, hemoglobinden, DNA'dan, yıldız kümelerinden, dünyanın magnetik alanından ve diğer birçok irili ufaklı alemden alınıyor.

 Dünyamızın magnetik alanı!

  Hayatın kodu, DNA.

                  

  Dünyamızın evi, Samanyolu.

  Çok hoş bir fraktal, basit bir iterasyon

         

   

Üç boyutlu malzeme işleme becerisine sahip bir lazer bıçağıyla, cam kristallerine hayatın ve evrenin büyülü tasarımlarını işleyen Bathsheba Grossman'ın sadece yonttuğu heykellerden bazıları burada. Diğerleri için buraya bakınız.




Rüyadan Uyanış: Gala gibi Uyanmak!

Dream Caused by the Flight of a Bee around a Pomegranate One Second Before Waking UpSıçrayarak kalktığınız bir rüyayı nasıl anlatırdınız? En savunmasız ve bu nedenledir ki en mahrem anınızda sizi uyandıran bir arı vızıltısını nasıl anlatırdınız?

Rüyalar ile uyaklık arasındaki ilişkiyi Dali ile çözümlemek; hem sarhoş edecek kadar uçuk hem üpertecek kadar gerçek bir çözümleme. Rüyanın tatlı rahatlığından aniden ve ürperek gerçeğe geçişi bu resimden daha iyi anlatabilecek kaç anlatım daha olabilir ki? Uyandırmadan bir saniye önce bir arının bir narın etrafında uçuşunun neden olduğu bir rüyayı resmetmek Dali'den başka kaç kişinin aklına gelebilir? 

 


Daha detaylı görmek için (0,7 MB).
(Dream Caused by the Flight of a Bee around a Pomegranate One Second Before Waking Up.)

Kelimeler, insanı sınırlıyor gibi.
Kurduğumuz her cümle anlatmak istediklerimizden bir şeyler çalıyor gibi.
Ama resmetmek öyle mi?; hele Dali gibi resmetmek!




Genç Werther'in Tesellisi!

Kalbimdeki Homeros'ın yerini Ossian aldı.
Bu adamdan çıkan mükemmel sözlerin,
Beni hangi dünyalara götürdüğünü bir bilsen!
Karaçalılar arasında ortalık sisle kaplıyken
Bulutların çevrelediği dumanlı ay ışığını,
Ecdadımızın ruhlarına doğru götüren,
Fırtınanın içinde yürümek.
Ormanda kendi halinde akan ırmağın gürültüsü yükseliyor.
Mağaralardaki cinlerin sızlanmalarını
Dağ tepelerinden duyuyorum.

Her yanı otlarla kapanmış,
Yosunlaşmış mezar taşında,
bir savaşta ölmüş sevgilinin ardından,
Sızlanan genç kızın feryatlarını duyuyorum.
Saçları ağarmış genç savaşçının,
Çalılıkların arasında dolaştığını görüyorum.
Dedelerinin izini arıyor.
Fakat bulamayacak.
Mezar çok; ama dedeleri ortada yok!
O zaman üzüntünün dalgalandığı gözlerini,
Denizin yuvarladığı dalgalara çeviriyor.
Yıldızlar da parlak ışıklarını söndürmüşler.
Gözünün önünde geçmiş zaman kahramanları canlanıyor.
Ay, ışığını cesur insanların önüne,
Yol gösterici olarak tutmuş.
Işıklar, zafer sesleri yükselen gemilere yol gösteriyor.
Asıl, zafer sevinci yaşayan savaşçının,
Alnındaki hüzün çizgilerini okuyabilseydim.
Ya sevgiliye ne demeli?
Kaybettiği savaşçının kaybolan gölgesinde,
Her seferinde yeni acılar duyuyor?
Sonra da terk edilmiş ve üzüntülü bir şekilde,
Kızın mezara doğru eğildiğini görüyorum.

Kız ölümün ayırdığı yolda,
Atalarının hayalleri karşısında üzüntülü
Ama içinde mutluluğun da olduğu,
Hisler dünyasında salınıp duruyor.
Bakışlarını bir soğuk toprağa,
Bir de rüzgârdan sallanan ağaçlara dikiyor:

Bir yolcu gelecek,
Beni gençliğimde ve
Güzellik çağlarımda,
Bilen bir yolcu.
Nerede Figal'in gerçek oğlu?
Nerede savaş şarkıları söyleyen o âşık?
Ayakları mezarımın üstünde geziniyor,
Boş yere bekliyor beni dirilerin dünyasında.

Not: Bilindiği üzere Goethe'nin Genç Werther'in Istırapları nesir türünde yazılmıştır. Ama bu dört paragraf bana çok şiirsel geldi. Ben de tümceler arasındaki doğal kesimleri birbirinden ayırdım. Ve bir şiir edasıyla yazdım.
(Timaş, Melih Küçük çevirisinden.)




Ebedi Muammâ (Mâlum)

...İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. [Bu inceliği] ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.*

Brahman:  Ey ilim talep eden Çinli!
                Çözemediğin mesele nedir?
                Ne arıyorsun?
Raci:         Ebedi muammâyı!
Brahman:  Hangisini?
Raci:         Hangisini mi?
Brahman:  Öyle ya, hangisini?
Raci:         Ruhun hakikatını.
Brahman:  [kısa bir sukût, ifadesiz bir çehre]
                Ruhu diriler bilemez.
                Ölmeye razı mısın?
Raci:         Evet!
Brahman:  Yanıma  gel!
...
Raci:         Ölmek lazım.
Brahman:  Ah! Ah! Ölmek, ölmek, işte bu mümkün değil.
Raci:         Niçin
Brahman:  Çünkü ölmek için önce [diri] olmak gerekir!

(Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin A'mâk-ı Hayâl'inden uyarlanmıştır)


Muammâ ile hakikat gelir mi hiç yanyana? Muammâ sorularda değil, verilen cevaplarda! Diriye mâlumdur, ölüye muammâ! Muammâya ölmek, hakikata dirilmektir. Muammâda "Ben" diyen dirilebilir mi? "O" demeden muammâ perdesi yırtılır mı? O demeden hiç hakikatlar mâlum olur mu?



2006-2007 Küresel Rekabetçilik Endeksi

2006 Eylül ayında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda yayınlanan 2006-2007 Küresel Rekabetçilik Raporuna göre İsviçre, Finlandiya ve İsveç, dünyanın en rekabetçi ekonomileri oldu. Danimarka, Singapur, ABD, Japonya, Almanya, Hollanda ve İngiltere en rekabetçi ilk on ülke olarak sıralanmakta. Bununla beraber ABD bu ilk onun içinde en bariz düşüşü gösteren ülke durumunda; birincilikten altıncılığa düşmüş.

Ülkemiz ise 12 sıra yükselerek 71. sıradan 59. sıraya çıkmış görünüyor. AB'ye girme çabaların ve yabancı yatırımlarda görülen artışın Türkiye ekonomisinin rekabetçiliğini artığtığı inancını desteklediği görülüyor.

Endonezya ve Hırvatistan da bizim gibi hızla yükselen ülkelerden. Guatemela da aynı şekilde. Afrika ülkeleri içinde Tunus bizim çok önümüzde. Rusya, Arjantin düşüş eğilimi içinde. Rekabetçilik ile ekonomik gelişme ve istikrar arasında bir ilişki varsa bu gösterge açısından Türkiye için olumlu bir sonuç olarak değerlendirebiliriz.

Kaynak: excell, pdf

Şunu da not düşelim ki; bu endeks 125 ekonomiden 11.000'den fazla yöneticinin ve liderin görüşü alınarak hazırlanıyor. Neticede çok kapsamlı olsa da kişisel görüşlerden oluşuyor. Ancak iktisadi eylemin kökeninde rasynellik ne kadar önemli ise insan/grup psikolojisi (ve algısı da) o kadar önemlidir.




Sayfa :  1