Ölen Kuğu ve Trajedisi

Danimarkalı sanatçı Peter Callesen kağıt kesimleri ile düşler ile yalın gerçekler arasındaki bağlantıyı tarif etmeye çalışıyor. Peter Callesen çalışmalarına Avrupalıların bilinç altında derin izler bırakan sınıf mücadelesini ve bireylerin umarsız sınıf atlama çabalarını simgeleyen çirkin ördek yavrusu ile insan karışımı bir melez figürü kullanarak başlar. "Ölen kuğu" ile imkasızı başarmaya çalışan, sınıf atlamaya çalışan ve her seferinde kendi gerçeliğine toslayarak başarısızlığa uğrayan kaybetmeye mahkumları anlatmaya çalışır.

İlerleyen yıllarla birlikte kağıt üzerindeki çalışmalarını ilerleten Peter Callesen evler, şatolar, ölüler ve diriler, natürmortlar ve düşsel figürler üzerinde çalışır. Artık A4 çalışmaları üç boyutludur. İki boyutluluk ile üç boyutluluk arasına bir gerçeklik köprüsü kurar. Düşler gerçekliğe buradan birer birer adım atar.



Çalışmaları için buraya bakabilirsiniz.



X Bilinmeyeninin Şey'si yada Ş'si

x harfi, cebir ilminde bilinmeyen nicelikleri göstermek için kullanılır. x bilinmeyeni ve bilinmek istenen değerleri bilinene kadar temsil eden en muteber işarettir. Hemen hemen tüm dünyada böyledir.

Peki neden bilinmeyen nicelikler için x işaretini kullanırız? Çünkü arap ve arap allfabesini kullanan bilim adamları cebirde bilinmeyeni temsilen "şey" ifadesi,  şey için de "ş" harfini kullanırlardı. Arapça kitaplarda bilinmeyen niceliği ifade etmekte önceleri bilinmeyen şey anlamında olarak şey kullanılmış, daha sonra bu ifade kısaltılıp yerine harfi geçirilmiştir. O sıralarda İspanyolcada ş harfi x şeklinde yazıldığından Arapça cebir kitaplarındaki ş harfi İspanyolca cebir kitaplarında x harfi şeklinde yer almıştır. Ayrıca Arapça cebir kitaplarında bilinmeyen nicelik anlamında kullanılan şey kelimesi İtalyanca cosa olarak tercüme edilmiş ve cebirde Arapça anlamı ile kullanılmıştır. İtalyancada bu kelime sonraları co olarak kısaltılmıştır. Daha sonra okunuş yakınlığı sebebiyle bu hece yerine daha kısa olan x harfi geçirilmiştir. Böylece cebirdeki bilinmeyen nicelik ifadesi olan x Arapça ş harfinden İspanyolca aracılığıyla ve Arapça şey kelimesinden İtalyanca aracılığı ile diğer lisanlara geçmiştir.

Müslüman bilim adamlarının cebirde kuralları ve nosyonları belirlediği zamanlarda Endülüs Emevi'den cebirin incelikleri ile kural ve işaretlerini de miras alan İspanyolların ş bilinmeyenini tüm diğer milletlere x olarak aktarmasının hikayesi kısaca bu şekilde cereyan etmiştir.

Kaynak: A. Mehmet Çalışkan
İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca ve Portekizcede
Arapça, Farsça ve Türkçe Asıllı Kelimeler (Tam olmayan altı liste)


Necip Fazıl'ın Dinler Arası Diyalog Yorumu

Yorum yapmayacağım, sizlere 1949'larda Necip Fazıl'ın dönemin diyalogcularına yazdığı bir makaleyi aktaracağım. Dinler arası diyalogun mazisinin bayağı bir eski olduğunu, her dönem kendine bir taşeron seçtiğini, ama diyalogun misyonundan ve manasından asla taviz vermediğini görmek şahsen bizi hiç şaşırtmadı.



Kovadis?

Türk Ocağı merkezine Patrik Athenagorası davet eden Hamdullah Suphi Tanrıöver... Başlığının altında "doğruya doğru, eğriye eğri" ölçüsünü taşıyan, fakat hakikatte doğruya eğri, eğriye doğru demekten başka bir şiar taşımayan (Vatan) gazetesinin geçen Pazar günkü sayısında, baş sahifenin baş köşesini süslettiği şekilde, sözde memleket münevverlerini Patrik cenaplarının mihveri etrafında halkalandıktan sonra, aynı (Vatan) gazetesine göre aynen şöyle hareket buyurmuşlardır:



"Hamdullah Suphi Tanrıöver, bundan sonra, Patrik Athenagorasın gösterdiği yakınlıktan bahisle, Türk milletinin dinler ve milletler arasında yakınlık istediğini, Patrikhanenin Osmanlı İmparatorluğundan da eski bulunduğunu, Bizansın bir yadigarı olduğunu ve aramızda konuşulan eğlencenin yabancı gelmediğini, tek emelin Türkiye topraklarında müşterek bir kültür kurulması olduğunu, her iki milletin tarih bakımından çok eski olduklarını belirtmiş ve büyük mazinin mahfuz kalacağını söylerek şöyle devam etmiştir:

- Kendilerinin işgal ettikleri makam çok büyüktür. İnandıkları ve inandığımız yolda bütün Ortodoks aleminin faaliyette bulunması için, manevi nüfusları en büyük amil olacaktır!"

Heeeeey, heeeeey, heeeeey, müslüman Türk topluluğu!!! "Türk Ocağı" gibi bir yaftanın altında veya maskenin arkasında, bu sözler senin yüzüne nasıl söylenebiliyor? Cedlerinin raşedar şehadet parmakları halinde göklere uzattığı minarelerle çevrili, İslamın Bizansa karşı tarihi zafer beldesinde, bir Hamdullah Suphi Tanrıövmez, resmen ve alenen, Patriğin manevi sahabetine nasıl sığınır, Patrikhanenin Osmanlı İmparatorloğundan eski olduğunu niçin söyler, Bizansın bir yadigarı olduğunu ne yüzle telaffuz eder, aramızda konuşulan Eğlencenin yabancı olmadığını, yani ana dilimiz gibi bizden olduğunu ne cesaretle iddia eder ve tek emelinin Türkiye topraklarında müşterek bir kültür kurulması olduğu lafile acaba neyi kasdeder? Patriklik makamını "çok büyük" sözüyle tazim eden Tanrıövmez, farkında mıdır ki, bu sözleri o da harp ve düşmanlık mevsiminde bulunmak şartı ile, ancak Türk düşmanı bir Yunanlı söyleyebilir? Amerika'daki dinler arası kongreye iştirak vesilesi ile Patriği tanıyan Hamdullah Suphi, yoksa Patriğin maiyetinde, Peygamber ve Şeriat farkı ihtilafını kaldırıp, sadece Allahın varlığı ve birliği üzerine müesses yeni bir din sevdasında mıdır ve bunun için mi eski ve malum Türk Ocakları Reisi cübbesine bürünmeye lüzum görmüştür?

Bütün maskeleri, bütün nesepleri ve iç yüzleri ile beraber çekip göstermek için, taraflardan tek bir karşılık bekliyoruz!

Tanrıövmezin evinde, böyle bir beynelmilelcilik cereyanının ilk kadrosunu çizen toplantının (Vatan) sütunlarında gördüğümüz fotoğrafında, meşhur avdeti Ahmet Emin Yalman'ın da manevi Bizans İmparatoru Haşmetlü 1. Athenagorasın solunda yer aldığını kaydetmek, davanın renk tonunu belirtmek bakımından faydalıdır!

Kovadis Tanrıövmez? Hiç olmazsa "Türk milleti dinler arası yakınlık istiyor!" tarzında bir iftira selahahiyetinden ve (Türk Ocağı) oyunundan vazgeç de, git dilersen kendine "Tanrıöver" in Eğlence karşılığını ruhanilik ismi olarak seç ve Türklük, Türkçülük iddiasını başkalarına bırak!

Yunanlılar, asılları kendilerinden olduğu halde, başımızda tuttuğumuz ve temsilciliğine göz yumduğumuz sizin gibi insanlar yüzünden mi yoksa, Türk çocuklarını hor ve hakir görmeye yeltendiler?



Necip Fazıl
27 Mayıs 1949
Hücum ve Polemik
(Büyük Doğu Yayınları, Eylül 1992 baskısı, sf:115-117; vurgular asıl metine aittir.)



Dünyanın En İyi Sunum İçerikleri

İnternet her türlü kodlabilir bilginin topluluklar aracılığıyla paylaşıldığı bir sanal bir dünyaya doğru hızla ilerliyor. Slideshare.Net de Dünyanın En İçerikli Sunumları adıyla bir yarışma düzenlemiş. Farklı farklı içeriklere sahip çeşit çeşit sunumlar yavaş yavaş eklenmeye başlamış. Hemen her konuda sunum bulmak mümküm. Belki sizlerinde ekleyeceği sunumlar vardır. İşte en iyi içerik iddiasıyla eklenen sunumlar...


Sayfa :  1