En Büyük Düşmanını Kendi Yarattı!

...en büyük düşmanını kendi yarattı, tıpkı her yerdeki despotların yaptığı gibi! Despotların[,] ezdikleri insanlardan nasıl korktukları hakkında hiçbir fikrin var mı? Hepsi de çok sayıdaki kurbanların arasından bir gün mutlaka birinin çıkıp ayaklanacağının, onlara karşılık vereceğinin farkındadır!

...Öteden beri ona meydan okuyacak kişiyi bekleyip duruyordu.

...ve anında eyleme geçti; bunun sonucunda da yalnızca onun işini bitirmesi en muhtemel adamı kendi eliyle seçmekle kalmadı, ona benzeri olmayan ölümcül silahlar da verdi!*

Nedendir bilmem hafta sonu gündemini takip edince aklıma bir çocuk romanı dizisi olan Harry Potter'dan bu satırlar geldi! Yetişkinlere duyurulur.

*Harry Potter ve Melez Prens, J.K.Rowling, Çevirenler: Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu,
sf: 467-468




28 Nisan Süreci

Genel Kurmay Başkanlığı'nın açıklamsı için 27 Nisan fiskesi desem sizce uygun olur mu? Ama ben bu şekilde tanımlamayı daha uygun görüyorum. İkinci bir 28 Şubat süreci yada darbesi diyemiyorum çünkü bu sefer aktörler farklı saflarda yada en azından 28 Şubat Darbesi kadar konumları net değil. AB ve ABD hemen hükümet yada kendi deyimleri ile demokrasi tarafını tutup açıklama yaptılar. Medya da daha tedbirli davranıyor. Dört bir yanı muhtıra olan açıklamayı bildiri yada uyarı diye yayınladılar. Bazı köşe yazarlarımız da kendilerinden yada patronlarından hiç beklemediğimiz bir hassasiyetle "demokrasiden" yana taraf oldular. Sermayeyi de ne yapacak acaba dört gözle bekliyoruz. Özellikle yabancı sermayenin "malda" yada "tahtada" yakalandığı bir ortamda nasıl bir tepki verecekler?

28 Şubat Süreci, adı üstünde bir süreçti. Yine bir süreçten geçiyoruz ancak asker bu sefer çok daha geç sahneye çıktı ve "silkinin" ben hala silahım ve kendimi adadığım değerleri koruma kudreti ile başınızda duruyorum diye hatırlatmada bulundu. Öyle darbe değil de bir fiske indirdi aymaz sivil başlara. Bu gecikmenin arkasında zannımca askerin "özde bağlı olmak" uyarısı ile sizden eşinin başı açık bir Cumhurbaşkanı adayı bekliyoruz talebinin AKP Hükümeti'nin okuyamaması yada dikkate almaması yatıyor. Muhtemeldir ki asker, eşinin başı açık bir aday bekliyordu ve aday Abdullah Gül olunca ilk turun sonuçlanması bekledi. Mahkeme aşamasına gelince de tüm haşmetiyle gözlerimizin önünde demire çeliğe büründü.

Muhalefet de, sadece ana muhalefet değil yeni yetme don kişot heveslileri ANAP ve DYP de bu sürece dahil oldu. YÖK ve bildik üniformasız (sivil değil) toplum örgütleri zaten 28 Şubat Sürecinden hiç çıkamadılar. Malum 28 Şubat Süreci bin yıl da olsa sürecektir, kendileri de elan nöbettedirler. Cumhurbaşkanı da doğrudan sahneye çıkmadan makamlarının gereğini yapmıştı ki yine yapacaktır. Ama bir tek eksik kalmıştı bu süreçte Yargı erki. Evet Yargı, diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi. 28 Şubat Sürecini hatırlarsınız yargı önce Refah'ı, sonra da Fazilet Partisini kapatmak için sürece müdahil olmuş, günümüz başbakanını kodese tıkma başarısını göstermişti.

Şimdi sürece geciken yargı tekrar sahaya çağrılıyor. Gece yarısı yapılan ivedi muhtıranın başka bir izaha ihtiyacı yok. Bekliyoruz Anayasa Mahkemesi nasıl bir karar verecek diye. Ancak seçimler iptal edilir ve erken seçim kararı alınırsa bugün yaşadığımız sürecin adı kesinlikle ( 27 )-28 Nisan Süreci olacakltır. 10 yıl önce MGK ile başlayan süreç bugünde Genel Kurmay Başkanlığı'nın gece yarısı muhtırası ile başlamış olacak.

Ülkemizin geldiği eşikte ANAP ve DYP'ye en koyusundan bir tutam kına sunmak ( CHP'ye hiçbir lafım yok! ), Askerimize de asıl tehlikenin; doğudan gelen saldırgan Batı'nın peşini bırakıp kendi evlatlatlarını korkutmak istediği için eseflerimi sunmak istediğimi belirtmek isterim.


Atatürk'ün Bir de Bursa Nutku Varmış!?

Geçen hafta sonu bir yakınımın çocuğunu ders çıkışı almak için bir dershaneye gittim. Dersin bitip zilin çalmasını beklerken sıkılıp dershanenin koridorlarında dolaştım. Koridorda çeşit çeşit, renk renk panolar, çerçeveler vardı. Bunların içinden bir tanesi ilgimi çekti: Atatürk'ün Bursa Nutku başlığı altında, nutuktan çok bir hitabı andıran bir Türk gençliği tarifi! Arkaplanda Atatürk'ün resmi olduğu halde Bursa Nutku'nun yazılı olduğu bir çerçeve. Çok şaşırmıştım. İlk defa Atatürk'ün Bursa Nutku isimli bir hitabı olduğunu öğrenmiştim. Hem de ilkokul öğrencilerinin gittiği bir dershanenin çerçeveler içinde tebliğ ettiği bir parşömenden. Bursa Nutku denilen ve Atatürk'e atfedilen hitap, daha doğrusu aksiyoner Türk gençliği tarifi şöyle:

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır, demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

(Vurgular bana ait.)

Bu hitabın Atatürk'e ait olduğuna inanamadım. Biraz araştırınca Bursa Nutku hakkında şüpheler olduğunu öğrendim. Özellikle ihtilallerin Türkiyesinde bu Nutkun unutturulmaya çalışıldığından bahsedenler de vardı. İşin açıksa Bursa Nutku aksiyonerlikten çok anarşiye davet ediyor. Yasal yollardan hak arama kaydı varsa da kurumların daha devrimi benimsediği şüphesini zikrediyor. Özellikle kurumların yeniden düzenlenmesi gereği ve inisiyatifin ele alınması ibareleri oldukça düşündürücü. Bu metin Atatürk'ün bir demeci midir değil midir bilmiyorum. Ancak bu metnin bir ilköğretim dershanesinin duvarlarında ne işi var? Şüpheli bir metnin daha çocuk yaşta öğrencilere Ata'nın dilinden model Türk genci olarak sunulması ne kadar doğru?




Sayfa :  1