Meydanların Yağız Kızı Türkan Saylan'ın Geçmişi

Türkan Saylan Hanımefendi öğrencileri tarafından sevilen bir hocadır. Özellikle ÇYDD kapsamında verdiği burslarla bu sevgiyi daha bir pekiştirir. Son günlerde ise yurt sathında büyük makes bulan ve bir kesimce Cumhuriyet Mitingleri olarak anılan toplumsal hareketin en önemli başaktörlerinden biri olarak dikkat çekti. Ben de acaba Türkan Hoca kimdir diye bir araştırayım dedim. Bakın şurada Şişli Gazetesinde MİT raporu olarak ifade edilen bir raporda Türkan Saylan Hanımefendi için neler deniyor:

...
Profesör Türkan Saylan hakkında yapılan incelemede annesinin Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1324 ( 1908 ) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan olduğu, Lili Mina Raiman ismini taşımakta iken 1936 yılında Leyla ismini aldığı hususları tespit edilmiştir.
...
Faaliyetlerine Sağlık Eğitim Vakfı olarak devam eden;

...Üsküdar Amerikan Lisesi, Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlköğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu, Gaziantep Amerikan Hastanesi ile bağlantısı bulunan Amerikan Bord Heyeti...;

ile yakın ilişkileri varmış. Ne zaman Türkan Hoca'yu dinlesem sözlerinin gölgesinde bir İslam düşmanlığı sezerdim. Ama sezgi hüküm verilemez. Zahirde eleştiri yobazlığa, taassuba, öyle vurgular. Ama Şişli Gazetesi'nin verdiği bilgiler doğruysa Türkan Saylan Hanımefendi'ye biraz daha dikkat etmek gerekir.

Not: Dünya Kiliseler Birliği ve Amerikan Bord Heyeti hakkında daha fazla bilgi için Şişli Gazetesine bakılabilir.



Euro'nun Uluslararası Döviz Rezervi Olarak Yükselişi

Deutsche Bank 2000 yılında yaptığı öngörünün hala geçerli olduğunu açıklayan bir rapor yayınladı. Diyorlar ki, 2010'a kadar dünya çapında tutulan döviz rezervlerinin %35-40 Euro olacaktır.

Küresel ölçekte yabancı döviz rezervleri 2001-2006 arasında %150 artarak 5 trilyon USD'ye yükseldi. Bu artış özellikle halihazırda rezervlerin 2/3'ünü elinde bulunduran Asya ekonomilerinde yaşandı. Bununla birlikte bu döviz rezervleri incelediğinizde sadece 3,33 trilyon USD'nin kullanılabilir olduğu görülmektedir.

Euro 1999 yılında tedavüle girdiğinde rezervlerin %18'ini teşkil ediyordu. 2003 yılına gelindiğinde ise bu oran %25 civarındaydı. Ve o günden bugüne de %25'ler civarında seyrediyor. Sterlin de bu süreçte (Malum İngilizler Euro'yu kullanmıyor) Yen'in  üçüncülük tacını ele geçirdi.

Deutsche Bank küresel döviz rezervlerindeki Euro payının 2010 yılında %30-40'lar civarında olacağının hala gerçekleşmesi güçlü bir öngörü olarak değerlendirmektedir. Bu öngörüyü desteleyen dört anahtar faktör vardır:

Artan aşırı rezervlerin daha iyi faiz getirisi sağlaması konusunda Merkez Bankalarının üzerindeki baskı her geçen gün artmaktadır.
Çin de dahil büyük döviz rezervlerine sahip birçok ülke Merkezi Bankalarındaki bu revzerleri ayrı bir birime aktararak bunlar aracılığıyla rezervlerini yönetmeye çalışmaktadır.

Ancak 2010 sonrası Euro'nun yükselişini sürdürmesi hala Avrupa'nın, ABD'nin ve dünyanın geri kalanının yapacağı yapısal değişikliklere karmaşık bir şekilde bağlıdır. Bunlar olmadan bir dolar rönesansı pek muhtemel görülmemektedir.
Yuan'ın ise 2010'dan çok sonrasına kadar uluslararası bir rezerv olma potansiyeli taşıdığı söylemek çok zor.

Aslında raporun en veciz ifadesi ABD Hazine Sekreteri John Connally ile Avusturya Ulusal Bankası Yönetim Kurulu üyesi Josef Christl'in sözlerinde saklı:

John Connally, "Dolar bizim paramız ancak sizin probleminiz" derken Josef Christl "Euro, bizim paramız, ancak herkesin varlığıdır" demektedir.




Aslında Ne Olmadı?

Yaman Törüner'in bugünkü makalesi dikkatimi çekti. AKP Hükümeti'nin son 4 yılın ekonomik gelişmeleri için geliştirdiği siyasi izahatların yanına Törüner kendi iktisadi yorumlarını koymuş. Aradaki fark görülsün diye. Aslında çok da iyi olmuş. Yaşanan aynı gerçeğin farklı kavramlarla ve arka plan ile nasıl hem olumlu hem de olumsuz betimlenebileceğini göstermiş. Yani hükümetin ekonomik gelişmeler üzerindeki ilüzyonunu ortaya koymuş. Ancak bu deneme de temel bir ilke çiğnenmiş, o da son bomba diye yazının bitimine iliştirilmiş. Ne var ki bomba makalenin kendisine düşmüş. Neden mi?

Önce Törüner'in hükümetin siyasi ilüzyonu gözler önüne sermek için geliştirdiği iktisadi yorumlar:

  • Ekonomi çok iyi.
  • Aslında, sadece rakamlar fena değil. Halka yansıyan fazla bir şey yok.
  • 4 yılda ortalama yüzde 7'nin üzerinde büyüdük.
  • Aslında, bütün ekonomiler büyüdü. Bizim büyümemiz gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altında.
  • Önceki yıllarda, büyüme yüzde 2'ler civarındaydı.
  • Aslında, onlar kriz yıllarıydı. Her şey çok bozulmuştu ve düzelme de bu nedenle üçlü oldu.
  • Son 4 yılda ekonomi iyi yönetildi.
  • Aslında, ekonomi yönetimi tamamen IMF'ye bırakıldı.
  • Yabancıların ülkemize ilgisi arttı.
  • Aslında, dünya ekonomisi büyüdü ve küreselleşti. Bütün azgelişmiş ülkelere benzer ilgi var.
  • Daha ucuza borçlanıyoruz.
  • Aslında, yüksek reel faizler yüzünden, cumhuriyet tarihinin en yüksek faizleriyle borçlanılıyor.
  • Türk lirası, iyi ekonomi yönetimi nedeniyle değerli.
  • Aslında, değerlilik çok yüksek reel faizler nedeniyle.
  • İyi ekonomi yönetimi nedeniyle enflasyon düştü.
  • Aslında, enflasyonun düşüşünün en büyük nedeni, ucuz döviz. Bu sayede, üretim yapmak yerine ucuz ithalat yapılıyor ve ucuz ithal malları fiyatları düşürüyor.
  • Mali disiplin iyi uygulandı.
  • Aslında, başlarda doğruydu. Ama, gerekli olan vergi reformu yapılamadı.
  • Borsamız iyi yükseldi.
  • Aslında, tüm dünya borsaları yükseliyor. Üstelik, bizim borsamız yabancı alımları ve sıcak para nedeniyle yükseliyor.
  • Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirmesini yaptık.
  • Aslında, büyük özelleştirme yapıldı ama elde edilen gelir, cari açığı kapatmaya gitti.

"Aslında" diyerek başlanan cümlelerle kendince karşı tezlerini ortaya koymuş ve sonra asıl bombayı patlatmış:

Türkiye'nin kişi başına düşen GSMH'ı 5000 USD iken 1,3 Milyar nüfusa sahip olan Çin'in bile satın alma paritesine göre kişi başına düşen geliri Türkiye'den daha fazla demiş. Böylelikle ilk defa kişi başına düşen GSMH ile satın alma paritesine göre kişi başına düşen gelirin birlikte mukayese edildiğine şahit olmuş oldum. Yani hep derler ya elma ile armut mukayese edilir mi; elmalarla elmalar, armutlarla armutlar mukayese edilir. Hocamız tutmuş Türkiye için GSMH'ı (üretim yada harcama yöntemiyle hesaplanan) veri olarak almış, diğer ülkeler için ise satın alma paritesini veri olarak almış. Bence asıl bomba bu olmuş. Sırf Türkiye Çin'in gerisinde diyebilmek için! Hadi hükümetin yaptığı ilüzyon, o zaman Törüner'in yaptığı nedir?

Bu arada Türkiye'nin satın alma gücü paritesine göre 2004 geliri kişi başına 7.561 USD. Yani 2004 verisiyle bile Çin'in üstünde. Ama OECD'in en küçüğü olduğu gerçeği de ortada.




Orman, Başmuhafız ve Soruları

Gençlik bir kuş gibi dalıma konduğu vakitten beri İbretya baş muhafızlığını yapıyorum. Ormanının güvenliğini temin etmek benim görevim. En büyük düşman da, çalbozanlar. Ormana adım bile atmamaları gerekiyor. Elimden geldiği kadar onları uzak tutmaya çalışıyorum ama bana mısın demiyorlar! Ormana gelmek için muhakkak bir sebepleri oluyor. Yol bulamasalar yol açıyorlar. Yüzyılların şahitliğini yapmış ardıçları hiç acımadan deviriyorlar. Elleri hiç boş değil, hep silahlı. Ellerinde tüfek, tüfek yoksa balta var. Hiçbir şey bulamazlarsa bir sopa alıyorlar. Bu çalbozanlar korkularına göre hareket ediyor herhalde. Acaba korkuları nereden geliyor bunların?

Neyse ne! Çalbozanlardan sonra en azılı düşman diğer vadilerin sırtlanları, kartalları, çakalları ve hatta kurtları. Bunlar da tam baş belası. Zayıf düştüğünü gördüğü an tepene binerler. Kırk yıllık ahbaplığınızın yıkılması küçük bir tökezlemenize bağlıdır. Gerçi dostluğu bozmayanlar da vardır ama bu sefer de ormanın büyükleri, -bunlar ne diye dostluğu bozmuyor, bak ne hale düştük tek bir düşmanlıklarını görmedik, vardır bu sinsilerin bir hesabı!- diye işkillenirler. Dikkat etmekte fayda vardır. En son aşağı ovaya saldırı olmuştu. Aşağı ovanın sakinleri epey heyecanlanmış, korkudan küçük dillerini yutmuştu. Ama bir muhafızımız kendisinden hiç beklenmedik şekilde İbretya’yı müdafaa etmişti. Kendi gözleriyle görmese inanmazdı. Babamın yeni muhafızın diye kendi emrine verdiği, bırakın gerektiğinde koşmayı günlük hayatta bile yürümekte zorluk çeken bir muhafız. Hem de bir çakal. Çakaldan bir muhafız kulağa ne hoş geliyor! Çakalların muhafız olduğu tek vadi burasıdır herhalde.

[ devamı..... ]


Sayfa :  1