57. Alay ve Sancağı

18 Mart 1915'de Çanakkale Deniz Muharebelerinden büyük bir zaferle çıkan Türkiye'ye hiç fırsat vermek istemeyen düşman kuvvetleri kara harekatı başlattı. Ve 25 Nisan 1915 tarihinde Anzak Birlikleri Arıburnuna çıkarma yaptı. M. Kemal kumandasındaki 57. Alay bu Anzak Birliklerine hiç vakit kaybetmeden taaruz etti. Tarihi vesikalara göre 25-28 Nisan 1915 tarihlerinde komutanı Yarbay Hüseyin Avni dahil olmak üzere 57. Alay'ın tamamı bu muharebelerde şehit düşmüştür.

Sadece dört gecede 628 akerimizi kaybettiğimiz 57. Alay bu tarihten sonra Türk Milletinin kalbinde eşsiz bir yere sahip olmuştur. Ne var ki bu seçkin birliğin fedakarlığına bir minnet işareti olarak ancak 1992'de anıt yaptırılabilmiştir.

57. Alay'ın sancağı kısa bir süre öncesine kadar teslim alınan ender Türk Birliklerine ait sancaklardan biri olarak bilinirdi. Ancak 2 mayıs 2005 yılında Hürriyet'te yayınlanan bir yazıya göre bu doğru değildir. Genel Kurmay Başkanlığı bu bilgiyi doğrulamamış, sancağın teslim alınma ihtimali gözetilerek imha edilmiş olabileceğini, Avustrulya'da bir müzede olduğu söylenen sancağın yerinin bilinmediğini belirtmiştir.

Dört gecede 57. Alay'ın tamamını, tam 628 askerimizi kaybettik. Belki tüm zamanların en kanlı harbi olmuştur Çanakkale. Belki Çanakkale'nin en kanlı muharebesi de 57. Alay'ın Arıburnu müdafaası olmuştur. Aziz şehitlerimizi Zafer Bayramı'nı kutladığımız şu günlerde tekrar minnet ve rahmetle anıyoruz.



Yükselen Piyasalar ve Türkiye'nin Makro Ekonomik Göstergeleri

Son yıllarda küresel ölçekte yükselen piyasaların soluksuz büyümesi göz doldurmuÅŸ, Türkiye de bu rüzgarı arkasına alarak özellikle makro ekonomik göstergeler açısından olumlu geliÅŸmelere imza atmıştır. Ancak bu sene yazın baÅŸlarında özellikle yükselen piyasalardan sıcak paranın hızlı çıkış hareketleri gerçekleÅŸtirmesi ve geliÅŸmiÅŸ ekonomilerde dahi para piysalara hakim olan kısa süreli küçük panik hali yükselen piyasalar içinde en çok Türkiye'yi etkiledi. İki üç hafta içinde ABD Doları 1,75'leri Euro 2,2'leri gördü ve bugün itibariyle de ABD Doları 1,45-1,50 aralığında düzeltme yaptı.

2001'in aksine bu hareketler Türkiye'de ciddi bir panik havası yaratmadı. Muhtemelen bunda döviz kurlarının 2002 yılından beri; zaman zaman çıkışlar ve inişler yaşansa dahi, YTL karşında sürdürdüğü yatay hareketin Türk insanında oluşturduğu beklenti ve psikolojik hazır olma halinin etkisi büyüktür. Ancak neden en çok Türkiye etkilendi sorusuna bu durum cevap vermiyor.

Bu soruyu cevaplamak için yandaki tabloyu incelemek yeterli olacaktır. 2005 verilerine göre Türkiye özellikle dış ticaret açığı ve cari açık göstergelerinde ciddi kırılgan bir seyir izlemektedir. Meksika haricinde Türkiye dışında diğer ülkeler dış ticaret ve cari fazlası vermektedir. Meksika'nın durumu ise Türkiye'ye göre çok daha rahattır. Enflasyon açısından yine önemli yol katedilmekle beraber Arjantin dışında Türkiye'nin enflasyon düzeyi diğerlerine göre hala yüksektir. Arjatin'in durumu ise özellikle Türkiye'nin ödediği reel faiz oranı dikkate alındığında kolayca anlaşılabilir. Arjantin'de reel faiz 0'ın altında kalırken Türkiye'de 10 puanın üzerindedir ve Brezilya ile birlikte en yüksek reel faize sahip ülke durumundadır.

Rakamlardan anlaşılabileceği gibi Türkiye cari açığını şu an yüksek reel faize katlanarak finanse etmektedir. Ve bunun maliyeti her geçen faiz giderlerine eklenmektedir. Türkiye'nin son piyasa dalgalanmasında en çok etkilenen ülke olmasının arkasında cari açığın yattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Yüksek reel faiz bu kırılganlığı şimdilik dengelese de bütçeye yüksek maliyet getirmektedir.




28 Ağustos 2005 Katrina Kasırgası ve ABD Yönetiminin Düşünsel Varsayımları

Louisiana Deniz Seviyesinin Altında Olduğu için Sulara Gömülmüş ve Su Doğal Yollarla Tahliye Edilememişti.23 Ağustos 2005 tarihinde Bahama açıklarında başlayan ve 27 Ağustos günü 3. kategori kasırga sınıfında olan Katrina Kasırgası sadece bir gün sonra 28 Ağustos 2005 tarihinde 5. kategoride bir kasırga dönüşmüş ve en güçlü olduğu anda Louisiana'yı adeta haritadan silmişti. Resmi rakamlara göre yaklaşık 2000 kişi ölmüş, 1000 kişi de kaybolmuştu.

ABD küresel ölçekte süper güç olduğu ilan etmesine karşın Katrina Kasırgasına müdehale edememiş ulusal çapta bir krizin eşiğine gelmişti. Louisiana halkının ağırlıklı zenci ve genel olarak gelir düzeyinin düşük olması, felaketin bu büyüklüğe ulaşmasında ABD yönetiminin ayrımcı ve ırkçı yaklaşımında kaynakladığı iddialarını gündeme getirmişti.

Aradan yaklaşık bir yıl geçti. Dünyaya böyle bir hadisenin yaşandığını neredeyse unutturmayı başardılar. Özellikle bizim yerel basında pek birşey görmedim.

ABD'nin düşman odaklı siyasal ve ekonomik anlayışı, doÄŸaya egemen olma merkezli çevre deÄŸerlendirmesi aslında bu tip felaketlere davetiye çıkarıyor. Kasırganın Huston Uzay üssü dışında ABD yönetimi için stratejik bir önemi olmayan yerleÅŸim birimlerini vurması ve kendine güvenin göz baÄŸlayıcı etkisi, Katrina felaketinin etkisini bir trajedi haline getirdi. Milyonlarca insan evlerinden yurtlarından oldu. Buna karşın ABD yönetimi hala bildiÄŸini okumaya devam ediyor. Hala çevresini egemen olabileceÄŸi/olunması gereken ve mutlak malik sıfatıyla tasarruf edebileceÄŸi/edilmesi gereken nesneler olarak deÄŸerlendiriyor. Kendi evlatlarını bile...




Marka olarak Asker ve Silahlı Kuvvetler

Marka Olamayan Asker ve Silahlı Kuvvetler SigarasıTEKEL 1928'de Asker ismini verdiği sigraranın üretimine başlar. Kıbrıs harekatı ile de Silahlı Kuvvetler ismi verilen bir diğer sigaranın üretimine başlar. Ancak 1990'ların ortalarından itibaren Türkiye'de tütün ve alkollü içecekler sektöründe ağırlığı iyice hissettiren yabancı sermaye TAPDK (Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu)'na başvurarak TEKEL'in bu iki mamülünün rekabeti engellediği belirterek şikayet eder.

Bu iki sigaranın özelliği TSK askeri kantinlerinde askerlere satılması ve ilgili yönetmelik gereği gelirlerini Mehmetçik Vakfı'na bırakması. Pazar avcısı yabancı sermaye askeri kantinlere gözünü dikmiş olacak ki şikayet etmekte hiç gecikmemiş. Her neyse, TAPDK konuyu incelemiş, sigaraların tescilli marka sahibi olmadığını görmüş. Bunun üzerine TEKEL'e sigaraları tescil etmesini ynünde görüş bildirmiş. TEKEL de gelen talep üzerine Türk Patent Enstitüsü'ne Asker ve Silahlı Kuvvetler markalarını tescil etmek için başvurmuş. Ancak 1928'den beri TEKEL'in ilk markalarından Asker ile Sillahlı Kuvvetler markalarının, kamuya mal olmuş simge ve anlam içermeleri nedeniyle tescil edilemiyeceği cevabını almışlar. Nihayetinde TAPDK TEKEL'den üretimin durdurulmasını istemiş, böylelikle askeri kantinler de rekabete açılmış olmuş.




Aktif Büyüklüğüne göre İlk On Banka

2006 II. çeyrek aktif büyüklüğüne göre ilk on bankanın toplam aktif büyüklüğü 382,2 Milyar YTL yapıyor. Bankacılık sekörünün toplam aktif büyüklüğü 455 Milyar YTL olduğu düşünülürse ilk on bankanın sektörün %83'nü olduşturduğu görülür.

Bu dönem sıralamadaki en önemli nokta Ziraat Bankasının kuruluÅŸundan itibaren ilk defa aktif büyüklüğüne göre bir özel bankanın, İş Bankasının, gerisinde kalmasıdır.

2001 krizi sonrası kamu bankalarındaki aktif büyüklüğünün göreceli küçültmesi politikalarının ve son birkaç yıldır Türkiye'de bankacılık sektöründe yaşanan, yabancı yatırımcılar ile hızlanan büyümenin bu gelişmede payı büyük.

Ayrıca bu dönem 16 bankanın zarar açıklamış olması, aktif büyüklüğüne göre Akbank'ın 3. olmasına karşın en iyi kar açıklayan banka olması da diğer dikkat çeken hususlar. Bu arada bankaların gelir tablolarında hızla artan komisyon gelirleri de dikkat çeken diğer hususlardan.

Aktif Büyüklüğüne göre ilk on banka şöyle:

2006 II. Çeyrek Aktif Büyüklüğüne göre İlk On Banka




Medya ve Etik

Kevin Spacey'in oynadığı orjinal ismi "The Shipping News" olan filmde, filmin kahramanı "Quoyle" beceriksiz bir gazetecidir. Küçük bir kasabada eski bir yerel gazete çalışanından haber hazırlama işi için nasihatler alır:

-- Gökyüzündeki şu kara bulutları görüyor musun? Hadi onları tanımla?
-- Kasabanın açıklarında gökyüzünü kara bulutlar kaplamıştı.
-- Hayır! Kasabayı büyük bir fırtına tehdit ediyor.
-- Nasıl olur? Ya fırtına olmazsa?
-- O zaman da kasaba büyük bir fırtınadan kurtulmuş olur.

Bu konuşmayı dinleyince nedendir bilmem bizim medya ve habercilik anlayışıları geldi.




The İmam (yada The Motorsiklet)

The İmam bazılarının büyük ümitler beslediği ama perdede sükutu hayale uğradıkları, mühim bir konuyu, hala anlayamadığım bir senaryo ile iç ettikleri bir film. Kendini Türkiye'de 28. Şubat Süreci sonrası İmam Hatip mezunlarının içine düştükleri psikolojinin irdelenmesine adayan film, netice itibariyle amacını bir tarafa koyup bir motorsikletin köşe bucak elden ele nasıl gezdiğini, bir motorsikletin kaç görünüşü olabileceğini isbata kalkışmış. Örneğin, Emrullah için kaçış aracı olan, Göçer delikanlının sadece sürmeyi düşündüğü, Hacı Feyzullah'ın oğlu için zincirlerini kıracak, Hacı Feyzullah için de oğlunu ve nikahını çalacak motorsiklet görünüşü gibi.


Benim anladığım, güya motorsiklet, Emrullah'ın Emre olmak için, İmam Hatip mezunu olmaktan bilgisayar mühendisi olmaya kaçışının simgesidir. Bir sahnede trafik polisleri (zinde devlet güçlerini temsil ediyor olacak) aşırı hızdan Emrullah'ı (Emre'yi değil) durduğunda, polisler daha ağzını açmadan Emrullah'ın "ben bilgisayar mühendisiyim" demesi ve bunu tekrarlaması herhalde senarist için filmin ana motifini temsil ediyor olacak. Ancak bu motorsiklet'in ne kadar iyi bir simge olduğu ve kullanılışı açısından metafor olma görevine ne derece hakkını verdiği tartışılır. Yüze iltifat edileceğine peçeye iltifat edilmiş.

Ayrıca filmin başında "hiç ölü yıkadım mı sorusuna" filmin sonunda "Aziz Pir'in" naaşını yıkayan Emrullah ile verilen cevap da istenilen etkiyi verememiş. Emreleri aslına rücü ettirecek görev için ölü yıkamayı seçmek, hele ki İmam Hatipli oluşundan kaçmayı aklından bile geçirmeyen "Hüseyin'in babası Mehmed'i" seçmek de aynı durumda.

Ayrıca senaryo o kadar kopuk ki; o çocuk birkaç kucaklık samanların içinde kimseye görünmeden nasıl kayboldu, Emre'nin ortağına ne oldu, Zehra'ya ne oldu? Köyün delisi filmin sonunda seviyor dedi o kadar. Buna karşın motorsikletin sonu unutulmamış: Motorsikletin üsütüne, sürmek için (kaçmak için değil) diye bir not iliştirilmiş.

İmam Hatipliyi anlatayım derken bir motorsiklet etrafında toplanan birbirinden kopuk çok sayıda hikaye anlatılmış. Aslında İmam Hatipli, cenazesi yıkanıp gömülen Aziz Pir'di. Keşke onun hikayesi anlatılsaymış, tabi ki motorsikletsiz.


Ekşi Sözlüğe Tepki olarak Vampircik!

Ekşi sözlük herhangi bir tanım yada kavram hakkında araştırma yapanların ilk elden, kısa ve öz açıklamalara ulaşabileceği ve belki bu amaçla da en çok ziyaret edilen bir sitedir. Gerçi içeriğinin niteliği , bilginin sunuluş biçimi ve özellikle de Türkçe'siyle de tartışmalı bir site.

Bir süre önce, Ekşi Sözlük'te 28 Şubat Süreci yaşandı şeklinde bazı açıklamalar yer almış ve buna da cevap verilmesi gecikmemişti. Özellikle yazarlarını küstüren bir uygulamanın olduğu söylenen Ekşi Sözlüğe isim verilmeden bir tepki oluşmuş olacak ki şimdi de Vampircik ismiyle benzer bir sözlük oluşumu ortaya çıktığını haber alıyoruz.

Vampicik'in farkı küfürsüz, düzgün Türkçe'ye sahip ve nitelikli tanımlamalar yapmakmış. En azından beyan edilen resmi niyetleri bu yönde. Kişisel tanımlamaları kesinlikle istemeyen bu sözlük daha nesnel tanımlamalar arıyor. Vikipedi'nin serbest biçimli versiyonu olma yolunda olduğunu düşündüğüm sözlükte başlık olsun diyar dolsun diye bir felsefeye izin verilmeyecekmiş. Yeni kurulmuş olmasına karşın üyeliğin kademeli olması da ayrı bir mütevazılık iddiası. Bu kadar geriden gel ve bu kadar nazlı ol. Bakalım zaman ne gösterecek.





Hz. Ömer'in Adaleti ve Atadığı Valilerin Mal Varlığı Hususundaki Tasarrufu

Hz. Ömer tayin ettiÄŸi vali (ve amillerden) yazılı mal beyanı ister, daha sonra valilerininyazılı beyandan fazla çıkan servet ve mallarının bir kısmına yada tamamına el koyarmış. Bu valilerin içinde Halid b. Velid, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Ebu Hureyre gibi büyük sahabiler de vardır. Bir rivayete göre Hz. Ömer Ebu Hureyre'den görevi boyunca biriktirdiÄŸi 12.000 dirheme altına el koyar ve  bu altınları Beytül Male (Hazineye) teslim etmesini ister. Bir diÄŸer rivayette Ebu Hureyre'nin biriktirdiÄŸi altın 20.000 dirhem olup Hz. Ömer Ebu Hureyre'den ana para ve rızkını ayırıp geri kalan paranın Beytül Male teslim etmesini ister. ( 1 )

İşin ilginç kısmı bu müsadereden sonra Hz. Ömer'in tekrar Ebu Hureyre'ye; "Ey Ebu Hureyre valilik yapmak ister misin? " diye sormuş olmasıdır. ( 2 ) Hz. Ömer tekrar valilik görevi verebilecek kadar güvendiği ve inandığı bir valinin malına el koyar? Doğrusunu Allah bilir ama aklıma ilk gelen rahat ve emeksiz servet edinmenin kolaylaşması ve valilerin, valilik makamını işgal etmeksizin yada vali rütbesi taşımaksızın yapacağı ticari faaliyetlere göre vali rütbesini taşırken lehlerine ticari üstünlük sağlayacakları bir ortam elde ediyor olmalarıdır.

Bunu neden anlatıyorum. Tabi ki günümüz Yerel ve İdari yöneticiler durumunu daha iyi değerlendirebilmek için. Özellikle belediye başkanlığı yada belediyelerde görev yapan diğer üst düzey yöneticilerin günümüz Türkiye'sinde gözle görülür mal artışları. Aynı durum idari yöneticiler, hatta milletvekilleri ve bakanlar için de geçerli.


[ devamı..... ]


Bilişim Suçları Hakkında Verilen Kanun Tasarısı

Avrupa Konseyinin imzaladığı Siber Suçlarla Mücadele SözleÅŸmesi baz alınarak ülkemizde de özellikle internet ortamındaki olası suçların tanımları ve yaptırımları hakkında bir kanun tasarısı hazırlanmış.

Bu kanuna göre bazı suçlar internet ortamında yapılırsa cezalar yarı yarıya artırılıyor. İnternet yerel ve bölgesel otoriteleri fazlaca korkutmaya başlamış olacak ki cezalar bile şimdiden fazla fazla öngörülüyor.




Sayfa :  1 2