Reklam Kurulu bazı firmalara hazırladıkları reklamların ilgili yönetmelik ve tebliğlere aykırı olduğu gerekçesiyle ceza verdi. Bu firmalardan bazıları gıda sektöründe faaliyet gösteren yerel ve uluslararası büyük firmalar: Ülker, DanoneSA, Unilever... Bu firmalar sağlık gıdaları pazar bölümüne sundukları kolestrol düşürücü ürünlerin reklamlarında müşteriyi yanıltmak ve/veya reklamlarda verdikleri bilgileri bilimsel açıdan doğrulayamamakla suçlandı. Bu suçlanma adli manada değil etik/pazarlama etiği manasında kullanılmaktadır. Eğer iş etiği, pazarlama etiği diye kodlanabilir bir uygulama alanı varsa.
Ayrıca bu haberi veren gazetemiz haberle birlikte sadece bir firmanın ürününün resmini basmış, o da yerel firma Ülker'in.
Diğer ürünlerin resmini basmamış. Haberi detaylıca okumayan zannedecek ki sadece Ülker'in reklamı durduruldu ve ceza aldı. Tabi tuhaflıklar bununla bitmiyor. Gazetenin haberine göre bu hükme ve cezaya ilk elden itiraz edenlerden biri de Tüm Tüketicileri Koruma Derneği (TTKD) Başkanı Mehmet Barak. İlginçtir ki bir tüketici derneği reklamlarının içeriğini ispatlayamadılar diyen Reklam Kurulu'nun hata yaptığını, piyasa
ekonomisine zarar verdiğini söylüyor. Tüketici derneği tüketici adına şüpheci olacağına üretici adına şüpheci oluyor ve bir düzenleyici/denetleyici kurulu suçluyor. Nedendir hiç bilmiyorum bu bana beyaz sendikaları hatırlattı. Belki de TTKD Başkanı haklıdır. Tüketici lehine de olsa piyasa ekonomisine zarar verici hareketler ( ! ) doğru değildir. Ve dahası bu firmalar da birer tüketicidir.
Bugün medya bigilendirmenin ve bilgilenmenin odağındadır. Medya bilgi sosyolojinin önemli bir konusu olmuştur. Sanayi devrimi öncesi insanlar ailelerden duyduğu efsane, destan, şiir vs. ile bilgilendirilirdi. Sanayileşme ve kar amaçlı örgütlerin çevresinde kentleşme medya diye adlandırdığımız bir modern aracı da beraberinde getirdi. Bugün medya sadece bilgiyi değil, bilişi de belirliyor. Tabi konumuz o kadar derin değil. Sadece reklam. Medya denince bir muhatap olarak aklıma önce etik geliyor. Medyasız reklam düşünemiyorum. Etiksiz de medyayı. Medya, reklam, etik... Üç kavram birbiriyle ve birlikte ne kadar alakalı?
Diğerlerinden belirgin bir şekilde farklı olduğumuzu hissediyoruz. Bu söz bir biliminsanına ait. İnsanoğlunun neden diğer canlılardan bu kadar belirgin bir farklılığa sahip olduğu her zaman merak konusu olmuştur. Son iki asırdır bunun cevabını biyologlar, şimdilerde ise genetikçiler vermeye çalışıyor. Önceleri filozoflar, teologlar yada din adamları bu sorunun peşindeydi. Gerçi hala öyle, ama bilimsel bilginin hegonomik gücünün zirveye çıktığı günümüzde gözlerimiz kulaklarımız genetikçiler. Hem materyalist anlayışa hem de bilimsel bilgi anlayışına uygun düşüyor. Evrim teorisinin hayvandan, özelde de maymundan tekamül eden ve diğerlerinin içinden apaçık bir surette sıyrılan insanı acaba kendi oluşum (şimdilik nötr bir ifade kullanalım) sürecini betimleyebilecek, en önemlisi de izah edip anlamdırabilecek kadar evrimleşti mi? Gerçekten bu sorunun cevabını genetikçiler verebilir mi? Neden diğer bilimsel bilgi kaynakları kendilerini bu süreçten uzak tutuyor? Yada bilimsel olmayan bilgi kaynakları, onların bir diyeceği var mı, varsa da bir hükmü var mı? İnsanı farklı kılan muharrik güç genlerde mi? Yoksa genler de insanı farklı kılan gücün sonuçlarından biri mi? Neden sadece insan? Diğerleri neden bu evrim sonucunu bizim gibi tamamlayamadı? Yoksa dünyada evrim ancak ve ancak insan olmakla (genetik açıdan) mütekamil bir düzeye varabilirdi ve apaçık farklılığı olan başka bir türün ortaya çıkması da zaten muhalmiydi? Sorular uzar gider.