Keith Ellison yaklaşık 250 yıllık geçmişe sahip ABD Kongre'sinin tarihindeki ilk müslüman kongre üyesi oldu. Minosota'lı seçmenlerin %41'lik oyu ile kongre üyesi seçilen Ellison'un ilk müslüman kongre üyesi olduğunu duyduğumda önce çok şaşırdım. Yahudilerin cirit attığı Kongre'ye sayıları kat be kat fazla olan müslümanların ilk defa bir temsilci göndermesi çok enterasan geldi. Anlaşılan o ki müslümanların örgütlenme ve örgütlü hareket etme edebilme becerisiyle olan sorunları dünya ölçeğinde geçerli, sadece Türkiye ve Ortadoğu ile sınırlı değil.
Ancak asıl değinmek istediğim konu Ellison'un Kongre'de yapacağı resmi yemin için Kuran'a el basmak istemesi ve bu talebe gelen tepkiler. Bazı Amerikalılar neyin üzerine yemin edileceğini Ellison değil Amerika karar verir demiş. Yazı dikkatli okunursa satır aralarında İslam düşmanlığı görememek mümkün değil. 2001 DTM saldırıları sonrası müslümaların horlanması ve İslami değerlere yönelik saldırılar ayyuka çıktı.
Bu olay bana bizdeki kamusal alan ve siyasal simge tartışmasını hatırlattı. Öyle anlaşılıyor ki siyasal simgeler ve laiklik uygulamaları çevresinde yaşanan tartışmalar Türkiye'ya mahsus tartışmalar değil. Farklı cihetlerden de olsa birçok ulus bu halklarıyla bu sorunu yaşıyor. Bugünlerde farklı bir konu ile Türkiye gündeminde olan Zeyno Baran Amerika'daki laiklik dinsizlik manasında dese de bunun hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor. Amerika'da kamusal alanlar ve resmi tasdiklerde Papanın ve incilin etkisini görmek pekala mümkün. Bu manada incil Amerika'nın nötr yada müspet simgesi olarak değerlendirilebilir, benzer şekilde de Kuran'sız yemin ve başörtüsüz vekil de Türkiye'nin nötr yada müspet simgesi olarak değerlendirilebilir.
Ben şahsen simgesel anlam içermeyen eylem yada söz düşünemiyorum. Siyasal kavram ve olgulardan arınma dahi bir simgedir.
Konuyu dağıtmayacak olursak, laiklik ve kamusal alan sorunun Türkiye'de (belki de Tunus, Cezayir ve Mısır'da) filizlediğini, ve akabinde AB ve ABD de başka biçimlerde geliştiğini görüyoruz. Batı için İslam dahildeki hariciler sorunu iken Türkiye'de çok daha farklı. Nato, AB'ye giriş, kapitalistleşme gibi süreçlerle Batıyla birlikte hareket eden Türkiye için Batının dahildeki harticiler sorunu bir paradoks yaratıyor. Türkiye dahildeki dahililerle, bizzat kendisiyle sorun yaşayan bir ülke durumuna düşüyor. Batının öteki ile sorunu Türkiye'nin özüyle sorununa dönüşüyor.
Her neyse konu Türkiye değil, Ellison Kuran üzerine yemin etme talebi ve aldığı cevap ile ilgili. ABD için özgürlükçü derler, ama 11 Eylül saldırıları sonrası birçok uygulama bu özgürlükler üzerinde kara bulutlar oluşturdu. Gerçi burada yemin törenini Türkiye siyaset gözlüğü ile değerlendirmek gerekirse; Ellison'dan istenen ABD'ye ve Amerikalılara hizmet etmek için inandığı ve teslim olduğu değerler üzerine yemin etmesi değil, ABD'nin ve siyasal gücünün değerlerine ve inançlerına teslim olması. Bunu temsil eden de incildir. Aynen bizde ki Kuransızlık ve başörtüsüzlük gibi.
KFC yeni rengarenk bir logo hazırlatmış. 50 senede sadece 4 kez logosunu yenileyen KFC, ilk defa 10 yıllık gibi kısa bir sürede logosunu yenilemiş.
Theo Jansen isimli bir mucit rüzgarla hareket eden heykeller yapıyor. 10 yıllık çalışmalarında kendine has bir doğa oluşturmak gayretinde: "Kinetik Yaratıklar"
BM
Komünist kapitalistler bu yılki ihracatlarının 1 Trilyon USD'ye, dış ticaret fazlalarının ise
Filistin meselesi tüm dünya için sadece bir vicdan meselesidir. Temel sorun da burada, sadece bir vicdan meselesi olması. Hiçbir ülkenin yada topluluğun strateji algılamasında Filistin önemli bir unsur değildir. Diplomaside niyet beyanından öte bir ilgiyi hak etmez. Bazen iç siyaset gereği celallenenler olur. Ancak çözüm için bir eylem planının parçası olmak kolay değildir. Enerji kaynağı yoktur. Enerji iletim hatları üzerinde yer almaz. Bir devlet dahi değildir. İnsanlarının medyaya yansıyan görüntülerine acımaktan öte bir ilgiyi hak etmez.
BDDK önümüzdeki yeni yıldan itibaren bankaları risk düzeylerine göre dercelendirip taşıdığı risk düzeyine göre yapılacak denetimin ağırlığı belirlemeyi planlıyor.