Özellikle 1997'den sonra üretimde görülen verimlilik artışlarını krizleri aşmamızda bize yardımcı olan en önemli faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum. 2001 yılı sonrası kur üzerindeki baskının, hızla düşen enflasyona rağmen üretimde gerçekleşen büyümede de katkısı tartışılmaz. Son günlerde verimlilik sıkça bahsi geçen bir konu oldu.
Özellikle de çalışan başına verimlilik, istihdam ve ücret ile olan ilişkisi, büyümeye olan katkısı gibi...
Kaynak
Bu konu ile bir makaleye
buradan ulaşabilirsiniz. Daha önce yazılmış bir makale de
burada.
Buradaki yazılardaki yorumlar TUİK'in açıkladığı üretime ilişkin istatisklerin ışığında
yapılmış. Bu istatistiklere de
buradan ve
buradan ulaşabilirsiniz:. (Bu dosyalar biraz büyük, ancak daha detaylı veriler var)
Kaynak
Bu konu ile ilgili daha önce TUSİAD'ın hazırladığı oldukça
geniş bir raporda bazı detaylar görmüştüm. Bu rapor gerçi genel ekonomi
hakkındaydı ama verimlilik ile ilgili bir kısmı da vardı. (İlgili konu raporun 34 ve 35. sayfasında, ayrıca bu dosya da çok büyüktür.)
Kaynak
Bunları size şunun için anlatmak istedim:
Özellikle son 10 yılda Türkiye'de birçok faktör üretimin gelişmesine, özellikle de verimliliğin artmasına imkan verdi. Bu faktörlerden birinin de Endüstri Mühendisliği uygulamaları olduğuna inanıyorum. Bu uygulamalar halihazırda öyle bir noktaya geldi ki sadece Endüstri Müh. icra ettiği bir konsept olmaktan çıktı diğer disiplerlerdeki
uygulamacılar için de birer uygulama seti haline geldi.
Kaynak( Aslında bu grafiği çok farklı yorumlamak isterdim ancak 1bilen.com'un içerik konsepti buna hiç uygun değil! )
Ancak yukarıda dikkat çekmek istediğim veriler incelendiğinde görülecek ki 1997 yılından itibaren üretimdeki artış %60'lara
varırken (2005 sonu için) işçi sayısı azalmış ve reel ücretler yerinde saymış. Verimlilik artışı iddalarımızın aksine paydaşlar ( ! ) arasında adilane paylaşılmamış.
Ama asıl anlatmak istediğim husus, verimlilik artışının makine parkuru yenileme veya basit zaman ve metot etütleriyle elde edilmiş olduğu inancı. Bu durum ise verimlilik artışında yavaş yavaş sona gelindiği, yada marjinal faydanın azaldı şeklinde yorumlanıyor.
Ben düşüncemi işte tam olarak burada başlatmak istiyorum. Belki Endüstri Mühendisleri artık çalışmalarının odağını mikro yada mikro altı iktisadi unsurlardan yavaş yavaş sektör ölçeğine ve makro iktisadi unsurlara çevirmeli ve yeni araçlar, yöntemler geliştirmelidir. Bu bugüne kadar, özelde de Türkiye'deki, yapılan Endüstri Mühendisliği çalışmalarının terkedilmesi yada artık gereksizliği olarak değil de, aksine yeni açılımın özdeği olup yeni açılımı beslemesi anlamında düşünülmeli. Yani gözler kople makro ölçekte, bir anlamda süper sistemler olarak süreçlere odaklanmalı:
İşletmenin dışında başlayan ve yine işletmenin dışında sürüp giden kopleks süreçler zincirleri tasavvur ederek...
Artık geleneksel Endüstri Mühendisliği yöntem ve araçları (istatistiksel yöntemler, zaman ve metod etüdleri, yöneylem
araştırmaları, tesis planlama, üretim planlama, TKY, TKK vs...) üretim ortamlarımıza yerleştirmek sadece uygulama meselesi haline gelmiştir. Bu konuda çalışmalarımıza devam ederken yeni açılım için zihinsel hazırlıklara başlamamız gerek. Bence bunun yolu makro ölçeğe sıçramak, yeni yöntemler ve araçlar geliştirmek ve kesinlikle devlet, sendika, sivil örgütler, çeşitli iktisadi kurumlar gibi örgütlerinde özellikle politika yapıcıların arasına mensuplarımızı kazandırmak
olmalıdır.
Burada asıl sormak istediğim soru şu:
Endüstri Mühendisleri olarak gelecek için seçeceğimiz yön nedir ve bunu
nasıl yapacağız?