Excell'de Hazırlanmış Mühendislik Araçları ve Analiz Sayfaları

İnternette finansal analiz ile ilgili yaptığım bir araştırmada çeşitli amaçlar için excell sayfaları ile üretilmiş ücretsiz basit ama özellikle öğrencilere ve küçük uygulamalar peşinde olan mühendislere çok yardımcı olabilecek bir kaynağa ulaştım.

EÄŸer;

  • Bütçe Analizi
  • Rating Hesaplama
  • Nakit Akışı
  • Zaman Serileri
  • Satın Alma için Senaryo DeÄŸerleme
  • Proje DeÄŸerleme
  • Stok DeÄŸerleme
  • Projeler için İç Verim Oranı Hesaplama
  • Optimal Sermaye Yapısı
  • Risk Analizi
  • Finansal Analiz
  • Balanced Scorecard
  • Net Bugüngüki DeÄŸer Hesabı
  • Entellektüel Sermaye DeÄŸerleme
  • Stok Kontrol Simülasyonu

ve daha buraya yazamadığım birçok konuda hazırlanmış excell uygulamalarını incelemek istiyorsanız bu kaynaktan faydalanabilirsiniz.




Mühendisler Neyi Bilmeye İhtiyaç Duyar?

1995'te tüm dünyadaki mühendislik hizmetlerinin yaklaşık %40'ı ABD'de icra edilirken bugün itibariyle 2010 yılında bu oranın %10'a gerileyeceği tahmin ediliyor. Sadece Amerikan değil birçok gelişmiş hatta gelişmekte olan ülkelerin şirketleri (Türk işletmeleri de dahil) işlerini ve AR-GE çalışmalarını Çin ve Hindistan'a kaydırdığı artık gözle görülebilir bir gerçek. Bu işler önceleri kalitesiz, toplamda daha maliyetli olan işlerde değil. Kaliteli ve düşük maliyetli; katma değeri yüksek işler.

Bu deÄŸiÅŸim, önceleri Tayvan, Singapur ve Güney Kore gibi ülkelerin, sonra da Çin ve Hindistan'ın mühendislik ve bilimsel eÄŸitime devasa ölçülerde yatırım yapmasına neden olmuÅŸ, ve "Amerikan mucizesinin" yerel modelleri olduÄŸu ümit edilen geliÅŸmeler ortaya çıkmıştır. Bugün bu ülkeler ABD'nin tüm bildiklerini  anlayabiliyor ve yorumlayabiliyor: Bilgi üretimi geleceÄŸin iktisadi büyümesinin en  önemli sürücüsüdür ve küresel ekonomiye katılmak için eÄŸitimli iÅŸgücüne ihtiyaç vardır. 

Üniversiteler hem kendileri hem de öğrencileri için bu değişimin ve beraberinde getirdiği meydan okumaların farkında olmak durumundadırlar. Mühendislik bilgisine, akademik arka planlara ve her mühendislik disiplininin kendisine ait teorilerine yaptığı vurgunun önemi hala büyük; ancak yenilik, girişimcilik, ürün geliştirme ve bütünleşik sistem kavramları da mühendislik mezunlarının anlamaları ve yorumlamaları gereken konuların başında gelmektedir.

Müfredatların geleneksel içerikleri öğrencilerin çok lisanlı, çok kültürlü ve çok uluslu bir çalışma ortamında yeniliği üretecek ve yönetecek şekilde zenginleştirilmesi gerekiyor. Ülkemizde de mühendislik eğitimlerinin en çok ihtiyaç duyduğu konu kanımca bu olsa gerek.

Mühendislik eğitimleri, disiplinlerin bilmeyi gerekli kıldığı temel teorilerin ve hesaplama yöntemlerinin öğrenildiği süreçlerin ötesine geçip, küresel pazarlarda faaliyet gösteren ister yerel olsun ister küresel olsun işletmelerin yenilikçi, çok kültürlü ve çok uluslu yeni meydan okumalara açık çalışma alanlarına hazırlanmayı sağlamalıdır.




İki Ekran Bir Ekrandan Daha İyidir

Microsoft çalışanları verimliliklerini artıran bir araç geliştirmişler. Verimlik artışı %9 ile %50 arasında değişiyormuş. Geliştirilen aracın yapısı çok basit; birden fazla ekranla çalışmak! Microsoft'un uzmanları bilgisayarlara ikinci, hatta üçüncü bir ekran eklemenin verimliliği artırdığı kanıtladılar. Geniş-ekran etkisnin oluşturarak özellikle bilgisayar kullanımının yoğun olduğu ofis işlerinde verim artışı sağlamak amaçlanıyor.

Ayrıca, daha büyük bir ekrana işletim sistemlerinin nasıl yerleştirilmesi gerektiğini ve ihtiyaç duyulan değişiklikleri de tespit etmişler.

İşin açıkçası çoklu ekranla çalışmanın finans sektörü başta olmak üzere birçok alanda büyük verimlilik artışına neden olacağına inanıyorum. Bankacılıktan bir örnek vermek gerekirse genelde anlık opresayonel kararlar için bazı rapor ekranlarının incelenmesi gerekir yada raporların bazen çapraz incelenmesi gerekir; mevcut ekranlarımız sadece bir pencereyle çalışmaya uygun tasarlanmıştır. Ve pencereler arası geçişler hem zaman kaybettirmekte hem de odaklanma sorununa neden olmakta. Çoklu ekranın bu sorunu aşmak için iyi bir öneri olduğunu düşünüyorum.

Bakalım geniş görüş imkanı kazandıran ekranlar ne zaman masalarda yerini alacak?




İletişimin Maliyeti Yüksektir

İşlerimizi o kadar atomize ettik ve karmaşık ilişkiler yumağı haline getirdik ki en küçük bir uygulama için onlarca, bazen de yüzlerce kişiye ya e-posta yada telefon ile bilgi vermemiz gerekiyor. Şu anda günde ortalama 70-80 e-posta alıyor, 30-40 telefon görüşmesi yapıyorum. Günlük, haftalık, aylık, çeyrekler için ve yıllık raporlar hazırlıyor, toplantılar yapıyoruz.

Herbir e-posta ve telefon görüşmesi için 1 dakika ayırsam ki bu iyi bir okuma yada görüşme hızı değildir, muhtemelen birçok detay gözden kaçacaktır, günlük mesaimin net 2 saati bu e-postalara ve telefon görüşmelerine gidiyor demektir. Özellikle bilgi amaçlı gönderilen e-postalar tam ilgisiz veri bombardımanına tutuyor bizi. Peki bu iletişim kanallarının bize maliyeti nedir? Hiç düşündünüz mü? Bu maliyetleri düşürebilir miyiz?


Zaman Maliyeti: E-postaın yazılması, gönderilmesive  okunması yada telefon numarasının tuÅŸlanması, karşı tarafın beklenmesi ve görüşmenin yapılması... Bunların hepsi bir maliyet, zaman maliyeti. Bir iki e-posta için konuÅŸmuyoruz. Ortalama 40-50 kiÅŸiye atılan e-postalardan bahsediyoruz. Herbir e-posta için her temas noktası 1-2 dakikasını ayırsa sadece bir e-posta için maliyet 80-100 dak/adam'dır. Gönderilen e-potaları deÄŸil, alınan e-postaları dikkate alın lütfen.

Çünkü bir e-posta 15-20 kişiye alıcı olarak bir o kadar kişiye de bilgi olarak gönderilebiliyor.

Örgütlerin ölçeği, iş akış süreçleri ve yetki sorumluluk dağılımına göre bu sayılar değişir. Ama şu bir gerçek ki her gönderilen e-posta onlarca alınan e-posta demektir. Birin onlar olduğu bu üstel artan alıcı merkezli iletişim temasları tüm mesai günü ve örgüt çapında düşünüldüğünde binleri hatta onbinleri buluyor. İletişimin en önemli maliyeti zaman maliyetidir. Özellikle katma değeri olmayan sadece kağıt üzerinde belirlenmiş ilişkiler nedeniyle aldığınız e-postalar bu maliyeti kat be kat artırmaktadır.

Çoklu Görev Maliyeti: Çoklu görev ingilizce yazında multitasking olarak ifade edilen belirli bir zaman diliminde yapılan ve yapılamaya devam birden fazla görevi ifade ediyor. E-postalar geliyor, telefon çalıyor yada bizi toplantılara çağırıyorlar.



[ devamı..... ]


Proje Yönetimi için Bir Metafor: Kasırga Tahminleme Modelleri

Bir tahminleme yada simülasyon sorununu kavramak için kullanılacak en iyi metaforlardan biri belki hava tahminleridir. Tabi ki ülkemizde hava tahminlerinin en kritik düzyleri sel yada don felaketlerini öngörmede ortaya çıkmakta. Ancak atlantiğin ötesinde durum biraz daha farklı. Onlar için hava tahinlerinin en kritik düzeyleri kasırgaların takip edilmesinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle olacak ki tahminleme modelleri üzerinde sıkı çalışıyorlar. Burada da bu maksada yönelik bir kasırga tahmin modeli var. Bu model proje yönetimi için kullanılmış. Model çok basit:

  • Kasırganın bir geçmiÅŸi var ve bu geçmiÅŸ bir hat üzerinde takip edilebiliyor. Yani teknolojik olarak hava olaylarının geçmiÅŸi zaman ve mekan koordinatlarının oluÅŸturduÄŸu noktalar üzerinde gösterilebiliyor. Bu noktalara ait muhtelif deÄŸiÅŸkenlerin; sıcaklık, basınç, rüzgar hızı vs., deÄŸerleri belirlenip kaydediliyor.
  • Bu noktalar "ÅŸimdi" zaman koordinatına geldiÄŸinde ise durum deÄŸiÅŸiyor. Noktanın yerine noktalar, hattın yerini ise alan alıyor. Neden? çünkü sadece deÄŸiÅŸkenlerin deÄŸerini belirlemek zorlaÅŸmıyor, zaman ve mekan koordnatlarını da belirlemek zorlaşıyor.
  • Zaman ilerledikçe belirsizlik artıyor. Belirsizlik arttıkça alan büyüyor. Sanki iki boyutlu bir balon üfürülüp ÅŸiÅŸiriliyor. Renkler ise kasırgaya ait deÄŸerlerin ne anlama geldiÄŸini gösteriyor: ÖrneÄŸin tropk kasırga, 1. düzey kasırga, 2. düzey kasırga...

Bu yukarıda gördüğümüz resim 2003 senesinde Isabel kasırgası için hazırlanmış bir modele ait. Öncesi, şimdisi ve olası sonralarına ilişkin bir model. İşte bunu alıp proje yönetimine uygulamışlar.



[ devamı..... ]


Endüstri Mühendislerinin Yakın Gelecek Stratejisi Üzerine bir Düşünce

Özellikle 1997'den sonra üretimde görülen verimlilik artışlarını krizleri aşmamızda bize yardımcı olan en önemli faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum. 2001 yılı sonrası kur üzerindeki baskının, hızla düşen enflasyona rağmen üretimde gerçekleşen büyümede de katkısı tartışılmaz. Son günlerde verimlilik sıkça bahsi geçen bir konu oldu. Özellikle de çalışan başına verimlilik, istihdam ve ücret ile olan ilişkisi, büyümeye olan katkısı gibi...



Kaynak

Bu konu ile bir makaleye buradan ulaşabilirsiniz. Daha önce yazılmış bir makale de burada. Buradaki yazılardaki yorumlar TUİK'in açıkladığı üretime ilişkin istatisklerin ışığında yapılmış. Bu istatistiklere de buradan ve buradan ulaşabilirsiniz:. (Bu dosyalar biraz büyük, ancak daha detaylı veriler var)



Kaynak

Bu konu ile ilgili daha önce TUSİAD'ın hazırladığı oldukça geniş bir raporda bazı detaylar görmüştüm. Bu rapor gerçi genel ekonomi hakkındaydı ama verimlilik ile ilgili bir kısmı da vardı. (İlgili konu raporun 34 ve 35. sayfasında, ayrıca bu dosya da çok büyüktür.)



Kaynak

Bunları size şunun için anlatmak istedim:
Özellikle son 10 yılda Türkiye'de birçok faktör üretimin gelişmesine, özellikle de verimliliğin artmasına imkan verdi. Bu faktörlerden birinin de Endüstri Mühendisliği uygulamaları olduğuna inanıyorum. Bu uygulamalar halihazırda öyle bir noktaya geldi ki sadece Endüstri Müh. icra ettiği bir konsept olmaktan çıktı diğer disiplerlerdeki uygulamacılar için de birer uygulama seti haline geldi.



Kaynak
( Aslında bu grafiği çok farklı yorumlamak isterdim ancak 1bilen.com'un içerik konsepti buna hiç uygun değil! )

Ancak yukarıda dikkat çekmek istediğim veriler incelendiğinde görülecek ki 1997 yılından itibaren üretimdeki artış %60'lara varırken (2005 sonu için) işçi sayısı azalmış ve reel ücretler yerinde saymış. Verimlilik artışı iddalarımızın aksine paydaşlar ( ! ) arasında adilane paylaşılmamış.

Ama asıl anlatmak istediğim husus, verimlilik artışının makine parkuru yenileme veya basit zaman ve metot etütleriyle elde edilmiş olduğu inancı. Bu durum ise verimlilik artışında yavaş yavaş sona gelindiği, yada marjinal faydanın azaldı şeklinde yorumlanıyor.

Ben düşüncemi işte tam olarak burada başlatmak istiyorum. Belki Endüstri Mühendisleri artık çalışmalarının odağını mikro yada mikro altı iktisadi unsurlardan yavaş yavaş sektör ölçeğine ve makro iktisadi unsurlara çevirmeli ve yeni araçlar, yöntemler geliştirmelidir. Bu bugüne kadar, özelde de Türkiye'deki, yapılan Endüstri Mühendisliği çalışmalarının terkedilmesi yada artık gereksizliği olarak değil de, aksine yeni açılımın özdeği olup yeni açılımı beslemesi anlamında düşünülmeli. Yani gözler kople makro ölçekte, bir anlamda süper sistemler olarak süreçlere odaklanmalı: İşletmenin dışında başlayan ve yine işletmenin dışında sürüp giden kopleks süreçler zincirleri tasavvur ederek...

Artık geleneksel Endüstri Mühendisliği yöntem ve araçları (istatistiksel yöntemler, zaman ve metod etüdleri, yöneylem araştırmaları, tesis planlama, üretim planlama, TKY, TKK vs...) üretim ortamlarımıza yerleştirmek sadece uygulama meselesi haline gelmiştir. Bu konuda çalışmalarımıza devam ederken yeni açılım için zihinsel hazırlıklara başlamamız gerek. Bence bunun yolu makro ölçeğe sıçramak, yeni yöntemler ve araçlar geliştirmek ve kesinlikle devlet, sendika, sivil örgütler, çeşitli iktisadi kurumlar gibi örgütlerinde özellikle politika yapıcıların arasına mensuplarımızı kazandırmak olmalıdır.

Burada asıl sormak istediğim soru şu: Endüstri Mühendisleri olarak gelecek için seçeceğimiz yön nedir ve bunu nasıl yapacağız?


Asıl Sorun Üzerinde Çalışmak

Jeffrey Liker ve David Meier'in Toyota'nın Yolu isimli yeni kitaplarında yer alan bir ara başlığın ismi "En Önemli Sonuçları Elde Etmek için Asıl (Doğru) Sorunun Bulunması"'dır.

Birçoğumuz her dönemin moda sorun çözme yöntemlerini öğrenmiş ve uygulamaya çalışmışızdır. Bu sorun çözme; bir diğer işlevi ile de karar verme, araçlarının en bilinenleri 5 Neden yöntemi, beyin fırtınası ve biz mühendislere Deming'in hediye ettiği PUKÖ (Planla-Uygula-Kontrol Et-Önlem Al) döngüsüdür. Sorun çözmek için yeterli ve yetkin araçlara sahip olduğumuzu kabul etsek bile biz gerçekten en önemli sorun üzerinde mi çalışıyoruz? Peki biz bunu nasıl bilebiliriz?

Liker ve Meier, bizlerin çoğunlukla sorun çözme gayretlerimiz ilk aşamasında, daha sorunun ne olduğunu tanımladığımız safhada hata yaptığımızı, ilk algıladığımız olumsuzlukları doğru sorun olarak kabul ettiğimiz ve asıl sorunun ne olduğunu tespit etmeden çözüm aşamasına geçtiğimizi söylemektedirler.

Örneğin, evimizin arka kapısının evin içinde cereyan yaptığını fark ettik ve bunu nasıl engelleyeceğimizi bulmak için çözüm aramaya başladık. İlk olarak yapmamız gereken, asıl sorunun ne olduğunu belirlemektir. Bunun için bu nedenle ifadesini asıl soruna ulaşmak için algılanan sorun üzerinde kullanmaya başlamamız gerekiyor.

Aynen ÅŸu ÅŸekilde,
  • Evimizin arka kapısı cereyan yapmakta ve bu nedenle de evimiz ısı kaybetmektedir.
  • Isı kaybetmekteyizdir ve bu nedenle de ısıtıcılarımız sıcaklık ayarını uygun bir düzeyde tutmak için daha uzun çalışır.
  • Isıtıcımız daha çok çalışmaktadır ve bu nedenle yakıt/enerji tüketimimiz artmaktadır.
  • Yakıt/enerji tüketimi artmaktadır, bu nedenle de fatura ödemelerimiz artmaktadır.
İşte asıl sorun; her ay yakıt/enerji için daha çok ödeme yapmak zorunda kalıyoruz!

Sonraki adım ise, "Niçin" diye sorarak kök nedenlere inmeye çalışmaktır. Asıl sorunun potansiyel potansiyel sebeplerini için geniş çaplı bir çalışma yapalım. Bunların bir kısmını kontrol edebilme gücümüz varken, bir kısmı üzerinde kontrol gücümüz olmayacaktır. Bir kısmının önemli etkileri olacakken, bir kısmının da etki düzeyleri önemsiz olacaktır.

Mesela:
  • Yakıt faturası yüksek. Niçin yüksek?
    • Çünkü tüketim fazla.
    • Çünkü yakıt maliyetleri yüksek. (Bu konuda yapabileceÄŸimiz biÅŸey yok! )
    • Niçin yakıt tüketimi fazla?
      • Çünkü hava çok soÄŸuk dıştır. (Bu konuda yapabileceÄŸimiz biÅŸey yok! Dışarının sıcaklığını deÄŸiÅŸtiremeyiz.)
      • Çünkü ısıtıcımız 80 derecede çalışıyor.
      • Çünkü bu kış ısıtıcının bakımını yaptırmadık.(Soba, doÄŸal gaz vs...)
      • Çünkü arka kapı cereyan yapıyor.
      • Niçin ısıtıcının sıcaklık ayarı 80 derece?


    [ devamı..... ]


Menlo Park'ın Büyücüsü: Mucitlerin Babası Thomas Alva Edison


Sözlerinden Seçmeler
Sözlerinden Seçmeler (İngilizce)

Kendi adına patentini aldığı 1093 icadın listesi
Fonograf hakkında açıklaması; ses kaydı (2MB)

Hayatı (Türkçe)
Vikipedi'de Edison
Resimleri

1bilen.com'da Edison

Kitap: Frank Lewis Dyer ve Thomas Commerford Martin'den Edison'un Hayatı ve İcadları
 
 



Bilgi İşçileri ve Çalışma Çevresi

 Ã–rgütlerde bilgi ve bilgi işçisi üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınan Davenport bu makalesinde çalışma çevresinin bilgi işçilerinin performansı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Kendi tecrübelerine göre bilgi işçisini en çok etkileyen faktörlerin başında bilgi teknolojileri, yönetim ve çalışma çevresi geliyor. Çalışma ortamı ve koÅŸulları olarak tarif edebileceÄŸimiz çalışma çevresi, geleneksel ergonomik yaklaşımla insanın fizyolojik ve psikolojik ihiyaçlarına cevap verebilen ve çalışanın iÅŸini en verimli ÅŸekilde yapmasını destekleyen koÅŸulları içerir. Davenport bu yaklaşımı mavi ve beyaz yakalılar yada ofis ve üretim işçileri için uygun olduÄŸunu düşünmüş olacak ki bilgi işçisi için yeniden çalışma çevresinin incelenmesi gerektiÄŸini ve çalışma çevrelerinin yeni tasarımlara ihtiyaç duyduÄŸunu vurguluyor. Makalede, daha önce yapılmış  araÅŸtırmalara ve kiÅŸisel sezgilerine dayanan, bilgi işçisinin çalışma çevresine iliÅŸkin bazı önemli hususları belirtiyor:

  • Bilgi işçileri kapalı ofis düzenini tercih ederler, ama açık ofis düzenlerine göre daha iyi iletiÅŸim kurdukları görülür.
  • Bilgi işçileri belirli coÄŸrafi alanlarda toplanır.
  • Bilgi işçileri çalışma alanlarının çevresinde dört dönerler. Toplantı odaları, kendi ofisleri vs...
  • Bilgi işçileri iÅŸbirliÄŸi yapar.
  • Bilgi işçileri konsantre olmak ve sıkça sessizce çalışmak ister.
  • Bilgi işçileri ofislerde çalışır.
  • Bilgi işçileri yakınlarındaki çalışma arkadaÅŸlarıyla iletiÅŸime girer.
  • Bilgi işçileri iÅŸ yerindeki masa tenisi, havuz, dinleme odası, kantin gibi alanlara ilgi duymaz. İşlerine sıkıca baÄŸlanmadıkları görüntüsünü vermek istemezler.



Edison'a Ait Olmayan 9 İcad

Thomas Edison ve Fonograf Jawad Shuaib, Thomas Edison'a atfedilen ama Edison'un asıl mucidi olmadığı dokuz icadın listesini vermiş. Ona göre Edison büyük buluşların asıl mucidi değildir. Edison yenilik fikirlerini desteklemiştir. Onun sahip olduğu patentli ürünleri, halihazırda mevcut olan ürünlere göre çok küçük farklılıklar içeriyordu. Edison sanılanın aksine akıllı bir işadamı olma vasfıyla diğerlerinin arasından sıyrılmaktadır. O aslında yeni ürünler icat etmekten çok mevcut ürünlere yenilik getirmekte daha çok maharetliydi. Shuaib'e göre anlaşılan odur ki Thomas Edison keşfedene kadar zaten bu dokuz yenilik daha önce icad edilmiş yada patentleri alınmıştır.

Başkalarının başarılı bir şekilde kullandığı yeni fikirleri takip et. Senin fikrin, üzerinde çalıştığın soruna o fikirleri uyarlamada tek (orijinal) olmak zorunda. Thomas Edison

İşte o dokuz İcad:


(1) Elektrik ampulü, ( "Thomas Edison ne ampulü icat etmiş ne de ampulün modern tasarımına ait ilk patenti almıştır. Gerçekte, ampuller ve elektrikli ışıklar Thomas Edison'un 1879 patent tarihinden önce de vardır ve kullanılmıştır." )

(2) Elektrikli sandalye,

(3) Film kamerası;

(4) Güç jeneratörü,

(5) X-ray fotoÄŸraflar [Röntgen filmlerinin atası],

(6) Akümülatör;

(7) Pikap ("Thomas Edison, pikabı icat etmemiştir. Kayıt yapmak için tasarlanan fonografı icat etmiştir. Fonograf ilk olarak, bir daktilo makinesi olarak pazarlandı, ancak sonra bir müzikal alet olacak şekilde kullanımı değiştirildi. Ses kaydetme işlemi, Edison'un fonografından çok önce edilmiştir."),

( 8 ) Mumlu kağıt;

(9) Telgraf.




Sayfa :  1 2 3 4