Bankalara Mevduat Güvencesi Verilmeli mi?

Bugünlerde yaşanan küresel krizde, bankaların elini bir nebze olsun rahatlatacağını düşündüğüm mevduat garantisi hakkında bir iki kelam etmek istiyorum.

Normal zamanlarda devletin tüm bankalara yüzde yüz mevduat güvencesi vermesinin çok da akıllıca bir iş olduğunu söyleyemem. Geçmişte bunun örneğini gördük. 94 yılında Sayın Tansu Çiller tarafından geçici olarak verilen fajat her nedense bir türlü geçici olmayan ve 2001 Çünkü siz bankalara böyle bir garanti verirseniz rekabet koşullarının tamamını alt üst ederseniz.


Anayasa Mahkemesi Aslında Ne Dedi?

Kadınların başörtüleriyle yüksek öğretim kurumlarına girmelerini temin etmek amacıyla zaten var olan eğitim haklarına vurgu yapan TBMM'nin 411 oyla kabul ettiği anayasa değişikliğinin metni neydi, hatırlayan var mı? Ben size hatırlatayım:

Anayasa’nın 10. maddesine "ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında" ifadesinin ve 42. maddesine "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez" ifadesinin eklenmesi.

Peki bu durumda Anayasa Mahkemesi ne demiş oldu:
  • 10. maddeye matuf değişiklik için: Devlet kamu hizmetlerini sunarken eşitlik ilkesine uymak zorunda değildir,
  • 42. maddeye matuf değişiklik için: Devletin, vatandaşlarının bir kısmını yüksek öğrenim hakkından yoksun bırakmak için kanuna ihtiyacı yoktur.
 Peki biz neden bu sonuçları tartışmıyoruz? Çünkü karar hukuki değil, siyasi herkes itiraf etsin etmesin bunu böyle biliyor. İcraatlerine bakıldığında Anayasa Mahkemesi'ni en iyi tarif eden söz "Anayasa Birlik Komitesidir".


Kutsal İddianamenin Şifreleri

Bir arkadaşım Ak Parti kapatma davası iddianamesinde en çok yinelenen kelimeleri saymış. İlk üç kelime anayasa, laiklik ve başörtüsü (türban). Bu istatistikler çerçevesinde kapatma davasının temel gerekçesi başörtsüne getirilen sınırlı özgürlükle ilgilidir demek pek de yanlış değil. O kadar ifade edilmiş ki bir üst kümesi olan "din" köküne sahip kelimelerden daha fazla. Ama içimizi rahatlatan istatistik ise anayasa kelimesinin bütün kelimelerden daha olmasıdır. Darbe mahsülü anayasa, halk mahsülü bir meclisin özgürlük anlayışından daha muteber. İşte iddianamenin baş kelimeleri ve tekrar sayıları:

Kelimeler Tekrar Sayısı
 Anayasa  458
 Laiklik  426
 Türban+Başörtü  413
 Din+Dince+Dini+Dinsel+Dindar  351
 Devlet  284
 Türkiye  282
 Eğitim  248
 Hukuk  206
 Millet  171
 Üniversite  163
 Cumhuriyet  152
 Mahkeme  143
 Kamu  130
 Kanun  127
 Özgürlük  116
 İslam + İslâm  110
 Erdoğan  107
 Demokrasi  99
 Tayyip+Tayip  88
 İnanç+inanca  88
 TBMM  86
 İmam  81
 Meclis  74
 Şeriat  71
 Kur'an+Kuran  71
 Halk  65
 Avrupa  57
 Müslüman  50
 Atatürk  50




Takvim Yaprağının Hatırlattıkları

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Yazılı Emri*
(19 Şubat 1997)

"Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Silahlı Kuvvetleri iç ve dış tehditlere karşı koruma ve kollama, her Türk vatandaşının olduğu kadar TSK personeli ve onların eş ve çocuklarının da en büyük milli görevidir. Bu bakımdan Kara Kuvvetleri'nin tüm personeli ve aileleri birer haber toplama vasıtasıdır. Tüm Kara Kuvvetleri personeli ve ailelerinin elde edeceği her türlü belge, bilgi ve haberin bu konunun üst komutalık tarafından bilinip bilinmediği yorumunu yapmadan silsileler yoluyla üst komutanlığa ulaştırılması ve personelin bu hususta bilgilendirilmesi ilgi emirle arzolunur."

(Aksiyon, 12-18 Temmuz 1997, sayı: 136, s. 31)


Güneydeniz Saha Komutanlığı'nın İrticai Kuruluşlar Listesi*

Güneydeniz Saha Komutanlığı tarafından gönderilen 26 Mayıs 1997 gün ve HRK 3590-12-97/İSTH. IKK.Ş sayılı yazıda askeri personelin "laiklik karşıtı" ticari kuruluşlara gitmemeleri ve alışveriş yapmamaları istendi. Ayrıca bu kuruluşların mallarının boykot edilmesi istendi. Yazıda mal ve hizmetleri boykot edilen kuruluşlar şöyle sıralandı:
(…)

(13.7.1997, Aksam Gazetesi)

(…): Yazının bu kısmında bir kısmı halen faal Türk işletmeleri bulunmaktadır. Evet, bir kısmı dedik, geri kalanlar 2001 krizinde iflas edip el değiştirdi. Şirketleri alanlar çok uluslu işletmeler; özellikle de Baba Bush’un danışmanlığında ülkemize gelen A.B.D. merkezli çokuluslu işletmeler. Nedendir bilinmez, bir an için  yukarıdaki emri veren pek kıymetli yetkililerimiz kınalı halleri gözümün önünde beliri verdi.

Altı çizili cümlelerin bize verdiği ders için anahtar kelimeler: Ötekileştirme, yabancılaşma, yozlaşma, soysuzlaşma

* Kaynak: 28 Şubat: Belgeler, Abdullah Yıldız, İstanbul: Pınar Yay., 2. Baskı, 2000, sf.:176-177



Her Devre Bir Guernica: Hocalı Katliamı

1992 yılının başlarıydı, çocuktuk ama bir katliamı görüp anlayabilecek kadar da büyüktük. Sovyet Rusya'nın çözülmesiyle başlayan Azerbaycan - Ermenistan çekişmesi, Ermeni askerleri ve milislerinin Rus askerleri nezaretinde Hocalı Kasabası'ndaki Azeri halkı çocuk, kadın ayırt etmeksizin katledilmesiyle doruk noktasına ulaştı. O gün sadece seyretip dua ettik, bugün de sadce üzülüp dua ediyoruz. Sonra Srebrenitza, Kosova ve Irak ile öğrendik ki, seyreden ve elinden sadece dua etmek gelenlerin dünyasında her devre bir Guernica düşüyor.



Picasso'nun Guernica'sını daha detaylı görmek için...



Devlet ve Toplum İlişikisi: Devlet Milletin Efendisidir!

…Türkiye'de sistemin cumhurbaşkanlarından beklediği rol ile Batılı parlamenter rejimlerdeki devlet başkanlarının rolünün birbirinden çok farklı olduğu açıktır. Bu rol farklılığı doğrudan doğruya "Devlet”'in cari siyasal sistem içindeki özel anlam ve "değeri"yle ilgilidir. Kısaca belirtmek gerekirse, bu sistem içinde "Devlet", baş harfinin büyük olmasından da anlaşılacağı gibi, sivil toplumun bir türevi -türettiği bir aygıt- değildir; aksine o varlığını topluma borçlu olmayan üstün bir "kendinde varlık"tır.  Bundan dolayı da Türk siyasal sisteminde Devlet bizatihi bir değer olarak algılanır.

Yine Türkiye Cumhuriyeti "Devleti", kendi özel niteliğinin bir gereği olarak,  sivil toplum tarafından düzenlenmesi, yönlendirilmesi ve denetlenmesi gereken bir aygıt olarak kurgulanmış değildir. Tam tersine, Türkiye'de Devlet toplumu tanzim ve te'dip eden, ona biçim veren, amaç koyan, ama bütün bunları yapmaya hakkı olup-olmadığı sorgulanamaz olan bir güçtür. Devletin nasıl olması ve nasıl hareket etmesi gerektiğini Devlete söylemek vatandaşların "haddi" değildir. Aksine devlet vatandaşlara -neye inanacaklarından tutun da nasıl düşünecekleri, giyinecekleri, hatta duygulanacaklarına kadar nasıl olmaları gerektiğini buyurma "hakkı"na sahiptir. Bu buyurgan Devletin ne "hikmetinden sual  olunabilir"  ne  de  meşruluğu  sorgulanabilir. Esasen onun toplumsal meşruluğa ihtiyacı da yoktur; çünkü her türlü meşruluğun -toplumun var olma hakkının bile- kaynağı bizatihi odur.

Bu Devlet, hukuk sayesinde ve hukukun izin verdiği ölçüde var olan bir hizmet örgütü değil, fakat geçerlilik ve etkinliğini yalnız başına güç -en üstün/rakipsiz güç- olmasından alan, hukuk ve toplum üstü bir ucubedir. Bu devletin toplumu hangi ilkeler veya amaçlar doğrultusunda tanzim edeceği de -1920'lerden buyana- açıkça bellidir. Nitekim, Türkiye'de toplumun tanzim ve te'dibi işinin resmi ideoloji doğrultusunda yapılacağı anayasal, yasal ve fiili olarak buyurulmuş durumdadır.

"Kemalizm" olarak nitelendirilebilecek olan bu ideoloji bütün vatandaşların her bakımdan tek-biçimlileştirilmesini amirdir. Bu ideolojide geleneksel olana, manevi ve uhrevi olana, kısaca "en hakiki mürşid"e mugayir olan hiç bir şeye yer yoktur. Bu ideolojinin kendisi mahza hakikattir; o, kısaca "çağdaşlık" olarak ifade edilen bütün "iyi"leri kendinde toplamıştır (Kemalist ideoloji özgürlükçülük, çoğulculuk, demokrasi gibi "yabancı ideolojiler"e de -"çağdaş" olmalarına rağmen-her ne hikmetse geçit vermez! Aslında "hikmeti" belli: Kemalizmin çağdaşlığı dinamik bir kavrayış olmak yerine, 18. ve 19. yüzyılın felsefi ve bilimsel eğilimleriyle eş zamanlılıktan ibaret olan bir "çağdaşlık"tır.) Eğitim müfredatından resmi seremonilere, devletin radyo ve televizyonlarından sözde sivil medyaya, dernekler kanunundan siyasi partiler kanununa ve anayasaya, silahlı kuvvetlerden cumhurbaşkanı ve anayasa mahkemesine, hatta birtakım "sivil toplum örgütleri"ne kadar cümle araçlar bu iş için emre amadedir. Cari siyasal sistem içinde cumhurbaşkanlığı makamının rolü işte tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Çünkü, sistemin cumhurbaşkanına biçtiği rol -sıfatının çağrıştırdığı gibi- "cumhur"un (halkın, kamunun) sözcüsü olması değil, aksine ideolojik devletin bekçisi olmasıdır. Sistem cumhurbaşkanlarından "halk adamı" olmalarını değil, "Devlet(in) adamı" olmalarını istemektedir. Anayasanın cumhurbaşkanları için öngördüğü "tarafsızlık" da, bu çerçevede, devletin ideolojisinden yana olmak demektir. Yani cumhurbaşkanlarının halkın hassasiyet ve eğilimlerine yakın olmaları istenmez; onlardan istenen Kemalizmin tanımladığı "çağdaşlık" anlayışı doğrultusunda "halkın adam edilmesi"ne katkıda bulunmak, halkın politik temsilcilerinin resmi ideolojinin sınırları dışına çıkmamalarını sağlamak, onlara sürekli olarak Devlet'in kendilerine biçtiği Kemalist "hadleri" hatırlatmaktır.

Bu misyonun yerine getirilmesinde cumhurbaşkanı, tabiatıyla, halkla dayanışma içinde olamaz; onun bu işteki doğal müttefikleri -başta anayasa mahkemesi olmak üzere-yüksek yargı organları ve barolar ile, resmi ve sivil paşalar, üniversitenin Kemalist “ulema”sı ve büyük medyadır…


Kaynak: 19 Nisan 1997, Öncü Gazetesi, Özal’dan Demirel’e Başlıklı makalenin Türkiye Cumhuriyetin’de devlet, toplum ilişkisinin analizinin yapıldığı kısmı; Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, 28 Şubat Süreci, Ankara: Yeni Türkiye Yay., 1999, sf:41-45.


Derin Analiz

"YÖK yasasını hazırlayanlar, günün birinde Çankaya ve iktidarın aynı görüşün eline geçeceğini belli ki hiç hesaba katmamışlar. YÖK'teki üçte iki çoğunlukla, bırakın katsayıları, türban bile Anayasa ve yasalar değişmeden rahatlıkla uygulama alanı bulabilir."

Abbas Güçlü, 30 Ocak 2008, Milliyet




25 Kuruşluk Komünizm

Gülünç Hakikâtler'den seçme:

Konya Cezaevinde, vaktiyle Bursa hapishanesinde bulunmuş, Nâzım Hikınet'i gayet iyi tanıyan mahkûmlardan biri anlatmıştı:

Ben Bursa'da iken mahkûm arkadaşlardan biri komünizmi merak eder. Doğru Nâzım Hikmet'in yanına gider. Sorar. Nâzım Hikmet'e: "Ağabey, komünizm nedir?"

Nâzım, cebini göstererek: "Sok elini buraya" der.Mahkûm çekinerek sokar.

  - Ne kadar para varsa al! der Nâzım.

Mahkûm alır. İki yirmibeş kuruşluk varmış. Kızıl şair, 25 kuruşluklardan birini ona verir, birini kendisi alır: İşte, der, komünizm budur.

Bu hareket mahkûmun hoşuna gider. Nâzım Hik-ınet'le laubali olmaya başlar. Bir gün cebine sokuverir. Bakar ki iki elli liralık var. Birini Nâzım Hikmet'e verir, birini kendi almak ister. Fakat komünist şair dehşetli kızar, adamı yanından kovar ve elli lirayı zorla alır.

Bu hâdiseyi dinledikten sonra, meğer dedik, komünizm ne kadar da ucuzmuş: olmuşu 25 kuruş.


Kaynak: Osman Yüksel Serdengeçti, Gülünç Hakikâtler, Türk Edebiyat Vakfı,  sf:40-41



OYAK Türktür, Türk Kalacak (!)

Oyak yöneticileri, yakın bir zamana kadar stratejik öneme sahip ulusal şirketlerin yabancılara satılmasını doğru bulmadıklarını açık bir şekilde beyan etmişler, hatta bu stratejik şirketlerden biri olan Erdemir'i de satın almışlardı. Hızını alamayan bazı emekli paşalar Hüsnü Özyeğin'e de bankasını Yunanlılara satıkları için sitem etmişlerdi. Ama ne olduysa oldu Oyak Bank Hollandalı ING'e satıldı. Bu satışla bankacılık sektöründe yabancı payı %42'ye dayandığı ifade ediliyor.

OYAK yöneticilerinin samimiyetlerini ölçecek yada mevzu bahis edecek değilim. Ancak Güngör Uras'tan şunu iktibas etmeden geçemeyeceğim:

2005 Eylül'de Oyak'ın 500 bayiini Antalya'da toplayan Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, "Canla kurulmuş, başla devam etmiş stratejik kurumların özelleştirilmemesi gerektiğini" söylemişti. "Şirketleri, bankaları satın alan yabancıların, yabancı devletle ilişkileri var. Yani bizim devletimiz satıyor, yabancı devletler alıyor. Bir Türk olarak bu beni üzüyor. Eğer özelleştirilecekse ve satılacaksa Türk firmaları almalı" demişti. Bu konuşma üzerine "Oyak Türktür, Türk kalacaktır" diye slogan atan bayiler coşmuş, Ulusoy'u omuzlarda taşımıştı.




Lenin ve Gündem

"Bir liberal, proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımının temel sorun olarak görülmesinden hoşlanmaz. Liberal, demokrasiye ve sosyalizme ait sorunlardan dikkatleri uzaklaştırmak için ulusal savaşım ateşini yakmaya ve körüklemeye çalışır."

Lenin, 1913

Kaynak




Sayfa :  1 2 3