Tom Stack'ın Tembel Martı ( Lazy Seagull ) isimli tablosu gerçekten çok hoş. Yönetim derslerinde güçlü bir mecaz (metafor) olarak kullanılabilir: Kestirmeden kariyer yapmak, kestirmeden pazarlama yapmak, kestirmeden çözüm adamı olmak gibi...

Tom Stack'ın Tembel Martı ( Lazy Seagull ) isimli tablosu gerçekten çok hoş. Yönetim derslerinde güçlü bir mecaz (metafor) olarak kullanılabilir: Kestirmeden kariyer yapmak, kestirmeden pazarlama yapmak, kestirmeden çözüm adamı olmak gibi...

Homedepot, eski CEO'suna 210 Milyon USD'lik işten çıkarma tazminatı ödemek ile karşı karşıya kalması "altın paraşüt" tartışmalarını yeniden gündemimize soktu. Hagy'nin Altın paraşüte ilişkin grafik anlatımı aslında durumu oldukça iyi özetliyor.
Bugün altın paraşüt anlaşmaları dev firmaların CEO'larını daha büyük riskleri üstlenmelerini ve daha tehlikeli sularda yüzmelerini teşvik ediyor.
İMKB’de işlem gören hisse senetlerini geriye dönük olarak incelediğimizde aylık ortalama getirilerine göre USD bazında en çok kazandıran ilk 10 şirket aşağıdaki gibidir (Tablo 1).
İlk iki şirket bankacılık sektöründe faaliyet gösteriyor. Üçüncü sıradaki şirket ise perakende sektöründe yer alıyor. İlk on içindeki finans ve sigorta sektöründe faaliyet gösteren tam 5 şirket var. Yani ilk onun yarısı finans sektöründen, iki tanesi de perakende sektöründen. Teknoloji şirketlerinden yada “yeni ekonominin” afacan şirketlerinden kimse yok.
Tablo 1: Aylık USD Getirisine Göre En Çok Kazandıran İMKB 10 Şirketi
|
Hisse Senedi Kodu |
Şirket |
İşlem Görmeye Başladığı Tarih |
İşlem Gördüğü Ay sayısı |
06/2007 itibariyle Bileşik Getirisi USD |
Aylık Ort. Gelir USD |
Yıllık Ort. Gelir USD |
|
ASYAB |
ASYA KATILIM BANKASI |
06/05 |
14 |
1,31 |
6,16 |
104,20 |
|
DENIZ |
DENİZBANK |
04/10 |
33 |
5,08 |
5,62 |
83,49 |
|
BIMAS |
BİM MAĞAZALAR |
05/07 |
24 |
2,51 |
5,37 |
84,57 |
|
KOZAD |
KOZA DAVETİYE |
03/05 |
50 |
12,07 |
5,28 |
75,40 |
|
RAYSG |
RAY SİGORTA |
97/07 |
42 |
3,58 |
3,69 |
184,87 |
|
ENKAI |
ENKA İNŞAAT |
02/07 |
60 |
6,95 |
3,51 |
44,07 |
|
TSKYO |
TSKB YAT. ORT. |
01/10 |
69 |
9,22 |
3,43 |
44,74 |
|
TTRAK |
TÜRK TRAKTÖR |
04/06 |
37 |
2,46 |
3,42 |
42,48 |
|
TKSYO |
TAKSİM YAT. ORT. |
06/06 |
13 |
0,51 |
3,24 |
26,11 |
|
MIGRS |
MİGROS |
91/02 |
197 |
176,64 |
2,66 |
97,55 |
Kaynak: İMKB
Ayrıca bu listeyi en az 10 senedir faaliyet gösteren şirketler için hazırladığımızda her ne kadar yatırımcısı en çok kazandıran sektörler finanstan inşaat, otomotiv ve holdinglere kaysa da teknoloji şirketleri için pek bir şey değişmiyor. (Bkz; Tablo 2)
Tablo 2: Aylık USD Getirisine Göre En Çok Kazandıran İMKB 10 Şirketi
(En az 10 yıldır faaliyet gösren şirketler arasında)
|
Hisse Senedi Kodu |
Şirket |
İşlem Görmeye Başladığı Tarih |
İşlem Gördüğü Ay sayısı |
06/2007 itibariyle Bileşik Getirisi USD |
Aylık Ort. Gelir USD |
Yıllık Ort. Gelir USD |
|
MIGRS |
MİGROS |
91/02 |
197 |
176,64 |
2,66 |
97,55 |
|
FROTO |
FORD OTOSAN |
86/01 |
258 |
364,03 |
2,31 |
88,36 |
|
CIMSA |
ÇİMSA |
86/01 |
258 |
326,21 |
2,27 |
87,47 |
|
ECZYT |
ECZACIBAŞI YATIRIM |
86/01 |
258 |
262,29 |
2,18 |
85,52 |
|
ARCLK |
ARÇELİK |
86/01 |
258 |
218,30 |
2,11 |
83,87 |
|
AKGRT |
AKSİGORTA |
94/12 |
151 |
21,99 |
2,10 |
70,52 |
|
ALARK |
ALARKO HOLDİNG |
89/05 |
218 |
86,91 |
2,07 |
82,34 |
|
EREGL |
EREĞLİ DEMİR CELİK |
86/01 |
258 |
142,30 |
1,94 |
80,35 |
|
FINBN |
FİNANSBANK |
90/02 |
209 |
53,41 |
1,93 |
80,79 |
|
KCHOL |
KOÇ HOLDİNG |
86/01 |
258 |
114,90 |
1,86 |
78,56 |
Kaynak: İMKB
Birinci sıradaki Migros perakende sektöründe, ikinci sıradaki Ford Otosan otomotiv sektöründe ve üçüncü olan Çimsa ise inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor. İlk 10 şirket geleneksel sektörlerin liderleri konumundaki şirketlerden oluşuyor demek yanlış olmaz.
Peki Fortuıne 500 şirketlerine baktığımızda durum nasıl acaba? Bir de bu dünya şirketlerine bakalım (Tablo 3):
En çok getiri sağlayan Hansen Natural soda ve meyve suları üretiyor, ikinci sırada yer alan NVR firması ise inşaat ve mortage sektöründe faaliyet gösteriyor. Üçüncü sıradaki Christopher & Banks ise finans sektöründe. Bu listeler içinde yeni ekonominin en iyi temsilcilerinden sadece ikisi; Comtech Telecommunications ve Yahoo yer alıyor. Peki neden yeni ekonominin afacan şirketleri yatırımcıların 10 yıl geçen sürede dikkatini çekememiş. Neden bir Microsoft yada Google en çok değerini artıran şirketler içinde yer almıyor. Bir soda üreticisi yada bilemediniz bayan giyim üzerine uzmanlaşmış bir başka şirket hala yatırımcıların en çok değer artışını karşıladığı bir hisse senedine sahip olabiliyor. “Gelecek 10 yılın en çok kazandıracak şirketleri” sıralamasında hala yeni ekonominin ve enerji sektörünün şirketleri ön sıralarda yer alsa da “geçen 10 yılın en çok kazandıran şirketleri” arasında pek görülemiyor.
Tablo 1: Yıllık USD Getirisine Göre En Çok Kazandıran Fortune 10 Şirketi
|
Şirket |
1996 Ekim-2006 Ekim Arası Verilere Göre Ort. Yıllık Getirisi % |
|
Hansen Natural |
1.542 |
|
NVR |
548 |
|
Christopher & Banks |
494 |
|
Chico's |
489 |
|
Celgene |
489 |
|
Daktronics |
395 |
|
Frontier Oil |
366 |
|
Comtech Telecommunications |
335 |
|
Yahoo! |
294 |
|
4 Kids Entertainment |
284 |
Bu sunumda sizlere bazı kurum ve akademisyenlerin pazarlama kavramına ilişkin yaptıkları tanımları vermek istedik:
|
Pazarlama Tanımları ‘Pazarlama, müşteri taleplerini karlı bir şekilde öngören, belirleyen ve tatmin eden bir yönetim sürecidir.’
|
|
‘Pazarlama, müşteriler için değer yaratan, ulaştıran ve teslim eden, örgüt ve paydaşları için faydalı olacak şekilde müşteri ilişkilerini yöneten bir süreçler dizisi ve örgüt işlevidir.’
|
|
‘Doğru ürünün, doğru yerde, doğru zamanda, doğru fiyata [sunulmasıdır]’
|
|
‘Pazarlama, mübadele sürecinde insan ihtiyaçlarının ve isteklerinin tatmin edilmesine yönelik bir insan faaliyetidir.’
|
|
‘Pazarlama, bireylerin ve grupların istek ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir değer ihtiva eden ürünlerin yaratılması, sunulması, ve diğerleriyle mübadelesini içeren sosyal ve yönetsel bir süreçtir.’
|
Arzuhan Doğan Yalçındağ Tüsiad'a başkan seçilince kadınların iş dünyasındaki başarıları yeniden gündeme geldi. Türkiye olarak "yönetimde kadınlar" tartışmasını en çok Tansu Çiller'in Başbakan olmasıyla yapmıştık. Belki ilk defa Başbakanların saç modeli, manikürü, taktığı feminen aksesuarları hakkında haberler izlemiş, yorumlar dinlemiştik. Bunlar yönetimdeki kadın hakkında gerçekten önemli olduğu düşünülen detaylar olmalı!
Gerçi Tansu Çiller dönemini başarıları ile anlatana rastlamak pek mümkün değildir. Ancak Türkiye 1990'ların ortalarından itibaren "yönetimde kadınlar" vurgusu içeren haberler ve makalelere daha sık muhatap olmaya başladı. En son gözdelerimizden biri de Arzu Hanım. Gerçi siyasetin seçim arafesinde ülke gündemindeki ağırlığını daha fazla hissettirdiği şu günlerde diğer başka "yönetimdeki kadınların" da başarılarının ortaya çıkması beklenen bir durum.
Aslında "yönetimdeki kadınlar" sorununun sebepleri ve sonuçları incelendiğinde "kadınların başarısını" izah etmek için ne düzeyde bilimsel dayanağa sahip olunduğu tartışmalıdır. Yönetimdeki kadınlar tartışmasının, fiili olarak kısmen yönetimden uzaklaştırılmış bir grubun fırsat buldukça olumlu örneklere işaret ederek kendisini ifade etmekten öteye geçmediği görülür.
Batı kadını ile ülkemizin kadınlarının durumunu mukayese bile edemeyiz diye düşünülebilir. Ancak Batı da yönetimdeki kadın meselesi sürekli tartışılıyor. Aslında kadınların yönetimdeki yeri tartışması bazı toplumların değil tüm toplumları ilgilendiriyor. Örneğin Fortune 500'deki ilk siyah kadın CEO (şimdilik en güçlü) adayının Xerox'un yeni başkanı olan Ursula Burns olduğunu öğrendim. Meğerse daha önce hiç bir siyahi kadın Fortune 500'ün başına geçmemiş. Tabiki burada durum biraz daha farklı. Kadının rengi de önemli etken. Batı'daki başarılı (!.) siyahi kadın imajının en güçlü ismi Condoleezza Rice. ABD Başkanı olduğunu düşünmek şimdilik zor. Gerçi ABD'de beyaz bir kadının başkan olduğunu düşünmek de zor. Halbuki 1990'ların ortasında üç İslam ülkesinin başı kadındı! Ne çelişki ama?
Not: Bu arada Fortune 500'de yapılan bir araştırmada 2000 yönetici pozisyonun yaklaşık 1/4'ünde siyahi yöneticiler bulunuyormuş.
Ekonomilerde yaşanan durgunlukların çoğu geçicidir, ekonomiler hemen toparlama eğilimi gösterir. Bu, hemen hemen her günümüzün insanının paylaştığı bir gözlem yada varsayımdır. Ancak Valerie Cerra ve Sweta Chaman Saxena'nın büyüme dinamiğini tartıştığı bu makalede bu varsayımı pek de doğrulamayan bulgulardan bahsedilmektedir. Ve varılan sonuç; çıktılar düştükten sonra, iyileşme eğiliminin önceki büyüme eğiliminin altında kaldığı şeklindedir.

Çok sayıdaki ülkeye ait verileri değerlendiren yazarlar, ekonomik küçülme ve durgunluk sonrası hızlı bir iyileşmenin görülmediğini söylemektedirler. Ortalama olarak kaybolan çıktı artış eğilimleri tekrar kazanılamamaktadır. Savaşlar, krizler ve diğer olumsuz şoklar mutlak sapmalara ve uzun vadede büyümenin gerilemesine neden olur. Oysa yazarlar ekonomik büyümelerle kesin bir uyum gördüklerini ifade etmektedirler. Siyasi ve finansal krizlerin çıktı maliyetlerinin düzeyi ortalama olarak süreklilik arz ettiği görülmektedir. Ayrıca uzun vadede büyümeyi volatileye bağlı olarak olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada kullanılan verilere ait bulguların, büyüme kaynaklarını tanımlamaya yardım edebileceğini ve ekonomik modellerin aynı yapının içinde büyüme ve dalgalanmaları açıklamaya imkan tanıyabileceğini düşünmektedirler.

Yazarlar, mukayeseli ülke regresyonlarının dönüm noktalarının belirleyici faktörlerini maskeleyerek yanlış yönlendirebileceğini söylemektedirler: Şoklar yada politika değişikliklerinin zamanlama kontrolüne ait regresyonların büyüme kaynaklarını açıklamak için daha iyi bir fırsat sunduğunu iddia etmektedirler. Makale ayrıca, siyasi ve finansal krizlerin pahalıya malolan etklerine dikkat çekmektedir:
Krizler negatif yönlü büyüme bölümlerinin yarısına katkıda bulunmaktadır ve tipik olarak ekonomik reformlar yada politik düzenlemeler yapılması eğilimi sağladığına dair hiçbir kanıt da yoktur. Diğer taraftan daha demokratik bir hükümet sistemine geçiş ekonomik durgunluğuna verilen tepkileri güçlendirir.
Aslında yukarıdaki iki grafiği incelendiğimizde makalenin ne anlatmak istediğini rahatça kavrayabiliyorsunuz. Kriz sonrası ekonomilerin hızla iyileştiği görüşleri Friedman'ın resesyon varsayımına dayanmaktadır. Halbuki yazarlar çalışmalarında elde edilen bulguların Hamilton'ın resesyon varsayımına uymaktadır. İlk grafikte zayıf ekonomilerin yaşadıkları küçülmelerle ivme kaybettiğini ve her geçen gün gelişmiş zengin ekonomilerden uzaklaştığını anlatmaktadır.
Wall Street Journal yayınladığı bir karikatürle şakayla karışık günümüzde sıkça karşılaştığımız mekanik yönetim tarzını eleştiriyor. Buyurgan bir köpeğin, sürüyle olan ilişkisi geçekten çok manidar!
Yönetim tarzımı basit bir deyişle özetlemek gerekirse;
Ben havlayınca, siz yürürsünüz!
Geçtiğimiz günlerde SHRM'de (İnsan Kaynakları Yönetimi Topluluğu) yayınlanan Yöneticilere Göre En Büyük Yetenek Krizini Liderlik Boşluğu Çıkarır isimli bir araştırmayı okudum. Bu çalışmada yöneticilere yetenek yönetimi bağlamında liderlik uygulamalarına ilişkin bazı sorular sorulmuş. Verilen cevaplardan elde edilen bazı bulgular ise şöyle:
Araştırmaların sonuçları doğru değerlendirmek için araştırmanın bağlamını ve araştırmayı yapanların varsayımlarını bilmek gerekir. Çünkü araştırma sorularının çerçevelenmesinde bu bağlam ve varsayımların etkisi büyüktür. Sigara üreticilerinin sigara içenlerle yaptığı araştırmaları düşünün. Biraz ihtiyatla yaklaşılır. Bu araştırmaya da aynı ihtiyatla yaklaşalım.
Hollywood filmlerinin konuları konjektürle doğrudan ilişkilidir. 300 Spartalıyı da bu çerçevede değerlendirebiliriz. Malum konjektürde en önemli aktörlerden biri İran. 300 Spartalı'nın yeniden çekilmesi konunun orjinalliği yatmadığı gün gibi açık. Ancak bizim konumuz bu değil.

Tarihi filmler hemen her zaman güçlü liderler ve onların liderlik uygulamaları hakkında tam anlamıyla bir görsel şölen sunar. 300 Spartalı'da da durum farksız. Sernayoyu ve gündem ile olan ilişkisini bir kenara koyduğumuzda Leonidas'ın perde arkasında sergilediği liderliği gözlerimiz önüne serilir:
ABD’de araba alıp satanlar ve otomotiv dünyasını yakından
takip edenler için çok yakın bir zamanda ABD’nin bir numaralı araba
üreticisinin/satıcısının (muhtemelen dünyada da) Toyota olacağı artık bir sır
değildir. General Motors’u tahtından indirmek artık an meselesi. Ekonomi
dergileri ve köşe yazıları bu geri sayım hakkında sürekli bilgi veriyor. Toyota
Amerikalı rakipleri ile kıyaslandığında, müşterilerine aynı fiyata daha iyi
arabalar üretim yaptığı görülüyor.General Motors, Ford ve Chrysler’ı saf dışı bırakan sadece Toyota değil, Isuzu, Subaru ve Honda karşında da Amerikan otomotivcileri tutunamıyor. Amerika’da otomotiv fiyatlarının en çok araştırıldığı Kelly Blue Book katalogunda en çok sorgulanan on otomotiv markasından sadece biri Japon markası değildir. Bu Japon yapımı olmayan otomotiv markası da Volkswagon'dir.
1. Toyota Camry
2. Honda Accord
3. Nissan Altima
4. Honda Civic
5. Toyota Corolla
6. Toyota Avalon
7. Infiniti G35
8. Acura TL
9. Mazda MAZDA3
10. Volkswagen Jetta
Aslında, uzun vadede “arabaya sahip olmanın” toplam maliyetler hesaba katıldığında Japon arabalarının üstünlüğü daha da artar. Kabaca mukayese edildiğinde Japon modellerinin ilk elde etme maliyetinin görece bir parça daha yüksek olduğunu söylenebilir. Ancak işletim maliyetleri dikkate alındığında daha az tamir ve bakım ihtiyacı, düzenli ve daha az gaz tüketiminin toplamda daha küçük bir maliyet çıkardığı görülür. Sahip olmanın maliyetlerini elde etme, işletme ve elden çıkarma olarak düşünürseniz Japon arabalarının elden çıkarılması gerektiğinde Amerika’da Amerikan markalarından iki kat daha fazla değere sahip olduğu söylenir. Türkiye’deki durumu bilmiyorum ama benzer bir durumun ülkemizde de söz konusu olması muhtemeldir.
Dergilerde yayınlanan otomobil güvenilirlik notlarının son 20 yıllık eğilimi incelendiğinde, ABD’de Japon markalarının sadece biri iki yıl değil her sene en yüksek notları aldığı görülmektedir. Özgür bir pazarda herhangi bir araba alıcısının başka bir markaya talip olması için deli olması gerekir.
1960'ta neredeyse tüm dünyada imal edilen otomobillerin % 50’si ABD yapımı/markasıdır. 2000 yılında ise bu oran 20%'in altında düşmüş durumdadır. 1970’lerde araba üretiminin %30’u, 1990’larda %20’si ABD sınırları içindeyken bugün %10’un altına düşmüştür. Bu düşüş eğiliminin yavaşlayacağı yada geri döneceğine dair hiçbir somut emare de görülmemektedir. Amerika açısından sorun sadece otomotiv sektörü değildir. Sınai egemenliğin kaybı çelik sanayine ve gemi yapımına kadar uylaşmıştır. Bu durumda ABD’nin 20 yy.’ın son çeyreğindeki üretim stratejisini dijital/silikon sanayiye kaydırmasının da payı büyüktür. Bu egemenlik kaybını fark edenler genelde bu sektörün çalışanları ve işverenleri oldu. Diğer kesimler pek fark edemedi. Benzer şekilde elektronik ürünler sektöründe rekabet gücünü kaybettiler; rekabet gücü kaybı ilk olarak televizyonla başladı.Rekabet gücünü kaybeden üreticiler küresel ölçekli işletmeler olsa da liberal pazarlarda sahneden çekilmeye mahkûmdur.