Gül Kasidesi; Necati Bey Divanı'ndan

Yılda bir kere menâr-ı şahdan didâr gül
Gösterür nite ki nur-ı Ahmed-i Muhtâr gül

Oldı mânend-i Medine hoş münevver gülistan
Devha-i güldür menâre pertev-i envâr gül

Cem' idüp evrâk-ı âl üstine itmiş zer-fişân
Yazmış ol mecmuaya vasf-ı ruhun ey yâr gül

Dâimâ mecmuası düşmez elinden ruz ü şeb
Benzer ider ruhlarun vasfını istihzâr gül

Umaram senden vefâ ey serv-i bostân-ı cemâl
Gerçi gülzâr-ı cihanda virdüği yok bâr gül

Var iken yüzün güle meyl eylemez dil bülbül
Ârife bir gül yeter lazım değil tekrar gül

Bâğa gel kim eyledi peyda Yed-i Beyzâ semen
Gözün aç kim gösterür ahdar şecerde nar gül

El salar etrafa durmış sebze sahnında çınar
Gel ki işret nimetini eyledi isâr gül

Bâde-i hamra ile çeng ü neye virdi amel
Tevbe vü zühd-ü- salahı eyledi bi-kâr gül

Başdan ayağa zer ü yâkut ile piruzeden
Donanur diler kim ola şahid-i bâzâr gül

Cam-ı nevruzi içüp mestane yüzbin naz ile
Şah-ı şuhun salınur boynına şahid-var gül

Goncda gibi gam dikenlerinde bülbül kan yudar
Karşısunda bad-ı subh ile güler oynar gül

Sağlu sollu hardan hançer takınmış guyiya
Zahid-i yâbis dimağ ile ider peykar gül

Ah-ı aşıkdur senin hüsnünden agah eyleyen
Na’ra-i bülbülden olur her seher bidar gül

Eyle redd ağyarı kim dillerde makbul olasın
Başlar üzere yiri vardur itse terki har gül

Bunca naz u bunca şiveyle bir aylık ömri var
Kendüyi zinet iderse tan mı şehri-var gül

Şah-ı adil devridür var guşmal it ey saba
Bülbüle cevr eylemekden itsün istiğfar gül

Padişah-ı dadger derya-dil ü vâlâ-güher
Kim nem-i hulkından eyler sebzeler izhar gül

Âsuman-ı saltanat Han Bayezid ol kim anun
Kadri bağında niçe horşid gibi var gül

Ab-ı lütfı irmese ser-sebz olmaya çınar
Bad-ı hulkı esmese bitürmeye gülzar gül

Nevbahar-ı lutfı bezl itse kerem ni’metlerin
Sath-ı sebze sahn-ı çini ola hansalar gül

Ab-ı cud irse sehab-ı himmetinden sebzeye
Bi-tekellüf serv yemiş vire isfidar gül

Atı na’linden cihan mihrab gibi secdegâh
İti izinden olupdur yer yüzi hemvar gül

Şemse-i şems-i zıya-efruz-ı alem Husreva
Safha-i tiğ-i cihangiründe bir zerkâr gül

Meclisünde bağ bir mahbub hidmetgardur
Çeşm nergis kad sanevber hat çemen ruhsar gül

Pâyuna isar içün ey serv-i bağ-ı saltanat
Eylemiş lâ’lin tabaklar içre zer ihzar gül

Goncalar arz itmeyince tapuna hemyan-ı zer
Nasb olunmadı çemen iklimine serdar gül

Tac-ı yakuti geyer piruzeden bağlar kemer
Gülistan-ı bezmüne olalı hidmetgar gül

Tuti-yi gülzar-ı bezmün olmağ içün eyledi
Harı nahun bergi şehper goncayı minkâr gül

Ab-ı adlünden humarını ider ıslah mül
Buy-ı hulkundan sudaına kılur timar gül

Mevkiinde itdüğünçün lutf-ı mahz olur gazab
Nitekim fasl-ı zemistanda görünür nar gül

Ağ destarı rida-yı sebzi varken yakdılar
Ahd-i adlünde meğer kim bağlandı zünnar gül

Bad-ı hulkun itmeyince ta’n ile bağrını kan
Virmedi gülşende buy-i nafe-i tatar gül

Nimeti hulkun kohusında ire diyu nasib
Damenin açup gedalar gibi durur zar gül

Bad-ı subh ol denlü hulkun tibini pür itdi kim
Çâk çâk olmuş görür damanını her bar gül

Şehriyara himmetün mahbub-i has u amdur
Hiç meclis var mıdur k’anda ola ağyar gül

Padişaha bir şikâyet var kulundan tapuna
Kim bu ma’niden idüptür didesin hunbar gül

Serv urur göğsine kef-dest-i tehi âşık-misâl
Goncanun zer kisesin açmakla kocar har gül

Yakdı zillet narına ben haki tab’-ı abdar
Nitekim her dem gülab içün yanar naçar gül

Can ile meddahunam dil-teng koma beni kim
Andelibinden cihanda olmdı bizar gül

Gülşen-i vasfunda her beyti Necati çakerün
Benzer ol mevzun nihale kim ucında var gül

Zineti eyyamıdur hatt ile şi’rün şöyle kim
Reng ü buy ile olur arayiş-i gülzar gül

Benzüme bir nahl-i rengin bağladı kim yaraşur
Andan itse lutf yollarını istifsar gül

Tac-verler üzre şaha şehriyar ol şehriyar
Nice kim her nevbahar olur şeh-i ezhar gül


Günümüz Türkçesiyle

Gül dalın minaresinden yılda bir kere,
Hz. Muhammed’in nuru gibi yüz gösterir.

Gül bahçesi Medine ne hoş aydınlık oldu.
Minare gül ağacıdır, gül de nur parıltısı.

Gül al yaprak üstüne altın saçıp zerefşan kâğıdı yapmış,
Sonra da o mecmuaya yanağının vasfını yazmış, ey sevgili!

Gece gündüz mecmuası elinden düşmez,
Gül herhalde senin yanaklarının vasfını hatırlıyor olmalı.

Ey güzellik bahçesinin servisi ben yine senden vefa görmek sitiyorum,
Hher ne kadar bu cihan bahçesinde gülün meyve verdiği görülmemişse de.

Senin yüzün varken gönül bülbülü güle bakmaz,
Arif olana bir gül yeter, başka gül lazım değildir.

Bağa gel ki beyaz gül Yed-i Beyza peyda etti.
Gözünü aç, bak, gül yeşil ağaçta ateş gösteriyor.

Çınar çimenlikte durmuş etrafta el sallayıp davet ediyor.
Gel ki gül yeyip içme için gerekli olan şeyleri ortaya döktü.

Gül kırmızı şaraba, çeng ve neye verdi kendini,
Tövbeyi, sofuluğu, her türlü ibadeti bir yana bıraktı.

Gül baştan ayağa altın, yakut ve firuze donanır.
Çarşıda pazarda ünlü bir güzel olmak diler.

Gül nevruz şarabını içip kendinden geçerek,
Güzeller gibi kıvrak dalın boynuna sarılır.

Bülbül gonca gibi gam dikenlerinde kan yutar,
Gül ise onun karşısına geçip sabah yeli ile gülüp oynaşır.

Gül sağına soluna dikenlerden hançerler takınmış,
Sanki kuru beyinli sofu ile savaş ediyor.

Yabancıları kov ki gönüller seni kabul etsin.
Gül dikenleri bırakırsa başlar üzerinde yeri vardır.

Sana güzel olduğunu fark ettiren güzellerin ahıdır.
Gül her seher bülbül sesinden uyanır.

Bunca nazı bunca işvesi olduğu halde bir aylık ömrü var.
Gül kendini şehirliler gibi süsleyip bezerse şaşılmamalıdır.

Ey bahar yeli, adaletli padişahın devridir, var gülüp kulağını büküp ihtar et de
Bülbülü incitmekten vazgeçip tövbe etsin.

Derya gönüllü yüksek yaradılışlı ve adaletli padişah ki
Onun yaradılışının nemiyle yeşillikler gül bitirir.

O saltanat göğü olan Bayezid Han ki,
Onun ululuğunun bağında güneş gibi nice gül vardır.

Lütfunun ilkbaharı cömertlik nimetlerini saçsa,
Yeşillik çini bir avlu olur, gül de sofra donatan.

Cömertlik yeli onun manevi teveccühüyle çimenliğe erişse,
Hemen servi yemiş verir, akkavak da çiçek.

Atının nalından dünyanın her tarafı mihrab gibi secde yeridir,
İtinin izinden yeryüzü gül gibi olmaktadır.

Aleme ışık saçan güneşin şemsesi,
Senin dünyayı fetheden kılıcının üzerinde altınla işlenmiş bir güldür.

Senin meclisinde bağ bir güzel hizmetkârdır.
Göz nergis, boy ardıç ağacı, yanaktaki tüyler çimen, yanak da güldür.

Ey saltanat bağının servisi, gül senin ayağına saçmak için,
Lâlden tabaklar içinde altın hazırlamıştır.

Goncalar senin huzuruna altın kesesi sunmayınca,
Gül çimen ülkesine başkumandan tayin olunmadı.

Senin çiçek bahçesi gibi olan meclisine hizmetkâr olalı beri,
Gül, yakuttan taç giyip firuzeden kemer bağlar.

Senin meclisinin çiçek bahçesine papağan olmak için,
Gül, dikeni tırnak, yaprağı kanat, goncayı gaga yaptı.

Senin adaletinin suyu ile şarap sarhoşunu ayıltır.
Yaratılışının kokusu ile gül baş ağrısı verdiğinin ağrısını tedavi eder.

Tıpkı kış mevsiminde ateşin gül olarak görünmesi gibi,
Gazap bile yerinde ettiğin için lütfun ta kendisi olur.

Ak sarığı, yeşil cübbesi olduğu halde yaktılar.
Her halde senin adaletli zamanında gül papaz kuşağı bağladı.

Yaradılışının yeli azarlayarak bağrına kan oturtmadıkça,
Bahçede gül tatar nafesi gibi kokmadı.

Senin yaradılışının nimetinin kokusundan bir nasip erişir diye,
Gül eteğini açıp dilenciler gibi mahcub ve zavallı durur.

Sabah yeli yaradılışının kokusunu o kadar artırdı ki,
Gül her an eteğini parça parça olmuş görür.

Ey hükümdar, cömertliğin ve iyiliğin her sınıftan insanın sevgilisidir.
Hiç meclis var mıdır ki, gül orada yabancı telakki edilsin.

Ey padişah, kulundan huzuruna bir şikâyet var,
Bundan dolayı gülün gözleri kan saçmaktadır.

Servi eli boş, istediğine ermemiş fakir âşık gibi göğsünü döğer de,
Diken altın kesesine bezmeyen goncayı açarak (yani para dökerek) , gülü kucaklar.

Gül suyu elde etmek için zavallı gülün yakıldığı gibi,
Parlak yaradılışım yüzünden horlanma ve sefalet ateşine yakıldım.

Seni candan övenim ben, gönlümü darda koma,
Gül hiçbir zaman bülbülünden bıkmadı.

Senin vasıfların bir çiçek bahçesidir ki, orada Necati kulunun,
Her beyti ucunda gül bulunan düzgün fidana benzer.

Güzel yazı ile şiiri süslemenin zamanıdır,
Çünkü gül koku ve renk ile çiçek bahçesinin süsü olur.

Necati senin meclisine öyle bir güzel ve süslü nahil bağladı ki,
Gül ondan incelik ve hoşluk yolunu sorsa yeridir.

Ey padişah, sen de taç sahiplerinin üstüne sultan ol,
Nasıl ki her bahar gül, çiçeklerin şahı olur.


Not: Mehmed Çavuşoğlu'nun hazırladığı Necati Bey Divanı adlı kitaptan alınmıştır.

Yorum

Yazan:  
Tarihi: Mart 1, 2007, 8:11 pm
ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM PAYLAŞIM İÇİN ÇOK ARADIM ELLERİNİZİE SAĞLIK
Yazan:  
Tarihi: Ağustos 18, 2007, 10:20 am
bb
Yazan: ahmet  
Tarihi: Ocak 9, 2008, 8:35 pm
TEŞEKÜR EDERİM PAYLAŞIMINIZ İÇİN.
Yazan:  
Tarihi: Şubat 7, 2009, 1:12 pm
paylaşımınız çok güzel ama bir de söz sanatlarını koysanız çok güzel olur :D


 
İsim

Eposta

URL


Hatırla?

Yorum


Onay kodu
Onay kodu