İş Ahlakı Bağlamında Çevre Kirliliği

Çevre insanların ortak varlığını oluşturan değerler bütünüdür. Çevrenin bileşenleri olarak adlandırılan bu değerlerin her biri yaşamsal yada toplumsal olarak vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle hava, su, toprak gibi yaşam ortamları, bu yaşam ortamlarını insanlarla paylaşan bitki ve hayvan toplulukları, insanın tarih boyunca yarattığı uygarlık ve bunun örnekleri ayrı birer çevresel değerdir.[1] Özet bir ifade ile çevre insanların da içinde bulunduğu tabii yaşam ortamıdır.[2] Özel anlamda ise çevre, ekoloji yada doğal çevre olarak ifade edilmektedir. Yani bu manada çevre, dünya üzerindeki canlı yaşam ile ilgili canlı yada cansız unsurların meydana getirdiği bir bütündür.

Çevre genel olarak insanların faaliyetlerinin sürdürdüğü yeryüzü olarak ele alınır ve yeryüzü toprak, su ve atmosfer (hava) ile birlikte değerlendirilir. Çünkü bu üç unsurdan bir tanesinin eksik olması halinde insanoğlunun yaşaması mümkün değildir.[3] Zaten insanoğlu başlangıçta etrafında yaşamı idame ettirmeye uygun güzel bir çevre bulmuştur. Zamanla insanlar teknolojik gelişmeye ihtiyaç duymuştur. Teknolojik gelişme ise kirlenme kavramını ortaya çıkarmıştır. İnsanlar çalışma sonucu istediğini elde etmiş ve üretim sonucu oluşan atıklar çevreye bırakılmış, bunun neticesinde de çevre bozulmaya ve kötüleşmeye başlamıştır.[4]

Çevre sorunları, türlü insan faaliyetleri nedeni ile, çevresel değerlerin zarar görmesi sonucunda ortaya çıkmışlardır. Hava, su ve toprağın zamanla niteliğinin bozularak yaşanırlılığını yitirmesi, yaşam ortamları değiştiği yada insan gereksinimleri uğruna aşırı tüketildiği için bitki ve hayvan topluluklarının yok olmaya yüz tutması çevresel değerlerin yitirilmesinin göstergesi olmaktadır.[5]

Çevre kirliliği, kısaca kirlenme, genel anlatımla da, ekonomi-ekoloji dengesinin bozulması sonucu oluşmaktadır. Ekonomi-ekoloji dengesini bozan pek çok neden bulunmaktadır ve bunlar aslında süreçtir. Toplumsal ve ekonomik kökenli olarak tanımlanabilen bu süreçler, ekoloji üzerinde baskı yaratarak çevresel bozulmalara ve zararlara yol açmaktadır.[6]

Kirlenme, sapma yada bozulma anlamında kullanılmaktadır. Çevre kirlenmesi ise tabiatın genel anlamda kirlenmesi veya doğal niteliğini kaybetmesi anlamında kullanılmaktadır.[7] Yani çevre kirlenmesi fiziksel çevreyi meydana getiren hava, toprak ve su ortamlarının insan faaliyetleri neticesinde doğal özelliklerini kaybetmesi ve bu ortamların faydalı kullanımlarının azalması veya tamamen yok olmasıdır. İnsan faaliyetleri genelde üretim ve tüketim faaliyetleri olarak iki grupta toplanmaktadır. Üretim faaliyetleri, kaynak kullanımı ve netice de doğal kaynakların tüketilerek mamûl maddelerin imâl edilmesini ve neticede çevreye bırakılan atıkları ortaya çıkarır. [8] Bunun da çevre kirlenmesinde önemli bir payı vardır.

Çevre kirlenmesi, insanların başta endüstri olmak üzere, türlü faaliyetlerden dolayı oluşan toksin ve kirletici sıvı, katı ve gaz atıkların toprağa, suya veya havaya bırakılmaları, hava titreşimin sebep olduğu gürültü veya radyoaktif maddelerin yayılması sonucu tabiattaki var olan ekolojik denge ve ahengin bozulmasıyla insanların ve diğer canlıların zarar görmesi ve hayatlarının sürdürülmesinde meydana gelen zorluklar olarak tarif edilir.

Günümüzde çevre kirliliği hızla artan ve içindekilerle birlikte gezegenimizi tehdit eden en büyük tehlikelerin başında yer almaktadır. Özellikle, 1970’li yıllardan itibaren fark edilmeye başlanan ve giderek artan bir yoğunlukta tabiatı ve insanı insanlığı tehdit eder hale gelen çevre kirliliğinin en ciddi yanı, tabiattaki şaşmaz ölçüler ve muhteşem bir mühendislik şaheseri olarak dizayn edilen ekolojik denge üzerine yaptığı olumsuz etkilerdir. Bu etkiler şüphesiz insanla birlikte başlamış ve insanoğlunun daha çok refah, daha çok lüks uğruna ölçüsüz, sınırsız ve şuursuz bir tüketim arzusu ile çağımızda kriz noktasına ulaşmış bulunmaktadır. [9]

Çevre sorunları yüzyılımızın ikinci yarısında gündemi işgal etmeye başlamıştır. Başlangıçta konuyu ağırdan alan veya biraz da önce gelişme, önce kalkınma, büyüme ve tüketim diyen Batılı gelişmelerin sistem anlayışları, çevre olayını geriye atmıştır. Son yirmi beş yılda, çevre konusunda yaşananlar ise adeta yeni bir keşiftir, hatta şoktur. Ve mesele yine tabii olarak önce gelişmiş ülkelerde gündeme gelmiştir. Yüzyılımızın bir gereği olarak karşımıza çıkansa Dünya’daki ülkeler arasındaki dağılımın gelişmişler-az gelişmişler, kalkınmışlar-geri kalmışlar, kuzey-güney yarı küre ülkeleri gibi en az iki dengeli halde olduğudur. Bu şekillenme içerinde, çoğu meselede olduğu gibi çevre sorununa kaynaklık edenler, tıpkı son yıllarda çevreyi temizleme meselesine öncülük ettikleri gibi başlangıçtan itibaren gelişmiş ülkelerden veya kuzey yarı ülkelerden olmuştur. Yani çevre kirliliğinin hem başlangıcı, hem çözüm arayışlarının temelinde gelişmiş ülkeler bulunmaktadır. Bir bakıma oyunun suçlu, savcı ve hakim aktörleri kendileri, yani gelişmiş ülkelerdir.[10]

Çevre kirlenmesinin canlı ve diğer eşyalar üzerinde meydana getirdiği menfi tesirlerle birlikte, bu tesirlerin önlenmesi için yapılan masraşar ülkenin iktisadi durumu ile yakından ilgilidir. Bu itibarla, çevre kirlenmesi, gerek ölçülebilir tipte, gerekse de ölçülemeyen türde olsun ekonomiyi yakından ilgilendirmektedir. Her ne kadar başlangıçta çevre, tabiatın temin ettiği kaynakların bütünü olarak değerlendirilmişse de tabiatın kendi kendini yenilemesinin bir sınırı olduğu anlaşıldıktan sonra ekonomik analizlere çevre malları olarak dahil edilmiştir.[11]

Çevreyi oluşturan hava, su ve benzeri öğelerin kirlenmesinden, insan sağlığı doğrudan doğruya yada dolaylı olarak etkilenmektedir. İnsan yaşamını tehlikeye sokabilecek boyutlardaki kirlenmelerin, insan gücü ve dolayısıyla ekonomi için önemli bir kayıp olduğuna kuşku yoktur. Bu boyutlara varmamış olan kirlenme biçimlerinin ise, iş gücünün verimliliğini olumsuz yönde etkilediği açıktır. Bunun gibi, deniz, göl ve akarsuların türlü nedenlerle kirletmesinin sonucunda, insanların başlıca besin özdeklerinden olan deniz ürünlerinin zarar görmesi kaçınılmazdır. [12]

Çevresel kirlenme ve bozulmanın yol açtığı zarar, evrensel ve yaygın bir nitelik taşımaktadır. Özellikle uzun dönemli etkileri de dikkate alındığında yalnız tek bir kişiyi değil, diğer kişileri, herkesi, hatta gelecek kuşakları tek bir ulusu değil bütün ulusları, yalnız insanları değil tüm organizmaları ve ekolojik dengeyi etkilemektedir.[13]

Çevre kirlenmesi genelde insanların üretim ve tüketim faaliyetlerinden kaynaklanır. Ülkelerin sadece kendi insanı için üretmesi devri çoktan kapanmış, ülkeler uluslararası ekonomilere entegre olmaya başlamışlardır. Ancak tüketim henüz böyle değildir. Genelde insanlar kendileri için tüketmektedir. İnsanların tüketme alışkanlığı sosyo-ekonomik yapılarıyla yakından ilgilidir. Bu alışkanlık cemiyet fertlerin sosyal dayanışmasını etkileyebileceği gibi, çevre kirlenmesinin de az veya çok olmasına tesir eder.[14]

Çevre Kirliliğinin Boyutları

Çevre kirliliğine neden olan süreçler olarak tanımlanan aşamalar içerisinde toplumsal nedenler olarak; nüfus artışı, yerleşme ve kentleşme, mal ve hizmet tüketimi bağlamında tüketici toplum özellikleri ele alınmaktadır. Ekonomik nedenler olarak ise, ekonominin sektörler bazında mal ve hizmet üretmekte kullandığı teknolojileri ele alınmaktadır. Bu çalışma ekonomik nedenler ve bu süreci şekillendiren işletme faaliyetleri üzerine odaklanmaktır.[15]

Ekonomik nedenlerin meydana getirdiği çevre kirliliğinin boyutları literatürde bir çok açıdan incelenmiştir. Kaynaklarda genel olarak kabul edilen çevre kirliliği boyutları, hava kirliliği, toprak kirliliği, su kirliliği ve gürültü kirliliğidir. Bu çevre kirliliği çeşitleri aşağıdaki bölümde incelenecektir.

Hava Kirliliği

Dünyayı canlıların yaşamasına uygun duruma getiren dünyayı çevreleyen atmosferdir. Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan solunum, sindirim, fotosentez gibi süreçlerin temel girdisi havadır. Belirli bir kaynaktan atmosfere bırakılan kirleticilerin, havanın doğal bileşimini bozarak, onu canlılara ve eşyaya zarar verecek bir yapıya dönüştürmesine hava kirliliği denmektedir. Herhangi bir yerden havaya yayılan kirleticiler birinci ve ikinci dereceden kirleticiler olarak iki kümede toplanmaktadır. Birinci dereceden kirleticiler, belirli bir yerden atmosfere bırakıldığı andan itibaren havayı bozan kirleticilerdir. İkinci dereceden kirleticiler ise atmosferdeki kimyasal reaksiyonlar sonucunda oluşan kirleticilerdir.[16]

Hava gerek insan sağlığına, gerekse tabiata zarar verici hale gelmesi, kirletici unsurların fazlalaşmasıyla oluşur. Kirleticiler, belirli bir kaynaktan atmosfere bırakılan birincil kirleticiler ve atmosferdeki kimyasal reaksiyonlar sonucu meydana gelen ikincil kirleticiler olarak ikiye ayrılır. Bu kirleticilerin havada belirli ölçülerin üzerine çıkması halinde hava kirliliği meydana gelmektedir. Hava kirliliği, atmosferde gaz, toz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin insan ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verici miktarlara yükselmesi olarak tarif edilebilir. Kirleticilerin hangi miktarlarının zararlı olduğu gerek uluslararası kuruluşlar, gerekse çeşitli ülkeler tarafından Hava Kirliliği Standartları ile tespit edilmiştir. Türkiye’de bu standartlar 2 Kasım 1986 yılında 19269 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle belirlenmiştir.[17]

Değişik faktörlerin yanı sıra, hava kirliliğinin sebeplerinden endüstrileşme dikkate alınırsa, hava kirliliği esas olarak yanlış yer seçimi ve atık gazların yeterli teknik tedbirler alınmadan havaya bırakılması sonucu meydana gelmektedir. Endüstri emisyonları, üretimde kullanılan maddelerin atmosfere atılmasından dolayı endüstri türüne bağlı bir kirlilik yaratmakla birlikte endüstriyel kirliliğin en önemli kaynağı tesislerde kullanılan yakıttan gelen kirleticilerdir.[18]

Bir bölgede hava kirliliğinin oluşması o bölgedeki kirletici kaynakların niteliğine ve niceliğine bağlıdır. Kirlenmeye yol açan kaynaklar sabit yada hareketli olabilir. Örneğin fabrika bacaları sabit, araba egzozları hareketli kirletici kaynaklardır. Bu manada bir bölgede hava kirliliğinin düzeyinin düşürülmesi, temel olarak o bölgede hava kirliliğine neden olan kaynakların kullanımında, atmosfere bırakılan maddelerin azaltılması ile gerçekleşebilecektir. Hava kirliliğinin oluşumunu zorlaştıran yada hava kirliliği sorununu çözmede kullanılan iki temel yaklaşımdan söz edilebilir. Bunlardan birincisi kirlenmeye neden olan yanma ile ilgilidir. Canlıların varlıklarını sürdürmelerinde temel süreç olan yanma ile ilgilidir. Canlıların varlıklarını sürdürmelerinde temel süreç olan ve doğal dengeyi bozma etkisi bulunmayan biyolojik yanmanın dışında kalan tüm yanma, yüksek ısıda gerçekleşmekte ve yanma ürünü olarak karbon dioksit, kükürt dioksit gibi zararlı gazlar ve toz vb. hava kirleticileri oluşturmaktadır. Kullanılan yakıtın türü, yanma özellikleri, yakma teknikleri üzerinde yapılan çalışmalar, hava kirliliği ile savaşımda temel araçlardan birisini oluşturmaktadır. Ve ikincisi, doğrudan yer seçimi ile ilgilidir. Hava kirletici kuruluşlar için uygun yer belirleme, doğa ile uyumlu, planlı kentleşme, bölge planlama gibi araçlarla da, kirliliğin ortaya çıkmasında etkili olan topografik yapı ve meteorolojik koşulların olumsuzluklarını gidermek olanaklıdır.[19]

Su Kirliliği

Su, tüm canlıların yaşam koşullarını belirleyen temel öğelerdendir. Dünyanın ¾’ünün sularla kaplı olduğu, tüm canlı yaşamın ağırlığının %75’inin sudan oluştuğu bilinmektedir. Su yeryüzüne yağırlarla iner, bir kısmı buharlaşırken bir kısmı da yeraltına sızar ve geri kalan kısmı da akışa geçer. Akışa geçen sular akarsulara, göllere ve denizlere ulaşır. Güneş ısısının etkisiyle bu yüzeysel sular buharlaşarak bulutları oluştururlar ve tekrar yağış halinde yeryüzüne iner. Hidrolojik çevrim yada doğal çevrim olarak adlandırılan bu olay sürekli tekrarlanır. [20] Uygarlığın gelişmesiyle birlikte insanın canlılar için bu kadar hayati önem taşıyan suyun doğal çevrimine yaptığı müdahaleler artmış, giderek su kaynakların sürekliliği etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Akarsuların üzerine elektrik enerjisi elde etmek amacıyla barajların, sulama amacıyla göletlerin yapılması, akarsuyun ulaştığı yüzeysel su kaynaklarına taşıdığı suyu azaltmakta, kaynağın doğrudan zarara uğramasına neden olmaktadır. Suyun doğal dolaşımında karşılaşılan sorunların yanı sıra tarımsal, kentsel ve endüstriyel faaliyetlerin ortaya çıkardığı atıklar ve artıklar su kaynaklarının bozulmasını belirgin duruma getirmektedir.[21]

Su kirliliği, çeşitli endüstriyel atıkların su ortamlarına arıtılmaksızın boşaltımları, tarımda verimi artırma amacıyla kullanılan doğal ve yapay maddelerin su ortamlarına taşınmaları gibi sebeplerle oluşmaktadır. Sudaki kirleticilerin olumsuz etkileri, kirleticinin türüne göre önemli farklılıklar gösterebilir. Kirleticilerin bir arada bulunduklarında tek tek bulundukları duruma kıyasla daha zararlı olabilecekleri gibi iki toksin maddenin birbirini etkilemesi sonucunda toplam toksin miktarında azalma meydana gelebilir.[22]

Su kirliliği terimi en geniş anlamı ile ekolojik yapının bozulmasını ifade eder. Bir başka anlatımla, su kaynaklarının kullanılmasının bozacak ölçüde, organik, inorganik, biyolojik ve radyoaktif maddelerin suya karışmasına su kirliliği denir. IULA Çevre Terimleri Sözlüğü su kirliliğini, suyun yararlı kullanımı etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel yada biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulmasıdır. Suyun kirlenmesi her türlü insan faaliyetinden kaynaklanabilmektedir. Her türlü faaliyetin alıcı ortama belirli oranlarda ve özelliklerde atık ve artık bıraktığı göz önüne alınırsa insanın her faaliyeti potansiyel olarak su kaynaklarını tehdit etmektedir. Temel ekonomik sektör olan tarımın ilkel yöntemlerle yapılması sırasında bile hayvan atıkları suda besin zenginleşmesine yol açarak kirliliğe neden olmakta yada erozyon yolu ile kirlenme gerçekleşmektedir. Zaman içinde teknolojinin gelişmesi, endüstrinin yaygınlaşması ve endüstriyel ürün kullanımının artması su kirliliğine yeni boyutlar kazandırmıştır.

Su pek çok canlının yaşam ortamı, pek çoğununda yaşamını sürdürmesi için temel maddelerden biri olduğundan, su kirliliğini insan başta olmak üzere tüm canlıların sağlıklarını etkilemektedir. Kirlilik belirli değerlerin üzerine çıktığında sağlık bozukluğu ölüme dönüşmektedir. Suların kimyasal yada radyoaktif kirlenmesi sonucunda zehirli kansorejen ve radyoaktif maddelerin artması insanlarda, su ürünlerinde ve insanların besin maddesi olan bitkilerde birikmeye başlamaktadır. Bir düzeyden sonra biriken bu zararlı maddeler, insan sağlığını tehdit eder duruma gelmektedir. Bununla beraber su kaynaklarının kirlenmesi, biyolojik çeşitlilik olarak anılan bitki ve hayvan toplulukları ile mikro organizmaları da doğrudan etkilemektedir.[23]

Toprak Kirliliği

Canlı türlerinin büyük bir bölümünün yaşam ortamı olan toprak, çevre ve insan açısından önemli özellikler taşımaktadır. Toprak, yeryuvarlağı çevre sisteminin her parçasında yer almaktadır. Toprak canlıların besin kaynağını oluşturan ortam olarak, kendisi doğal bir kaynaktır. Bir başka deyişle canlı doğal kaynakların varlığını sürdürebilmesi için su ve hava ile birlikte vazgeçilmez cansız doğal bir kaynaktır. Toprak, su kaynaklarının potansiyelini koruma, şora ve faunayı barındırma, çevrebilimsel bir dengesi sağlanması açılarından temel çevre öğelerindendir. İnsan açısından da toprak vazgeçilmez görünmektedir. Havayı ve suyu tükenmez sanıp, serbest mal olarak gören klasik ekonomi kuramı, toprağı hem sınırlı hem de tüm ekonomik etkinlikler için gerekli kabul etmiştir. Bu nedenle nüfuz artışı, beslenme, toprak kaynaklarını kullanma sorunun çözümü güç sorunların kaynağını oluşturmuştur. İnsan toprak ilişkisi yada daha doğru bir anlatımla insanın toprağı kullanması toprağın yapısını bozmaktadır. Toprak sorunlarının bir kesimi doğal olaylardan yada toprağın yapısından kaynaklanırken, büyük bir kesimi de insan müdahalesinden ileri gelmektedir.[24]

İnsan açısından torağın önemi, toprağın ekonomik ve toplumsal işlevinden kaynaklanmaktadır. Toprak bir üretim faktörü olarak tarım ve sanayi için yadsınamaz bir değere sahiptir. Bunun yanı sıra toprağın mekansal yerleşime olanak vermesi, yerleşim sorunlarının temel nesnesini de toprak yapmıştır. Görülüyor ki toprak insanın tarım, sanayi ve yerleşme amaçlarına uygun olarak işlevler yüklenmekte, kendi özelliklerine olmaktan çok bu işlevler doğrultusunda kullanılmaktadır.[25]

Toprak kirliliği genel bir tanımla, insan etkinlikleri sonucunda toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozulmasıdır. Toprak kirliliği, toprak yanlış tarım teknikleri, yanlış ve fazla gübre ile tarımsal mücadele ilaçları kullanma, atık ve artıkları, zehirli ve tehlikeli maddeleri toprağa bırakma sonucunda ortaya çıkmaktadır. İnsan etkilerinin kimisi toprağı doğrudan kirletmekte, kimisi ise önce hava ve ev kirliliğine neden olarak dolaylı yoldan toprak kirliliğine yol açmaktadır. Toprak kirliliğinin nedenlerini 5 sınıfta tasnif edebiliriz:[26]

  • Hava kirliliğinden kaynaklanan kirlenme,
  • Su kirliliğinden kaynaklanan kirlenme,
  • Tarımsal mücadele ilaçları ve yapay gübrelerden kaynaklanan kirlenme,
  • Katı atıklardan kaynaklanan kirlenme,
  • Yapılanmadan kaynaklanan kirlenme.

Gürültü Kirliği

Günümüzde çevre sorunları sıralanırken, gürültü bunların arasında önemli bir sorun olarak yer almaktadır. Gürültü doğrudan çevresel bir değerin bozulması sonucunda ortaya çıkmamakta, ancak diğer çevresel değerleri algılamayı etkileyen, sağlık bozucu bir durum olmaktadır. Gürültü, çıkış yeri ve yayılma ortamı olarak tüm alıcı ortamları kapsayabilir. Ancak özellikle insana zarar veren gürültü, alıcı ortam olarak havayla özdeşleştirildiğinden gürültü, hava ve havaya ilişkin sorunlarla birlikte değerlendirilir.[27]

Kentleşme, endüstrileşme, teknolojik gelişmeler giderek daha gürültülü yaşam biçimlerini zorunlu kılmaktadır. Günümüzde gürültü bir çevre ve sağlık sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Gürültü, istenmeyen bir durum olduğu, insanlar olumsuz etkilendiği için, kimilerce bir kirlilik olarak ele alınmakta ve gürültü kirlenmesinden söz edilmektedir. IULA’nın Çevre Terimleri Sözlüğü’nde gürültü kirliliği terimine yer vermiş, insanlar üzerinde olumsuz fizyolojik ve psikolojik etkiler yaratan arzu edilmeyen sesler diye gürültüyü tanımlamıştır. Gürültü bir başka ifade ile, istenmeyen yada dinleyen için anlamı olmayan yada hoşa gitmeyen, rahatsız verici sesler bütünüdür. Kimi ekonomistler gürültüyü, ekonomik açıdan diğer kirlilik türlerin farklı görmezler. Gürültü, bireylerin yada bireyler topluluğunun özel çıkarları için yaptıkları tasarruşarı sonucunda ortaya çıkan ve diğer bireylere yüklenen bir maliyettir. Bu ise diğer kirlilik türleri gibi, kirliliğin ekonomik bakımdan temelini oluşturan dışsallıkla açıklanabilir. Gürültünün dışsal bir maliyet olarak nitelendirilebilmesi, gürültünün insanlar yada bazı hayvanlar üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği sınırın bulunmasına bağlıdır. [28]

Bu manada gürültünün etkileri dört sınıfta incelenebilir:[29]

  • Fiziksel etkiler (geçici yada sürekli işitme hasarları),
  • Fizyolojik etkiler (vücut aktivitelerinde değişiklikler, kan basıncı artışı, dolaşım bozuklukları, solunum ve kalp atışında hızlanma, uyku bozukluğu),
  • Psikolojik etkileri (davranış bozuklukları, öfkelenme, sıkılma, genel rahatsızlıklar),
  • Performans etkileri (iş veriminin düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hareketlerin engellenmesi),

Çevre Kirliliği İle İlgili Yasal Düzenlemeler

Çeşitli ülkelerde izlenecek çevre politikalarının önem ve değişen çevre koşulları nedeniyle karmaşıklık kazanmasına ve çevre yatırımlarının büyük parasal harcamalar gerektirmesine paralel olarak çevre kontrolünde uygulanacak politikaların ve bunların sonucu olacak masraflı çevre kontrol yatırımlarının sağlam ekonomik temel ve güvenilir bulgulara dayandırılması önem kazanmıştır. Bu görüşe paralel olarak yatırımlarda ekonomik boyutun yanı sıra çevre boyutunun dahil edilmesi edilmesinin gerekliliği tartışılan bir konu olmuştur.[30]

Çevre politikaları, yönetim aygıtının belirlediği çevrenin korunması ve geliştirilmesi ile ilgili, geleceğe dönük ilke, hedef ve tercihleri ile önlemler anlamında kullanılmaktadır.[31] Ekolojiye, insan soyunun tehlike altındaki doğal yaşama çevresine ilişkin kaygılar giderek daha büyük ölçüde ekonomi politikasının parçası haline getirilmek zorundadır. Ekoloji ile ekolojik politikalara kaygılar da daha çok ulusal sınırları aşarak küresel bir boyut kazanmaktadır.[32] Bu maksatla devletler yada uluslararası kuruluşlar çevre politikaları doğrultusunda yasal düzenlemelerde bulunurlar[33] ( Bu bölüm için buranın okunmasını tavsiye ederiz. ) :

  • Avrupa Birliği’nde Çevre İle İlgili Düzenlemeler,
  • Çevresel Etki Değerlendirmesi,
  • Türkiye’nin Çevre Politikası.
Çevre sorunlarının küresel düzeyde etkili olarak, ulusal ve uluslararası politikaların konusu olmaya başlaması 1960’lı yılların ikinci yarısına isabet etmektedir. Bu gelişmelerin etkileriyle Türkiye’de de devletin çevre politikalarını 1973 yılından itibaren oluşturmaya başlandığı görülmektedir.[34] Günümüzde Türkiye çevre politikalarını Avrupa Birliği’nin politikaları doğrultusunda geliştirmektedir.

İş Ahlakı Açısından Çevre Kirliliği

Çevre ve Ekonomi: Literatürde serbest piyasa ekonomisinin çalışmadığı, çöktüğü istisnai durumlardan bahsedilirken dışsallıklara da işaret edilmekte ve Pazar ekonomisine alternatif sistem ve araçlar üzerinde durulmaktadır.[35] Çevreyi kirletenlerin, maliyetini karşılamak gereğini duymadıkları zararlı sonuçlara, ekonomistler dışsallık adını vermektedirler. Bir ekonomik birimin etkinliklerinin, başka birimleri (kişi yada kurum) etkilediği ve bu etkinin piyasa ekonomisi yöntemleriyle giderilmediği her yerde bir dışsallıktan, bir başka deyişle dış etkiden bahsedilir. Buna dış etki adı verilmesinin nedeni, etkiyi yaratan ekonomik karar mekanizmasının, etkilenen birimin dışında bulunmasıdır. [36]

Dışsallıklara en yaygın biçimde çevre alanında rastlandığı için, bu alandaki yaygın ve hızlı gelişmeler piyasa ekonomisini zorlamakta ve çok uzak olmayan bir gelecekte bu sistemin ciddi bir şekilde zorlanacağına dair işaretler taşımaktadır. Kapitalist sistemin temelinde Adam Smith’in görünmez el varsayımı vardır. Bu varsayıma göre kişilerin kendi menfaatlerine ulaşması, gizli bir el tarafından toplumun da kendi menfaatlerine ulaşmasını temin edecektir. Kişinin menfaati toplumun menfaati ile çatışmayacaktır. Bu nedenle kişi başkalarını düşünme mükellefiyeti ve mecburiyeti yoktur. Kişi hukukun kendine tanıdığı alan içerisinde istediği gibi serbest davranır. Bu varsayımının gerisinde kişilerin rasyonel davranacağı, kendilerine ve bu nedenle de topluma zararlı hareketlerden kaçınacağı gibi gizli bir varsayım vardır. Bu açıdan kişilerin faaliyetlerinin sonucu ortaya çıkan yararlı yada zararlı sonuçların kendi menfaat alanlarında yada hiç kimsenin sahip olmadığı alanlarda çıkacaktır. Ancak günümüzde ilerleyen teknoloji, yaygın insan faaliyetleri ve mevcut insanın diğer insan ve çevre ile olan ilişkileri kişinin ekonomik faaliyetlerinin bir kısmının yararlı yada zararlı sonuçlarının başkalarının menfaat alanlarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum ekonomi yazınında dışsallık olarak incelenir. Çevre açısından zararlı dışsallık kirliliktir. Örneğin deniz ve akarsu kenarında kurulan bir sanayi tesisinin atıklarını hiçbir arıtmaya tabi tutmadan denize veya akarsuya boşalttığı durumlarda girişimci ürettiği kârdan sadece kendisi yararlanırken kirlenmeden kaynaklanan külfeti sadece topluma yüklemektedir.[37]

Diğer bir konu doğal çevre kaynaklarının çevre malları olarak ifade edilmesidir. Uzun bir süre doğanın kendini yeniden ürettiği kabul edilmiştir. Bu nedenle doğal kaynaklara serbest mal gözüyle bakılmıştır. Ancak doğal çevrenin kendisini yeniden üretmekte bir sınırının olduğunun anlaşılması serbest mallar görüşünün yerini çevre malları görüşü yer almıştır. Çevrenin kirlenmesi ve kaynaklarının tükenmesi, çevre mallarının da en optimal şekilde kullanılmasını zorunlu kılmıştır. Üretimi ve ürün dolaşımı azamileştirmek pahasına çevre mallarının yok edilmesi kabul edilemez. Kısacası kullanma hakkı insanlara yok etme hakkı vermez. Bu amaçla ekonomistler yıpranma (amortisman) kavramının çevreye uygulanması zorunluluğundan söz ederler. Çevre mallarının geleceğini güvence altına alınması, üretimin bir bölümünün yıpranmasının giderilmesine ayrılmasını zorunlu kılar. Bu kuşaklar arasındaki dayanışmanın da bir gereği sayılmaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre: Birleşmiş Milletler Çevre Programı Birleşmiş Milletler tarafından çevresel sorunları etkin bir şekilde çözmek kurulmuş ekonomik ve sosyal bir konseydir. Bu konsey dört temel çevre sorunu tanımlamıştır:[38]

  • Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi,
  • Sürdürülebilir üretim ve tüketim,
  • Çevre sağlığı ve refahı için daha iyi bir çevre,
  • Küresel eğilimler ve çevre.

İktisatçılar tüketmek sözcüğünü iktisadi mallardan yararlanmak anlamında kullanmaktadır, fakat Shorter Oxford Dictionary’nin tanımı ekologlara daha uygundur: yok etmek yada ortadan kaldırmak, harcamak yada israf etmek, bitirmek. Dünya tüketim toplumuna katkıda bulunan ekonomiler tüm insanların ortak olduğu çevre kaynaklarına verdikleri zararların en büyük bölümünden sorumludurlar.[39] Bu manada dünya toplumları ekonomik kalkınma için yeni arayış içerisine girmiştir.

Sürdürülebilir bir dünya kurmaya doğru atılacak ilk adım, böyle bir dünyayı hayal edebilmektir. Enerji, ulaşım, ormancılık, tarım ve diğer doğal kaynak alanlarında ekonomimizin ekolojik açıdan mantıklı olmasını sağlayacak yeni yaklaşımlar ve yöntemler gerekmektedir.[40]

Çevre sağlığı gündeme gelince beraberinde ekonomide tartışılan bazı kavramlarla ilişkilendirildi. Bunların başında kalkınma kavramı gelir. İlk defa 1972 yılında Stockholm Kalkınma Konferansı’nda kullanılan çevreyi dışlamayan kalkınma kavramı ile, yerel kaynaklardan adaletli bir şekilde yararlanmayı öngören bir kalkınma stratejisi ifade edildi. Amaç kaynakların ve çevrenin toplumsal gelişmesi ve sağlıklı yönetimiyle bağdaştırılabilen bir büyümenin sağlanmasıdır. Çevreyi dışlamayan kalkınma kavramı, ekonomik gelişme ve sağlıklı çevreyi yaratma ve koruma amaçlarının çelişen hedefler olmadığı varsayımı üzerine kuruludur. Bununla beraber sürdürülebilir kalkınma yada sürekli ve dengeli kalkınma kavramı 1970’li yıllardan bu yana ekonomi, toplum ve çevre arasında kurulmak istenen dengenin yeni bir anlatımı olarak ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir kalkınma kavramı çevre kalkınma ilişkilerinin değerlendirilmesinde temel yaklaşım olmakta, özellikle gelişmiş ülkelerde kavramın temeli ve yöntemin geliştirilmesi yönünde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşaklarında kendi gereksinimlerini karşılama olanaklarını ellerinden almadan karşılamayı amaçlamaktadır. Ekonomik açıdan sorulması gereken soru gelecek kuşakların kendi gereksinimleri karşılayabilme olanaklarını ellerinden almadan kalkınmanın nasıl gerçekleştirileceğidir. Bu soruya cevap sürdürülebilir kalkınmanın bir büyüme oranını ile gerçekleşmesidir. Bu oran yenilenebilir kaynaklar için yenilenebilme oranıdır. Yenilenemeyen kaynaklar için bu oran, kaynakların öngörülen bir süre için dayanmasını sağlayacak bir kullanım oranıdır. Her iki durumda da kaynak dağılımı sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bu kaynak dağılımının piyasa mekanizması içerisinde çözülemeyeceği gözönüne alınırsa planlama kaçınılmaz olarak tek çözüm yolu olmaktadır.[41]

Genel Olarak İş Ahlakı: Ahlak en genelde toplumlar ve insanlar için "Doğru Nedir?"e yanıt arar. "İş Ahlakı" da, ahlak normu ve kurallarının iş hayatında işletmelerde, şirketlerde, kuruluşlarda uygulanması ile ilgilidir. İngilizce kullanımında "Ethics in the Work Place" (İş Yerinde Ahlak) ya da "Business Ethics" (İş Ahlakı) olarak bilinen bu konu, önceleri "şirketlerin sosyal sorumluluğu" başlığı altında özellikle ABD'de 1960'lar ve 1970'lerde gündeme gelmiş, 1980'lerde de gerek ABD gerekse de diğer pek çok ülkede "iş ahlakı-iş etiği" olarak yoğunluk kazanmıştır.

Etik sözcüğü Latince kökenli olup, ahlak bilimi anlamına gelmektedir. İyi nedir? Doğru nedir? Yanlış nedir? Bu sorular temel sorulardır. Asırlardır sorulmaktadır. İyi insan olmanın özelliklerinin ve bireyin uygun davranışlarını belirleyen kuralların oluşturulması etik konusunun özüdür.

İş Ahlakı ya da etiğinin, etik alanının bir alt konusu olarak ağırlıklı biçimde gündeme gelmesi ABD'de 1960'larda başlamış,1980'lerde ise ABD'deki tüm büyük işletme ve şirketlerde "Etik İlkeleri" (Code of Ethics), "Etik Komiteleri", "Etik Hizmetiçi Eğitim ve Danışmanlık Birimleri" oluşmuştur. [42]

Sosyal Sorumluluk Kavramı: Sosyal sorumluluk, işletmenin sahip, ortak ve/veya yöneticilerinin işletmeyi yönlendirirken toplumun değer yargılarına göre hareket etmesi ve sosyal gereksinimlerin farkında olarak işletmeyi yönetmesi’ olarak tanımlanabilir. Buna ilaveten, işletmelerin bir yandan faaliyetlerini sürdürürken bir yandan da kendi ilgi alanları çerçevesinde sosyal düzenin korunması ve geliştirilmesi için zorunlu derecede önemli olan faaliyetleri araştırması ve bunları elinden geldiği kadar uygulaması ve uygulatması gerekmektedir. İşletmeler üzerlerine alacakları sorumluluklar ile ülkenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmalıdırlar.[43]

Bu manada doğal çevre işletmelerin sosyal sorumluluğunun önemli bir boyutunu teşkil etmektedir. İşletmeler hem kullandıkları kaynaklar açısından hem de faaliyetleri esnasında ve sonucunda doğal çevre ile doğrudan ve dolaylı olarak etkileşim içerisindedir. İşletme faaliyetleri, doğası gereği doğal çevre üzerine “etkisel” değişiklikler meydana getirmekte ve bu kontrol altına alınmadığı takdirde doğal çevrenin aleyhine işlemektedir. Buna karşın doğal çevre bu etkisel müdahalelere “tepkisel karşılıklar” vermektedir ki bu tam anlamıyla doğal çevrenin insan yaşamı ile beraber kendisini tahrip etmesiyle sonuçlanmaktadır.

Ahlaki Açıdan Çevre Kirliliği: Çevre üzerine düşünceler yeni değildir. 1960’lardan sonra yanan nehirler, kuruyan göller ve petrole bulanan denizler dikkat çekmeye başladı. Yiyeceklerimizde radyoaktiflik, anne sütünde DDT (tarım ilaçları), suyumuzda kurşun ve cıva bulundu. Kuzey Amerika Kıtası’nda her esintisinde kirlilik tespit edilmiştir. Dünya Gezegeni geçen son birkaç yılda bizimle öncekiden daha yüksek sesle konuşmaya başladı, ve biz de öncekinden daha çok dinlemeye başladık. Allah’ın Nuh’a yaptığı ikazı aratmayacak uğursuzlukta bir mesaj veriyordu. Kuraklıklar, sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve atmosfere bırakılan karbondioksit ve diğer gazlar nedeniyle artan küresel ısınma aracılığıyla bizimle konuştu.[44]

Çevre kirliliği (ve genel çevre sorunları) bazı araştırmacılar tarafından, yaşamımızda ekolojik sistemleri tanıma ve koruma görevi açısından en iyi çerçevesi çizilmiş bir problem olarak görülür. Bir ekolojik sistem birbirine bağlı ve birbiriyle ilgili çok sayıda organizma ve çevrenin bütününü ifade eder. Bu nedenle bir ekolojik sistemin çeşitli parçalarının faaliyetleri diğer parçaların tamamını etkileyecektir. Çeşitli ekolojik parçaların birbirine bağlı olması, her bir parçanın hayatını devam ettirebilmesini diğer parçaların hayatını devam ettirmesini gerektirir. Bu manada işletmeler diğer toplumsal kuruluşlar dünyada ekolojik çevrenin önemli kısmını oluşturur. İşletmeler, enerjileri, malzeme kaynakları ve atıkların uzaklaştırılması açısından doğal çevreye bağlıdır ve bununla beraber işletmelerin ticari faaliyetleri tekrardan doğal çevreyi etkilemektedir. İşletmeler bu sistemleri güvene alacak ve ciddi zarar verici etkilerden uzak kalacak şekilde bu sistemlerle olan ilişkilerini ve bu sistemlere olan bağımlılıklarını yeniden tanımlamadan, kirlilik sorunlarının çözülebileceğini ummamız mümkün değildir.[45]

Özsermayemiz olan doğal kaynakların bitmesi ve kirlenmesini azaltmak, engellemek yada kaçınmak için yapmamız gereken çok şey vardır. Bireysel yada kolektif olarak birçok ölçütü adım adım kendi iyiliğimiz için kullanabiliriz. Bireyler yada işletmeler faaliyetlerinin, toplam kirliliği artırmayacak küçük etkileri olduğu ileri sürebilir. İşletmeler başkalarını kirliliği engelleme çabalarından faydalanırken kendileri bu doğrultuda bir çaba göstermeyebilir. Bu tip tutum ve davranışlar işletmelerin önünde ahlaki bir problem olarak durmaktadır.[46]

Yaşanılabilir bir çevrenin, bir hak olarak tanımlanması işletmelerin ahlaki düşünce açısından doğal çevrenin bütünlüğüne saygı duymasını daha da güçlendirir. Ayrıca ünlü düşünürlerden Blackstone, bu ahlaki hakkın tanımlanmasını yasa koyucuların yaşanabilir bir çevrenin yasal bir hak olarak tarif edilebilmesi sağlam bir temel olarak kabul eder. Böyle bir resmi hak tanımlaması doğal çevreyi kirleten ve suiistimal edenlere karşı bizi daha etkin kılar. Bununla beraber yaşanabilir çevrenin bir insan hakkı olarak açıklanması karşılaştığımız birçok sorunu çözmekte yetersiz kalır. Yer değiştiremez doğal kaynakların korunması, daha fazla küçük düşürülmeden doğal çevrenin korunması, doğal formunun yeniden kazandırılması gibi çabalarda bizi hala ekonomik ve ahlaki maliyetler içeren zor seçimler bekleyecektir.[47]

Faydacılık Blackstone’un çevresel haklar kuramının cevaplamadığı soruları cevaplama imkânı sağlar. Temel olarak faydacılık yaklaşımı çevresel sorunları eksik piyasa koşullarına bağlar. Eğer bir işletme çevreyi kirletirse, ürünlerin fiyatı ürünlerin üretilmesinin gerçek maliyetleri karşında uzun süre aynı kalamaz, kaynakların telafi edilememesi atıkları artırır ve ürünlerin dolaşımını olumsuz etkiler. Sonuç olarak toplumun tamamı ekonomik refahın düşmesi üzerine zarar görür. Bununla beraber faydacılık yaklaşımı toplum refahının zarar görmesinden kaçınacakları için kişilerin kirletmeden kaçınacaklarını iddia eder.[48]

Ekonomistler sık sık bir üreticinin bir ürünü üretmek için katlandığı üreticiye özel maliyet ile bir bütün olarak topluma yüklenen maliyet arasında ayrım yapar. Bir ürünün üretilmesinde kullanılan emek, malzeme, elektrik gibi unsurlar özel maliyeti oluşturur ve üretici bunu öder. Ancak kullandığı elektriğin üretilmesinde havaya yayılan duman çevreyi kirletir ve çevre sağlığı etkiler. Bu da dışsal ve ödenmeyen maliyettir. Bu iki maliyetin toplamı sosyal maliyet olarak değerlendirilir. Bu nedenle işletmelerin özel maliyetleri sosyal maliyetlerinden küçük olur. Bu ayrım niçin bir problem olarak görülür. Çünkü üreticiler ürünlerini üretirken özel maliyetleri öder ve bu nedenle optimal faydayı sağlayacak şekilde davranır, ancak sosyal maliyetin tamamını ödemediğinden dışsal maliyetlerde optimal fayda gözetilmez. Bu da bir sorun olarak ortaya çıkar. [49]

Hemen hemen herkes çevreyi gelecek nesillere bırakırken, kaynaklar dünyasını boşaltmanın ve düzeltilemez bir şekilde kirletmenin sezgisel olarak yanlış olduğunu hisseder. Elbette ki sadece bunları yapmak tehlikelidir. Fakat zorlu gelecek kuşaklar karşında ahlaki yükümlülüğün ne olduğu sorusu, bütün önemli kuramsal yaklaşımlarda çözümlenememiş ve felsefeciler arasında tartışılmaktadır. Felsefe Profesörü Joel Feinberg, gelecekteki insan olguları ne olursa olsun bizim onların çıkarlarını etkileyebileceğimizi iddia etmiştir. Gelecek kuşakları bilmesek bile onların çıkarlarını ve bu çıkarların doğasını bilebiliriz. Hem gelecek kuşakların haklarını tutarlı bir şekilde konuşmamız hem de onlara ekolojik bir zaman bombası bırakmamanın bir görev olarak kabul edilmesi için bunun yeterli olduğunu iddia etmiştir.[50]

Gelecek kuşaklara karşı görevimiz olma sorusunun ötesine taşıyan çevresel ahlak yaklaşımlarından bir diğeri de doğanın değeri yaklaşımıdır. İnsan merkezli yaklaşımların öylece kabul edilmesine karşı çıkar. Bu yaklaşımlarda sadece insan için iyi olduğundan çevrenin korunmasının iyi olduğu görüşü ima edilmektedir. Buna karşın Grand Canyon, çevrenin sadece insanın verdiği değere sahip olmadığını onun insan doğasının değerinden ve korumasının dışında gerçek bir değere ve güzelliğe sahip olduğunu söyler.[51]

Eğer iş ahlakı bizi 15 sene içerisinde çevre ile ilgili herhangi bir yere taşırsa, sosyal sorunların çözüm arayışlarında işletmeler, daha aktif bir ortak olacak ahlaki sorumluluğa sahip olacaklardır. İşletmeler sorunun bir parçası olmaktan daha çok yaratıcı çözüm yollarının bir parçası olmak zorundadırlar. İşletmeler bir vicdana sahip olabilirler ve olmalıdırlar. Bu vicdan çevre vicdanını da içermelidir. İşletmeler çevre sorunlarımızın çözülmesine katılmaktan kendilerini izole edemezler, diğerlerine katılarak ne yapamayacaklarını söyleyerek cevap bulmaya çalışmalıdırlar. İşletmeler çevre krizlerinin çözülmesinde paha biçilmez özel bilgi birikimine, uzmanlığa ve kaynaklara sahiptir. Toplum özellikle acil sorunlarının çözülmesinde, özellikle de gezegenin hayatını sürdürmesinde bütün katılımcılardan işbirliği ve ahlaki bir vizyon bekler. İşletmeler etkin çözümler için devletlerle birlikte çalışmalıdır. Bununla birlikte ahlaki bir liderlik yaratmalı ve geliştirilmelidir.[52]

Ahlaki açıdan çevre sorunlarına bir çözüm bulma ihtiyacı insanlarda, insanın ekonomik faaliyetlerini temellendirmede yeni arayışlara itti. Bu çözüm arayışlarında kullanılan ilkelerden biri kirleten öder ilkesidir. Ancak bu ilke çözüm sunmaktan daha çok mevcut durumun meşrulaştırılması için işletmelerden belirli bir ücret alınmasını öngörür.

Çevre hukukunda geçerli olan kirleten öder ilkesi daha ziyade çevre sorunlarını önlemeye değil, doğan zararın tazminine yöneliktir. Bu ilke ile çevreye verilen zararın önlenmesi mümkün olmadığı gibi, zararın ölçüsü parasal olduğundan tazminle çevrenin eski hale getirilmesi de gerçekleşmeyecektir. Ayrıca zararın tazmin edilmesiyle çevreye zarar verme olayı da bir tür meşruluk kazanacakta, kirleten öder ilkesi ödeyen kirletire dönüşmektedir. Bugün kirleten öder ilkesinin uluslararası çevre hukukunda da uygulanarak, kirliliğin kaynağı olan ülkelerin kirlenmenin sonuçlarına da katlanması kabul edilmektedir. Somut olarak bu ilke çerçevesinde devletlerin söz konusu ilkeyi uygulama, borçlarının karşısında bir haklarının var olduğu da kabul edilmektedir.[53]

Diğer bir yaklaşım ise maliyet kârlılık analizi ile çevre maliyetinin işletme faaliyetlerinin bir maliyeti olarak görülmesidir. Alışa gelmiş maliyet karlılık analizinin yalnızca söz konusu faaliyetin salt masraf ve karlılık ilişkisini değerlendirmesine karşın dışsal maliyetleri, çevre koruma maliyetleri ve bu maliyetlerin kazandırdığı kazançların analiz edilerek çevre boyutunun somut bir şekilde işletme faaliyetlerinde değerlendirilmesi sağlanır. Bu şekilde çevre koruma ve kirlilik kontrolü uygulamalarından oluşan kazançları, çevre koruma uygulama giderlerini faaliyetlerin mali boyutunun hesaplanması sırasında göz önünde tutmak mümkün olmaktadır. Bu da esasında kirlettiğinden daha çok kazandırıyorsan faaliyetlerin meşrudur. Anlamına gelmektedir. Ancak en azından bireysel faydanın değil soysal faydanın sosyal maliyetten fazla olması aranır.[54]

Sonuç

Serbest piyasa ekonomisinin kademeli olarak dünya devletleri tarafından kabul edilmesi, özellikle günümüzde liberal ekonomik görüşün varsayımlarının ve uygulamalarının küresel çapta işlerlik kazanmasına imkan sağlamıştır. Bu durum özellikle, sınırlı kaynaklar ile sınırsız ihtiyaçların karşılanması yaklaşımına dayanan, özel girişimi olabildiğince özgürleştirip sınırsız üretime ve pazarları da sınırsız tüketime yönlendiren serbest piyasa ekonomisinin insanoğlunu, sahip olduğu bir çok ekonomik ve toplumsal değeri kritik düzeye varıncaya kadar tüketmeye teşvik etmesine neden oldu. Bu durum doğal çevrenin kirlenmesi ve tahrip olması ile insanoğlunun sorunu olmaktan çıkıp tüm dünya canlı ve cansız varlıklarını kapsayan ekolojik çevrenin sorunu olmuştur.

Bu gelişmeler paralelinde çevre kirliliği ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme gelmeye başladı. Bununla beraber iş ahlakı açısından bu konu irdelenmeye başlandı. Çünkü işletmeler çoğu zaman telafi edemeyeceği ve ekoloji için hayati öneme sahip kaynakları kirletmekte ve tahrip etmektedir. Kirlenmenin önüne geçme ve çevre sağlığının temin edilmesinin işletmeler açısından bir ahlaki eylem sorunu olarak ele alınması çevrenin sadece ticari bir mal olmaktan çıkarıp insanın ona atadığı değerin dışında kendiliğinden var olan bir değeri olduğuna işaret etti. Belki bu durum bizim için en önemli kazançlardan biridir.

Esasında insanlar tüm eylemlerinde özellikle de ekonomik eylemlerinde eylemler ile ilgili her unsura ve faaliyete kendine göre itibari bir değer ataması yapar. Bunun getirdiği tehlikeler günümüz dünyasında doğal çevre sorunlarının artması ile ciddi bir boyut kazanmıştır. İnsanın benmerkezli değerlendirmeden, kendisinin diğer unsurlardan farklı olmakla beraber bir ekolojik unsurlar biri olarak kabul etmesi ve bütüncül bir değerlendirmeye gitmesi daha doğru gibi görünmektedir.

Ekonomik açıdan insan taleplerinin sınırsız kaynakların sınırlı olduğu varsayımı da bu açıdan yeniden düşünülmelidir. Acaba gerçekten insanların ihtiyaçları ve talepleri sınırsız mıdır? Her ne kadar üretim toplumu olarak değerlendirilse de, günümüz toplumları daha çok tüketim toplumlarıdır. Ekonomik ve sosyal ilişkilerin tüketime göre belirlenmesi, insanın kendisi ve diğer canlılıklar ile olan ilişkileri ve sorumluluklarını, nesnelerle ve tüketim ürünleri ile olan ilişkilerinin gerisine atması sonucu doğurmuştur.




[1] Ruşen Keleş, Can Hamamcı, “Çevrebilim”, Ankara: İmge Kitapevi, 2. basım, 1977, s.77.
[2] Muzaffer Günay, “Çevrem ve Ben”, İstanbul: Türdav Yay., 1. basım, 1998, s.7.
[3] Mehmet Karpuzcu, “Çevre Kirlenmesi, Ekonomi ve Toplum”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.339-346.
[4] Necdet Aral, “İnsan ve Çevre İlişkileri”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.471-476.
[5] Keleş, Hamamcı, s.77.
[6] Gaziantep Ticaret Odası, “Çevre Dostu Üretim geliştirilmesi”, Gaziantep, 2000, s.5.
[7] Necdet Aral, s.471-476.
[8] Mehmet Karpuzcu, s.339-346.
[9] İrfan Önal, “Çevre Sorunlarına Temel Yaklaşımlar ve Bazı Çözüm Önerileri”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.172-174.
[10] Metin Eriş, “Kirliliğin Önlenmesi: Çevre Kirliliği Üzerine Düşünceler”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.465-470.
[11] Mehmet Karpuzcu, s.339-346.
[12] Keleş, Hamamcı, s.127.
[13] İ. Sahir Çörtoğlu, “Kirleten Öder İlkesi ve Ekolojik Zarar Kavramı”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.347-352.
[14] Mehmet Karpuzcu, s.339-346.
[15] Gaziantep Ticaret Odası, “Çevre Dostu Üretim geliştirilmesi”, Gaziantep, 2000, s.5.
[16] Keleş, Hamamcı, s.77-78
[17] Gaziantep Ticaret Odası, s.14.
[18] A.g.e., s.15.
[19] Keleş, Hamamcı, s.80-81.
[20] Necdet Aral, s.471-476.
[21] Keleş, Hamamcı, s.90-91.
[22] Gaziantep Ticaret Odası, s.15.
[23] Keleş, Hamamcı, s.97-98.
[24] Keleş, Hamamcı, s.99.
[25] A.g.e., s.100.
[26] Gaziantep Ticaret Odası, s.16.
[27] Keleş, Hamamcı, s.86.
[28] Keleş, Hamamcı, s.86-87.
[29] Gaziantep Ticaret Odası, s.16-17.
[30] İ. Turgut Balkaş, Gaye Tuncer, “Çevre Kirliliği Kontrolü Planlamasında Ekonomik Uygulamalar: Maliyet-Karlılık İlişkisi”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.353-357.
[31] Ç6, s.221.
[32] Peter F. Drucker, “Yeni Gerçekler”, Çev.Birtane Karanakçı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yay., 7. basım, 2000, s.135.
[33] http://www.cevre.org/yayinlerden%20secmeler/Avrupa%20Birligi.htm
[34] Ç6, s.221-222.
[35] İ. Orhan Türköz, “Ekonomi, Hukuk ve Çevre: Çevre Meselelerinin Ekonomik Yorumu”, Yeni Türkiye, C:1 S:5, 1995, s.320-324.
[36] Keleş, Hamamcı, s.129-130.
[37] İ. Orhan Türköz, s.320-324.
[38] John D. Daniels, Lee H. Radebaugh, “International Business: Environments and Operations”, Indian:Pearson Education, 2000, s.319.

[39] Alan Durning, “Ne kadar Yeterli”, Çev.Sinem Çağlayan, Ankara: Tübitak Yay., 1. basım, 1998, s.35.
[40] Lester R. Brown, Christopher Flavin, Sandra Postel, “Gezegenimizi Kurtarmak”, Çev.Sinem Gül, Ankara: Tübitak Yay., 2. basım, 1998, s.97.
[41] Keleş, Hamamcı, s.137-140.
[42] Ümit Berkman, “Sosyal Sorumluluk , İş Ahlakı Gelişimi Ve Yakın Geleceği”, www.kho.edu.tr/yayinlar/bilimdergisi/ bilimder/doc/1999-2/bilder5.doc,
[43] Yılmaz Yaman, “Sosyal Sorumluluk Kampanyaları”,www.siviltoplum.com/1_tanitim/3.pdf,
[44] Ç3, s.697.
[45] Manuel G. Velasques, “Business Ethics: Concepts and Cases”, New Jersey:Prentice Hall, 4. basım, 1998, s.270.
[46] William H. Shaw, “Business Ethics”, s.400.
[47] William H. Shaw, s.400.
[48] Manuel G. Velasques, s.276.
[49] A.g.e., s.277.
[50] William H. Shaw, “Business Ethics”, s.411.
[51] A.g.e., s.413.
[52] Ç3, s.699.
[53] İ. Sahir Çörtoğlu, s.347-352.
[54] İ. Turgut Balkaş, Gaye Tuncer, s.353-357.

Yorum

Yazan:   www
Tarihi: Ocak 10, 2007, 3:18 pm
cokgusel
Yazan:  
Tarihi: Ocak 10, 2007, 8:19 pm
istatisliğini söylememişsiniz çevre ile ilgili varsayım yani olasılığı yazmamışsınız E-mail adresime gönderirseniz sevinirim teşekkürler.
Yazan:  
Tarihi: Ocak 11, 2007, 2:04 pm
BRAVO ÇOK GÜZEL OLMUŞ
Yazan:  
Tarihi: Ocak 11, 2007, 2:06 pm
tam aradığım ödev di bu yazıyı yazanın anlından öpmek lazım thanks
Yazan:  
Tarihi: Ocak 12, 2007, 8:10 pm
YAAAA ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSANLAR ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİLERİNİ YAZMAMIŞSINIZ LÜTFEN YAZIN:(:(:(:(:(:(
(ÇABUK OLURSANIZ ÇOK İYİ OLUR)
Yazan:  
Tarihi: Ocak 31, 2007, 10:36 pm
cok tesekkur ederız devamınıda beklerızzzzzzzzz
Yazan:   www
Tarihi: Şubat 1, 2007, 8:06 pm
hersey cok guzelde cevre kırlılıgının tam olarak olusma nedenlerı yok
Yazan:   www
Tarihi: Mart 3, 2007, 4:48 pm
konuyu iş etiğiyle ilgili biraz daha genişletirseniz sevinirim
Yazan:   www
Tarihi: Mart 3, 2007, 4:50 pm
bizi aydınllattığınız için teşekkür ederiz fakat iş etiği hakkındada biraz bilgi istiyoruz cevap verirseniz seviniriz..
Yazan:  
Tarihi: Mart 16, 2007, 10:14 pm
ya çok güzel fakat insanlar ve hayvanlar üzerin deki zararlarını yazmamışsınız........ya lütfen yazın
Yazan:  
Tarihi: Mart 16, 2007, 10:54 pm
harika olmuş ya bravo......ama çevre kirliliğinin insanlar ve hayvanlar üzerindeki zararları ve etkilerini yazmamışsınız.....lütfen yazın çünkü bana ödev olarak lazım araştırmam gerekiyor......
Yazan:  
Tarihi: May 20, 2007, 4:55 pm
süper bişi olmuş ellerinize sağlık ama tabi tebrik aldık die işi bırakmak yok geliştirmeye devammm
Yazan:   www
Tarihi: Kasım 6, 2007, 5:26 pm
tüm canlılar su kullandığı halde yeryüzündeki sular neden tükenmez?
Yazan:   www
Tarihi: Aralık 4, 2007, 3:49 pm
mustafa bbbbenimmmmmm
Yazan:   www
Tarihi: Aralık 22, 2007, 1:18 pm
PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜRLER:)
Yazan: AYŞE   www
Tarihi: Aralık 22, 2007, 1:23 pm
paylaşım güzel ama bunları herkez biliyordur ki bilmeyende .... dır


 
İsim

Eposta

URL


Hatırla?

Yorum


Onay kodu
Onay kodu