Ahlâk gelişimi ile ilgili literatürün önemli bir kısmı Jean Piaget (1932) ve
Lawrence Kohlberg (1984) tarafından ortaya konulan ahlâkî akıl yürütme aşamaları üzerine yapılan çalışmalar olmuştur.
Piaget, okula başlamadan önceki çocukların,bir davranışın iyi ya da kötü olduğunu
belirlemek için,o davranışın sonuçlarına baktıklarını keşfetti. Eğer ödüllendirilirlerse yapılan şeyi iyi;cezalandırılırlarsa kötü olarak algılamaktadırlar. Piaget göre çocuğun ilk evre ahlâkı, bir tür baskı ahlâkıdır; başkasının arzusunu sorgusuz bir şekilde yerine getirmeyi gerekli kılar. Çocuğun ikinci evre ahlâkı, sıklıkla ilkokul düzeyindeki çocuklarda görülür ve doğru ile yanlışı,eylemin nesnel sonuçları bakımından daha çok,olayı kuşatan koşullar açısından anlamayı içerir. Suçlu kimselerin, sırf verdikleri zarar değil, niyetleri de göz önüne alınmalıdır. Akran ve emsalleri bağlamında ise,yaşıtlarıyla iyi geçinmek, otoriteye itaat etmek kadar önemlidir. Bunun yanında,kurallar değişmeye müsait ve meyillidirler. Kurallara itaat etmenin gerekçesi,kapsamına giren kişilerin bu kurallar üzerinde anlaşmaları ve bütün ilgililerin bu kuralları göz önünde bulundurmak durumunda olmalarıdır. Bu otonom ahlâk,yine Piaget ’nin terimiyle,iki taraflıdır ve diğerleriyle karşılıklı rızaya dayalıdır. Bu, bir baskı ahlâkı değil,işbirliği ahlâkıdır.Çocuklar neyin iyi ve neyin kötü olduğu konusunda kendi düşünüş tarzlarını geliştirmeye başlarlar.
Lawrence Kohlberg, Jean Piaget ’nin iki süreçli ahlâk sistemini,ilk çocukluktan olgun yetişkinliğe kadar uzanan ardışık altı aşamalı bir sistem halinde genişletti. Kohlberg, ergenler ve genç yetişkinler üzerinde yoğunlaşmak suretiyle bunu gerçekleştirdi. Piaget gibi Kohlberg de, ahlâkî gelişim sırasında ortaya çıkan aklî ve entellektüel fonksiyonları vurguladı ve ahlâkî ikilem içeren hikâyelere şahsın verdiği cevaplarında gösterdiği tepkilerle ahlâkî düşünme aşamasını ölçtü. Aşamalar, değişmez, hiyerarşik ve evrenseldir. Kohlberg, pek çok insanın, konuşmanın gerçekleştiği andaki şartlara bağlı olarak, birden fazla aşamada ifade kullanmakta olduklarını keşfetti.
Kohlberg tarafından kullanılan anahtar kavram, doğru ve yanlışın geleneğin ana ilkelerince belirlendiği veya toplumun kendi üyelerinden bekledikleri şey anlamına gelen geleneksel (conventional)terimidir. Geleneksel düzey, ahlâk gelişiminin tam ortasında yer alır ve ahlâkî muhakeme hiyerarşisinde iki ara aşamayı (3.ve 4.Aşamaları) içerir. Muhakemesi Üçüncü Aşamada olan bir kişi iyi davranışı, başkalarını memnun etmek ve onlara yardım etmekle eşit sayar;ailesinin, arkadaşlarının ve komşularının beklentilerini yerine getirmesi gerektiğine inanır. İyi insanlar, hayatlarında önemli şahsiyetlere karşı saygılı ve kibardırlar. Muhakemesi Dördüncü Aşamada olan bir kişi, gerçek bir kavrama gücüne sahip, yasalara saygılı, birtakım kural ve düzenlemelere isteyerek boyun eğen biridir. Hukuk; kurallara uygunluk ve adaleti yalnızca bize,arkadaşlarımıza ve tanıdığımız insanlara değil, bunun yanında kendileriyle belki de hiç ilişkimiz olmayan insanlara da temin eder.
Hukuk, herkese eşit davranır; bu anlayış da,barış ve uyum içinde birlikte yaşayan
yasalara saygılı vatandaşları meydana getirir.Bilindiği gibi,kuralları olmayan,
herhangi bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmayan ve yasaları olmayan bir toplumun
varlığı mümkün değildir.
Gelenek öncesi (preconventional) düzeyin başlangıcındaki (1.ve 2. Aşamalardaki) bir kişi, iyilik ve kötülüğü eylemin fiziki sonuçlarını esas alarak yorumlar. Kohlberg ’in ilk aşaması,açık bir şekilde Piaget ’nin baskıcı ahlâk düşüncesi ile paralellik arzeder. Cezadan kaçma ve otoriteye sorgusuz itaat, onların kendi doğruları içinde değer ifade eder.İkinci Aşamaya doğru geçildiğinde, Piaget ’nin ikinci işbirliği veya otonomi ahlâkının bazı unsurları görülebilir. Kurallara uygunluk,karşılıklılık,eşit paylaşım öğeleri ortaya çıkmıştır.Sosyal etkileşim mümkün olmakta ve bu aşama,şahsın henüz karar verme sürecine girmediği birinci aşamadan daha yüksek bir basamak olmaktadır.Bununla beraber, kendince doğru ve yanlış,hâlâ davranışın sonuçlarına dayanmaktadır. İkinci Aşamada kişi, iyinin insanın kendi ihtiyaçlarını karşılayan şey olduğuna inanır ve insan ilişkileri, karşılıklılığın vurgulandığı (“sen bana iyi davranırsan ben de sana iyi davranırım ”) bir alan olarak görünür.
Gelenek sonrası (postconventional) düzey yönünde ilerleyen yetişkinler (5. ve 6.Aşama), önceki dört aşama boyunca gelişme kaydederek,kendi şahsi ilgilerinin (gelenek öncesi), ait oldukları sosyal gruplar ve aile tarafından konulan kuralların (geleneksel)ötesini görebilme gücüne ulaşırlar. Böylece,dünyanın her yerinde ve herkese uygulanabilecek evrensel ilkelere dayalı kararlar alabilecek bir duruma gelirler.Beşinci Aşama,alternatif sosyal sistemler arasında rasyonel bir tercih yapma imkânı verir ve yeni yasaların ve düzenlemelerin yapılmasında rehberlik sağlar. Yani,insanın hukuk için değil, hukukun insan için yapıldığını anlama söz konusudur. Altıncı Aşamadaki akıl yürütme ırka, millete, sosyo-ekonomik duruma veya ait olduğu topluma bakmaksızın,her insan tarafından değer verilen ve saygı duyulan etik ilkelere bizzat kendi tercihi ile zorunlu bağlılığın bir örneğini oluşturur.Bu durumda gelenek sonrası düzey,doğru ve yanlışı yargılamaya izin verir, fakat bunu kişinin kendi çıkarları (gelenek öncesi düzey) ya da bir grup için en iyinin ne olduğu (geleneksel düzey) açısından değil,dünyanın her yerindeki insanların saygınlığını esas alan bir açıdan yapar.Bu yüksek seviyedeki bir fert, kendini davranışların sonuçlarıyla yönlendiren bir kişiden (1.ve 2.Aşama) toplumun dediği şeyin doğru olduğuna (3.ve 4.Aşama) ve nihayet bütün insan soyuna uygulanabilecek bütünleşmiş bir değerler kümesine sahip, kendi kendini yöneten sosyal açıdan duyarlı ve sorumlu bir kişi (5.ve 6.Aşama) olmaya kadar ahlâkî muhakeme açısından bir gelişim süreci yaşamaktadır.
Geert Hofstede, IBM için yaptığı çalışmaların neticesinde bireylerin yakın çevresi ve içinde bulunduğu toplum tarafından bilinçli yada bilinçsiz olarak zihinsel programlama sürecine tabi tutulduğu kanısına varmıştır. Hofstede’ye göre bireyler doğumlarından itibaren çevresi tarafından inançlar, değerler, beklenen tutumlar ve davranışlar hakkında çeşitli yöntemlerle (cezalandırma, ödüllendirme, şartlandırma) programlanır. Bu durum zaman içerisinde kollektif zihinsel programlama sürecini oluşturur.
Piaget, çalışmalarını ilkokul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklar üzerinde yapmış olmasına karşın Kohlberg, Piaget’in çalışmaları doğrultusunda ergenlik çağındaki gençleri de incelemiş, Piaget’in modelini genişletmiştir. Ayrıca geleneksel kavramını tanımlayarak geleneksel sonrası düzeyi yani kişinin kendi vicdanı ile ahlâki eylemi değerlendirme sürecini tanımlamıştır. Bu durum Piaget’in ikili düzeyinin ötesine geçtiği kadar Hofstede’nin yakın çevre ve toplum tarafından programlanan birey açıklamasından da kapsamlı olmuştur.
Üç düşünürdeki ahlâkın çevreden öğrenme olgusunu yapılan yoğun vurgu, ahlâkın insanın kendisinden kaynaklanan ahlâkın inkişafını yadırgar nitelikte olması, bireyin uyumlaşan ve edilgen kabul edilmesi de eleştiriye açıktır.
Ayrıca Kohlberg’in gelenek öncesi ve gelenek sonrası olarak ortaya koyduğu hiyerarşi de eleştiriye açıktır. Hiyerarşinin kişinin ahlâki eylemini seçme özgürlüğünü kısıtladığını iddia edenler olmuştur. Ayrıca Kohlberg’in sonuçlarına göre kişiler farklı düzeylerde karar alabilmekte yani farklı düzeyleri aynı anda yaşabilmektedir.
Piaget ve Kohlberg çalışmalarını tutum ve davranışların gözlemlenmesinden değil, kendilerine hikaye edilen olaylara verecekleri tepkiyi anlatması istenen çocuklarla yapılmış olması ayrı bir eleştiri konusu olmuştur. Çünkü ahlâki eylem ifadesinin her seferinde ahlâki eyleme dönüşeceğinin kabulü vardır. Bununla beraber deneklerin yapmak istediklerini ifade ediş şekilleri niyetlerinden olduğu kadar dili kullanma becerilerinin elverdiği ölçüde olması da eleştirilmiştir.
Lawrence Kohlberg (1984) tarafından ortaya konulan ahlâkî akıl yürütme aşamaları üzerine yapılan çalışmalar olmuştur.
Piaget, okula başlamadan önceki çocukların,bir davranışın iyi ya da kötü olduğunu
belirlemek için,o davranışın sonuçlarına baktıklarını keşfetti. Eğer ödüllendirilirlerse yapılan şeyi iyi;cezalandırılırlarsa kötü olarak algılamaktadırlar. Piaget göre çocuğun ilk evre ahlâkı, bir tür baskı ahlâkıdır; başkasının arzusunu sorgusuz bir şekilde yerine getirmeyi gerekli kılar. Çocuğun ikinci evre ahlâkı, sıklıkla ilkokul düzeyindeki çocuklarda görülür ve doğru ile yanlışı,eylemin nesnel sonuçları bakımından daha çok,olayı kuşatan koşullar açısından anlamayı içerir. Suçlu kimselerin, sırf verdikleri zarar değil, niyetleri de göz önüne alınmalıdır. Akran ve emsalleri bağlamında ise,yaşıtlarıyla iyi geçinmek, otoriteye itaat etmek kadar önemlidir. Bunun yanında,kurallar değişmeye müsait ve meyillidirler. Kurallara itaat etmenin gerekçesi,kapsamına giren kişilerin bu kurallar üzerinde anlaşmaları ve bütün ilgililerin bu kuralları göz önünde bulundurmak durumunda olmalarıdır. Bu otonom ahlâk,yine Piaget ’nin terimiyle,iki taraflıdır ve diğerleriyle karşılıklı rızaya dayalıdır. Bu, bir baskı ahlâkı değil,işbirliği ahlâkıdır.Çocuklar neyin iyi ve neyin kötü olduğu konusunda kendi düşünüş tarzlarını geliştirmeye başlarlar.
Lawrence Kohlberg, Jean Piaget ’nin iki süreçli ahlâk sistemini,ilk çocukluktan olgun yetişkinliğe kadar uzanan ardışık altı aşamalı bir sistem halinde genişletti. Kohlberg, ergenler ve genç yetişkinler üzerinde yoğunlaşmak suretiyle bunu gerçekleştirdi. Piaget gibi Kohlberg de, ahlâkî gelişim sırasında ortaya çıkan aklî ve entellektüel fonksiyonları vurguladı ve ahlâkî ikilem içeren hikâyelere şahsın verdiği cevaplarında gösterdiği tepkilerle ahlâkî düşünme aşamasını ölçtü. Aşamalar, değişmez, hiyerarşik ve evrenseldir. Kohlberg, pek çok insanın, konuşmanın gerçekleştiği andaki şartlara bağlı olarak, birden fazla aşamada ifade kullanmakta olduklarını keşfetti.
Kohlberg tarafından kullanılan anahtar kavram, doğru ve yanlışın geleneğin ana ilkelerince belirlendiği veya toplumun kendi üyelerinden bekledikleri şey anlamına gelen geleneksel (conventional)terimidir. Geleneksel düzey, ahlâk gelişiminin tam ortasında yer alır ve ahlâkî muhakeme hiyerarşisinde iki ara aşamayı (3.ve 4.Aşamaları) içerir. Muhakemesi Üçüncü Aşamada olan bir kişi iyi davranışı, başkalarını memnun etmek ve onlara yardım etmekle eşit sayar;ailesinin, arkadaşlarının ve komşularının beklentilerini yerine getirmesi gerektiğine inanır. İyi insanlar, hayatlarında önemli şahsiyetlere karşı saygılı ve kibardırlar. Muhakemesi Dördüncü Aşamada olan bir kişi, gerçek bir kavrama gücüne sahip, yasalara saygılı, birtakım kural ve düzenlemelere isteyerek boyun eğen biridir. Hukuk; kurallara uygunluk ve adaleti yalnızca bize,arkadaşlarımıza ve tanıdığımız insanlara değil, bunun yanında kendileriyle belki de hiç ilişkimiz olmayan insanlara da temin eder.
Hukuk, herkese eşit davranır; bu anlayış da,barış ve uyum içinde birlikte yaşayan
yasalara saygılı vatandaşları meydana getirir.Bilindiği gibi,kuralları olmayan,
herhangi bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmayan ve yasaları olmayan bir toplumun
varlığı mümkün değildir.
Gelenek öncesi (preconventional) düzeyin başlangıcındaki (1.ve 2. Aşamalardaki) bir kişi, iyilik ve kötülüğü eylemin fiziki sonuçlarını esas alarak yorumlar. Kohlberg ’in ilk aşaması,açık bir şekilde Piaget ’nin baskıcı ahlâk düşüncesi ile paralellik arzeder. Cezadan kaçma ve otoriteye sorgusuz itaat, onların kendi doğruları içinde değer ifade eder.İkinci Aşamaya doğru geçildiğinde, Piaget ’nin ikinci işbirliği veya otonomi ahlâkının bazı unsurları görülebilir. Kurallara uygunluk,karşılıklılık,eşit paylaşım öğeleri ortaya çıkmıştır.Sosyal etkileşim mümkün olmakta ve bu aşama,şahsın henüz karar verme sürecine girmediği birinci aşamadan daha yüksek bir basamak olmaktadır.Bununla beraber, kendince doğru ve yanlış,hâlâ davranışın sonuçlarına dayanmaktadır. İkinci Aşamada kişi, iyinin insanın kendi ihtiyaçlarını karşılayan şey olduğuna inanır ve insan ilişkileri, karşılıklılığın vurgulandığı (“sen bana iyi davranırsan ben de sana iyi davranırım ”) bir alan olarak görünür.
Gelenek sonrası (postconventional) düzey yönünde ilerleyen yetişkinler (5. ve 6.Aşama), önceki dört aşama boyunca gelişme kaydederek,kendi şahsi ilgilerinin (gelenek öncesi), ait oldukları sosyal gruplar ve aile tarafından konulan kuralların (geleneksel)ötesini görebilme gücüne ulaşırlar. Böylece,dünyanın her yerinde ve herkese uygulanabilecek evrensel ilkelere dayalı kararlar alabilecek bir duruma gelirler.Beşinci Aşama,alternatif sosyal sistemler arasında rasyonel bir tercih yapma imkânı verir ve yeni yasaların ve düzenlemelerin yapılmasında rehberlik sağlar. Yani,insanın hukuk için değil, hukukun insan için yapıldığını anlama söz konusudur. Altıncı Aşamadaki akıl yürütme ırka, millete, sosyo-ekonomik duruma veya ait olduğu topluma bakmaksızın,her insan tarafından değer verilen ve saygı duyulan etik ilkelere bizzat kendi tercihi ile zorunlu bağlılığın bir örneğini oluşturur.Bu durumda gelenek sonrası düzey,doğru ve yanlışı yargılamaya izin verir, fakat bunu kişinin kendi çıkarları (gelenek öncesi düzey) ya da bir grup için en iyinin ne olduğu (geleneksel düzey) açısından değil,dünyanın her yerindeki insanların saygınlığını esas alan bir açıdan yapar.Bu yüksek seviyedeki bir fert, kendini davranışların sonuçlarıyla yönlendiren bir kişiden (1.ve 2.Aşama) toplumun dediği şeyin doğru olduğuna (3.ve 4.Aşama) ve nihayet bütün insan soyuna uygulanabilecek bütünleşmiş bir değerler kümesine sahip, kendi kendini yöneten sosyal açıdan duyarlı ve sorumlu bir kişi (5.ve 6.Aşama) olmaya kadar ahlâkî muhakeme açısından bir gelişim süreci yaşamaktadır.
Geert Hofstede, IBM için yaptığı çalışmaların neticesinde bireylerin yakın çevresi ve içinde bulunduğu toplum tarafından bilinçli yada bilinçsiz olarak zihinsel programlama sürecine tabi tutulduğu kanısına varmıştır. Hofstede’ye göre bireyler doğumlarından itibaren çevresi tarafından inançlar, değerler, beklenen tutumlar ve davranışlar hakkında çeşitli yöntemlerle (cezalandırma, ödüllendirme, şartlandırma) programlanır. Bu durum zaman içerisinde kollektif zihinsel programlama sürecini oluşturur.
Piaget, çalışmalarını ilkokul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklar üzerinde yapmış olmasına karşın Kohlberg, Piaget’in çalışmaları doğrultusunda ergenlik çağındaki gençleri de incelemiş, Piaget’in modelini genişletmiştir. Ayrıca geleneksel kavramını tanımlayarak geleneksel sonrası düzeyi yani kişinin kendi vicdanı ile ahlâki eylemi değerlendirme sürecini tanımlamıştır. Bu durum Piaget’in ikili düzeyinin ötesine geçtiği kadar Hofstede’nin yakın çevre ve toplum tarafından programlanan birey açıklamasından da kapsamlı olmuştur.
Üç düşünürdeki ahlâkın çevreden öğrenme olgusunu yapılan yoğun vurgu, ahlâkın insanın kendisinden kaynaklanan ahlâkın inkişafını yadırgar nitelikte olması, bireyin uyumlaşan ve edilgen kabul edilmesi de eleştiriye açıktır.
Ayrıca Kohlberg’in gelenek öncesi ve gelenek sonrası olarak ortaya koyduğu hiyerarşi de eleştiriye açıktır. Hiyerarşinin kişinin ahlâki eylemini seçme özgürlüğünü kısıtladığını iddia edenler olmuştur. Ayrıca Kohlberg’in sonuçlarına göre kişiler farklı düzeylerde karar alabilmekte yani farklı düzeyleri aynı anda yaşabilmektedir.
Piaget ve Kohlberg çalışmalarını tutum ve davranışların gözlemlenmesinden değil, kendilerine hikaye edilen olaylara verecekleri tepkiyi anlatması istenen çocuklarla yapılmış olması ayrı bir eleştiri konusu olmuştur. Çünkü ahlâki eylem ifadesinin her seferinde ahlâki eyleme dönüşeceğinin kabulü vardır. Bununla beraber deneklerin yapmak istediklerini ifade ediş şekilleri niyetlerinden olduğu kadar dili kullanma becerilerinin elverdiği ölçüde olması da eleştirilmiştir.