1995'te tüm dünyadaki mühendislik hizmetlerinin yaklaşık %40'ı ABD'de icra edilirken bugün itibariyle 2010 yılında bu oranın %10'a gerileyeceği tahmin ediliyor. Sadece Amerikan değil birçok gelişmiş hatta gelişmekte olan ülkelerin şirketleri (Türk işletmeleri de dahil) işlerini ve AR-GE çalışmalarını Çin ve Hindistan'a kaydırdığı artık gözle görülebilir bir gerçek. Bu işler önceleri kalitesiz, toplamda daha maliyetli olan işlerde değil. Kaliteli ve düşük maliyetli; katma değeri yüksek işler.
Bu değişim, önceleri Tayvan, Singapur ve Güney Kore gibi ülkelerin, sonra da Çin ve Hindistan'ın mühendislik ve bilimsel eğitime devasa ölçülerde yatırım yapmasına neden olmuş, ve "Amerikan mucizesinin" yerel modelleri olduğu ümit edilen gelişmeler ortaya çıkmıştır. Bugün bu ülkeler ABD'nin tüm bildiklerini anlayabiliyor ve yorumlayabiliyor: Bilgi üretimi geleceğin iktisadi büyümesinin en önemli sürücüsüdür ve küresel ekonomiye katılmak için eğitimli işgücüne ihtiyaç vardır.
Üniversiteler hem kendileri hem de öğrencileri için bu değişimin ve beraberinde getirdiği meydan okumaların farkında olmak durumundadırlar. Mühendislik bilgisine, akademik arka planlara ve her mühendislik disiplininin kendisine ait teorilerine yaptığı vurgunun önemi hala büyük; ancak yenilik, girişimcilik, ürün geliştirme ve bütünleşik sistem kavramları da mühendislik mezunlarının anlamaları ve yorumlamaları gereken konuların başında gelmektedir.
Müfredatların geleneksel içerikleri öğrencilerin çok lisanlı, çok kültürlü ve çok uluslu bir çalışma ortamında yeniliği üretecek ve yönetecek şekilde zenginleştirilmesi gerekiyor. Ülkemizde de mühendislik eğitimlerinin en çok ihtiyaç duyduğu konu kanımca bu olsa gerek.
Mühendislik eğitimleri, disiplinlerin bilmeyi gerekli kıldığı temel teorilerin ve hesaplama yöntemlerinin öğrenildiği süreçlerin ötesine geçip, küresel pazarlarda faaliyet gösteren ister yerel olsun ister küresel olsun işletmelerin yenilikçi, çok kültürlü ve çok uluslu yeni meydan okumalara açık çalışma alanlarına hazırlanmayı sağlamalıdır.