Ülkelerinin Merkez Bankaları tarafından kurulmuş olan ve Uluslarararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements) bünyesinde faaliyet gösteren Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi, 1988 yılında, uluslararası ölçekte bankaların faaliyetlerini geliştirmek, güvenli ve istikrarlı bir sektör yapısı tesis etmek maksadıyla “Sermaye Uyumu (Yeterliliği)” olarak adlandırılan bazı kararlar almıştır. Bu kararlar, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de uygulanmaya başlanmış ve bankacılık sektöründe sermaye yeterliliği olarak ifade edilen kriter, bir denetim aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Bu kriter temelde bankaların üstlendiği riski, sermayesi ile dengelemesi ve bu durumu süreklilik arz edecek şekilde muhafaza etmesi için geliştirilmiştir. Bununla beraber, 1988 yılında alınan kararların kabul görmesiyle başlayan süreçte, ilgili kararlara ilişkin çalışmalar devam etmiş ve 2000 yılının başından itibaren de yeni kararlar taslak halinde tebliğ edilmiş ve tartışmaya açılmıştır. Bu gelişmelerin neticesinde, 2004 Mayıs ayında, Basel II olarak adlandırılan çalışmada yeni kararlar tasdik edilmiş ve sermaye yeterliğinin tanımı yenilenmiştir. Müşter riski ve piyasa riskinin de hesaplamaya dahil edilmesi sermaye yeterlilik oranının hassasiyetini ve kapsamını artırmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılabileceği gibi bu düzenlemeler temelde bankalar ve üstlendikleri riskleri için belirli ortak bir ölçüt arayışının sonucudur. Ancak Basel II uygulamarının etkileri sadece banka sektörü ile sınırlı kalmayacağı da ortadadır. Özellikle sermaye yeterlilik oranı açısından risk kavramının genişlemesi ve bu ölçümün doğrudan fiyatlama ile ilişkilendirilmesi bankaların müşteri konumunda bulunan ve finansman ihtiyacını bankalar aracılığı ile yapan tüm sektörleri de etkileyecektir. Özellikle, Basel II’de KOBİ’lerin müşteri riski algılamasında temel kriterlerden biri olmasıyla Basel II’nin KOBİ’ler üzerindeki muhtemel etkilerinin tartışılmaya başlanmasına da neden olmuştur.
Basel II; çalışan sayısı 250’den, cirosu 50 Milyon ₤’dan ve aktif büyüklüğü 40 Milyon ₤’dan az olan işletmeleri KOBİ olarak tanımlamaktadır. Ayrıca bir KOBİ’nin bir bankadaki toplam kredi tutarı 1 Milyon ₤’den fazla olması durumuna göre risk değerlemesi de farklılaşmakta ve bu her iki kriter (işletmenin KOBİ olup olmadığı ve bir bankada kullanacağı finansmanın 1 Milyon ₤’u geçip geçmediği) finansman maliyetini de doğrudan etkilemektedir. Basel II’ye göre Türk işletmelerin işletmelerin %99,5 Basel II’nin yaptığı KOBİ tanımına girdiği, finansman maliyetlerinin bu tanım ve içerdiği kriterlere göre belirlendiği dikkate alınacak olursa KOBİ’ler için konunun önemini daha net bir şekilde anlaşılabilir.
Bu çerçevede Basel II’nin KOBİ’lere etkisini üç cihetten incelenebilir:
-Yeni uygulamanın gerektirdiği nitelikleri elde etmek ve uyum sağlamak,
- Finansman kaynağı olarak bankalarla ilişkiler,
- Finansman maliyeti.
Yeni uygulamanın gerektirdiği nitelikleri elde etmek ve uyum sağlamak
Basel II, kredi talebinde bulunan işletmelerin kademeli olarak daha hasas incelenmesini ve risk değerlemesine müşteri riski ve piyasa riskinin de dahil edilmesini öngördüğünden, bankalar mevcut ve potansiyel müşterilerinden daha detaylı ve daha önce talep etmedikleri nitelik ve nicelikte bilgi talep etmek durumunda kalacaktır.
Ülkemizde bankaların, işletmelerine ait bilgiler hususunda oldukça ketum olan girişimcilerden yeni ve daha kapsamlı bilgiler temin edebilmesi, girişimcilerimizin bu bilgileri vermede yeterli donanıma sahip olmasına ve bilgi verme hususunda ikna edilmelerine bağlıdır.
Yeni koşulların işletmelere bir mecburiyet olarak sunulmasından ziyade işletmelere kazandıracakları avantajları ön plana çıkarmak daha faydalı olacaktır. Ama elde edilecek fayda bile bazen alışkanlıkları aşmak için yeterli bir teşvik unsuru olmamaktadır. Bu nedenle KOBİ’lerimize Basel II ile gelecek bilgi taleplerini karşılayabilecek davranışların ve zihinsel hazırlığın kazandırılması gerekmektedir.
Mali tabloların sağlıklı ve istenen detayda üretilme gerekliliği, pazara ve işletmenin iç süreçlerine ilişkin bilgiler üretme ve bankalara verme gibi işlemler ilk etapta sorun yaşanabilecek hususların başında gelmekte ve daha yolun başında hem bankalarımızı hem de KOBİ’lerimizi sıkıntıya düşürmesi muhtemel bir konu olarak görmek mümkündür. Özellikle kayıtdışı ekonominin ülkemizdeki mevcut durumu ve işletmelerimizin belgeleme alışkanlıkları düşünüldüğünde sorunun büyüklüğünü anlamak daha da kolay olacaktır.
KOBİ’lerde bilgiye ulaşmada şeffaflık ve belge paylaşımında etkinlik gibi konulara yönelik sektörde şimdiden ortak çalışmalara başlanması gerekmektedir. Kişi veya kurumların yeni davranış ve tutumları kabul etmesi, istenen davranış ve tutumlara ait eylemleri öğrenmek veya tecrübe etmenin ötesinde o davranış ve tutumları üretecek değerleri ve inançları benimsemesi ile mümkün olur. Bu nedenledir ki bankaların Basel II kapsamında KOBİ’lere yönelik taleplerinin karşılanması, bir talepler listesinin gerektirdiği bilgi ve belgelerin temin edilmesinin ötesinde işletmelerin talep edilen bilgilere olan yaklaşımlarıyla daha çok ilgilidir.
Kayıtdışı ekonominin ülkemizdeki kadar yaygın olması, mali tabloların fiili durumu tam yansıtmaması, girişimcilerin bu konudaki hassasiyet düzeyi önümüzdeki süreçte KOBİ’lerin katetmesi gereken mesafe hakkında bize bir bilgi vermektedir. Özellikle şirketlerin sermaye yapısı, görünmeyen aktif ve pasifleri, istenilen nitelikte bilgi üretme üretme ve verme kabiliyeti bankaların mali tahlil ve derecelendirme faaliyetlerini açısından önemli konular olup, istenen değişimin KOBİ’ler üzerindeki etkisinin önemini anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Ayrıca ülkemizde mevcut durumda alınan teminatlar göz önüne alındığında Basel II’nin dikkate aldığı teminatlar açısından da ciddi sorunlar vardır. Müşteri çek ve sentelerinin teminat olarak sayılmaması ve Basel II’nin temianat olarak saydığı finansal enstrümanların ülkemizde fazla gelişmemiş olması, özellikle de KOBİ’lerce fazla bilinmemesi yada kullanılmaması ayrı bir handikaptır. BDDK’nın mevcut durumu Basel II’e göre değerlendirdiğinde, Basel II’nin AB ülkelerinin aksine finansman maliyetini artırıcı özellik göstermesinde sektörün halihazırdaki almış olduğu teminatların etkisini anlamamız daha kolaylaşır.
Bunlara ek olarak bir diğer husus da ülkemizde bankalar aracılığıyla finansmanın mevduat oluşturma kabileyetinin AB’ye göre oldukça düşük kalmasıdır ki bu durum göreceli olarak maliyet avantajından yeteri kadar faydalanamamıza neden olmaktadır. Çünkü bankalardaki varlıklarımızın önemli bir kısmı Basel II tarafından kabul görmeyen müşteri çeki ve senedi gibi evraklardan oluşmaktadır. Bunun temel sebeplerinden birini, kredilerin ithalat ödemelerinde yada ithal ürünlerin alımında yoğun olarak kullanılması olarak düşünülebilir. Yani kredi ödemeleri doğrudan yada dolaylı olarak yurt dışına çıkmakta ve mevduat oluşturmamaktadır.
Ülkemizde, tasarruflardaki likit kıymetler/GSMH oranının yada diğer bir ifadeyle de likit kıymetler stokunun AB ülkelerine göre küçük olması, teminat olarak likit kıymetlerin kullanılması ve bu yolla da maliyet avantajı elde edilmesinde fazla katkı sağlamamaktadır.
Yukarıda ifade edilen hususlar finansal piyasalar ve bankacılık sektörünün yapısıyla ilişkili olduğu kadar bu piyasalarda faaliyet gösteren satıcıların ve alıcıların tutum ve davranışlarıyla alakalıdır. 1980’lerde başlayan liberalleşme süreci öncesi dış ticaret yapmayan ve alışverişini söz ile yapan bir toplumda uluslararası finansal araçların gelişmesi sistemle olduğu kadar girişimcilerin yapısı ve iş yapma kültürü ile de yakından alakaladır. Bu nedenledir ki Basel II’nin şekil şartlarının tekamül etmesi, gerekli biçimsel formların hazırlanması ve yaygınlaştırılması kadar bu formların muhtevasını dolduracak tutum ve davranışların kazanılmasıyla mümkün olacaktır.
Finansman Kaynağı Olarak Bankalarla İlişkiler
Bankaların Basel II’yle birlikte müşteri ilişkileri de yeniden şekillenecektir. Özellikle derecelendirme, kredi tahsis ve proje bazında fiyatlama süreçlerinde ülke gerçekleriyle karşılacak olan tarafların ilk etapta bocalamaları ve uyumsuzluklar yaşaması kaçınılmazdır.
Basel II’ye uygun teminatları göstermede zorlanacak KOBİ’lerin göreceli olarak yüksek maliyetlerle kredi kullanmak durumunda kalması veya dercelendirme süreci ve kredi tahsis sürecinin KOBİ’lerimizce anlamsız, bürokratik ve uygun olmayan süreçler gibi algılanması banka dışı finansman kaynaklarına yönlendirebilir.
Ayrıca bir bankada riski 1.000.000 ₤’yu geçen işletmenin kurumsal olarak değerlendirilmesi ve kredi maliyetinin göreceli olarak artması nedeniyle, birçok KOBİ bir bankadaki kredi hacmini 1.000.000 ₤’yu geçmeyecek şekilde bankalar arasında dağıtmasına neden olabilir. Bu durum bir yada iki banka ile çalışan KOBİ’lerin daha fazla banka ile çalışmasına, kredi tahsis ve kullandırımın süreçleri bir çok kez tekrar etmesine neden olabilir. Bu durum işletmeler için hem operasyonel maliyeti artırıp hem de bıkkınlığa neden olabilir.
Yerel bankacılık uygulamaları, risk algılaması ve teminat gösterme süreçlerinin, Basel II’nin evrensel kabul ettiği risk algılaması, muteber teminat ve kredi fiyatlandırma anlayışına bırakması Bankacılık sektörü ile müşterisi konumundaki sektörler arasında iletişim sorunlarına neden olması kaçınılmazdır. Özellikle uzun süredir bankalarla çalışan ve geleneksel kredi kullanma sürecine alışmış girişimcilerin Basel II’yi anlama ve benimsime problemi yaşaması muhtemeldir. Bu durum bankaları belki en çok zorluyacak husustur.
Finansman Maliyeti
Bankalar, üstlendikleri riskler için ayıracakları sermaye miktarını, risk düzeyine göre belirlemektedirler. Basel II’de risk düzeyleri ve ayırılacak sermaye miktarı;
- Firmanın KOBİ olup olmaması,
- Derecelendirilip derecelendirilmemesi; derecelendirilmiş ise müşteri risk notuna göre,
- Kullanılacak kredinin miktarına göre işletmenin perakende yada kurumsal olup olmadığına bağlı olarak,
belirlenmektedir. Kullandırılan kredi bazında sermaye ayrılması, sermaye maliyeti nedeniyle kredi fiyatını doğrudan etkilemekte olup kredi müşterisi için kredi maliyetini belirlemektedir.
Ancak kredi müşterileri açısından kredinin maliyeti salt kredi fiyatından oluşmamaktadır. Kredi fiyatı kadar bankalarla ilişkiyi yürüten ekibin maliyeti, kredi tahsis ve kullandırma sürecinde işletmenin karşılamak zorunda kaldığı diğer operasyonel maliyetler, zaman ve alternatif maliyetlerde işletmeler nazarında kredi maliyeti olarak değerlendirilmektedir. Basel II ile birlikte yeni uygulamaların getireceği operasyonel maliyetler kredi maliyetinin işletlemeler açısından değerlendirilmesini ciddi olarak etkileyebilir.
Bu maliyetler ülkemizde, özellikle satıcıları karşında zayıf olan KOBİ’lerin likidite ihtiyacından kaynaklanan finansman ihtiyacını satıcılarının yapacakları vadeli satış yoluyla karşılamasına neden olabilir. Birçok KOBİ bankalarla uğraşıp zaman kaybetmektense satıcılarına fark ödemeyi kabul edebilir. Ülkemizde vadeli satış çok rastlanan bir karşılıklı finansman (avans çeki veya kısmi nakit ödemelerle de alıcılar satılarını finanse edebilir.) türü olduğundan bu durum sektördeki yurtiçi KOBİ kredilerinin hacmini olumsuz etkileyebilir.
Bankacılık sektörünün kredi maliyetini sadece kendi kredi fiyatı ile ölçmesi yeterli değildir. İşletmeler için kredi fiyatı, kredinin maliyetinin sadece bir bölümünü ifade eder. Operasyonel maliyet ve alternatif maliyet finansman maliyetini belirlemede kullanılan diğer maliyet kaynaklarıdır. Ve finansmanın bankalardan mı diğer kaynaklardan mı temin edileceği kararının verilmesinde önemli rol oynarlar.
Her ne kadar Basel II uluslararası ölçekte risk ölçme ve kredi fiyatlandırma faaliyetlerine ait prensip belirleme ve bu yolla bankacılık sektörüne istikrar ve güven kazandırma amacı gütse de yerel farklılık görmezlikten gelerek “her yerde her zaman doğru” olarak uygulanmasında büyük sakıncalar mevcuttur. Zaten ülkemizde AB’de uygulamaya geçildikten 1 yıl sonra uygulamaya geçilecek olmasında, Türkiye’nin AB deneyimi ışığında Basel II’yi uygulama yaklaşımını ortaya koymaktadır.
Basel II’nin, sadece bankacılık sektörüne ait risk yönetimi ile ilgili olmadığı aşikardır. Düzenlemeler ve hazırlıklar, diğer sektörlere “öğretici ve direktif verici” rollerle yapılmaktan ziyade, “birlikte öğrenen ve karşılık bilgi alışverişinde bulunan” rollerle yapmak daha uygun olacaktır.