Bilgi, bilmek yada diğer bir ifade ile felsefe ile ilgili çalışmalar yapan düşünürlerin felsefeye bakış açıları, kendi dönemlerinin şartlarına ve kişisel kabullerine bağlı olarak gelişmiştir. Ancak bütün düşünürlerin çabasının ortak noktasının bilme süreci için düzenli soru sorma ve cevap verme eylemi olduğunu söyleyebiliriz.
Cevaplar soruların beklediği şeydir. Cevap ile soru son bulur. Bu tip soru cevap ilişkisi en iyi bilimsel çalışmalarda görülür.[4] Felsefede de bu soru cevap ilişkileri var olmasına karşın felsefe her sorunun cevaplanamayacağını kabul ederek bu soruları sormaya devam eder. Çünkü önemli olan soruyu sorduran sebeplerdir. Bazıları içinse bu durum anlamsızdır ve cevaplanamayacak sorular felsefenin kapsamı dışında kalmalıdır.
Eski Yunan Düşünürleri ve Felsefe
Aristoteles Metafizik isimli eserine “bütün insanların doğal olarak bilmek isterler” ifadesi ile başlar. Aristoteles’e göre insanların duyularını kullanmaktan, yani işitmekten ve görmekten aldıkları zevk bunun en açık kanıtıdır.[5] Yani insan doğası gereği farkında olduklarını bilmek ister.
Sokrates’e göre felsefe, neleri bilmeğini bilmektir. Onun için felsefe insanı anlama çabasıdır. Herakleitos’un doğa bilimlerinin yardımı olmaksızın seziye dayanan kapsamlı evreni anlama çalışması, Sokrates için, anladıklarından daha çok anlamadıkları için güzeldir. Bu nedenle sorulması gereken soru evren ile ilgili değil insan ile ilgili olmalıdır.[6]
Platon felsefeyi doğruyu bulma yolunda düşünsel bir çalışma olarak tanımlarken Epikuros ise felsefeyi bir yaşam bilimi olarak tanımlar ve onun mutlu bir yaşam sağlamak için tasarlanmış eylemsel bir sistem olduğunu ifade eder. [7]
Eski Yunan düşünürler felsefeyi genel hatları ile insan ve evrene ait temel “nedir” sorularına sorma ve cevaplama süreci olarak ele almıştır. Ancak bazısı için bu saf düşünsel bir çaba iken bir diğeri için eylemsel bir çaba olmuştur. Nitekim bir düşünür felsefeyi bilmek ihtiyacına yönelik bir faaliyet olarak görürken diğeri mutlu olmak için bir araç olarak değerlendirebilmektedir.
Ortaçağ Düşünürleri ve Felsefe
Augustinus’a göre felsefe Tanrı’yı bilmektir, esasında gerçek felsefe gerçek din ile özdeştir. Tertullianus’a göre felsefe yapmak dogmayı açıklamak ve onun doğruluğunu ispat etmektir. Scouttus Eriugena’ya göre felsefe “inan”ın bilimidir ve felsefe dinin konularını konu edinir. Anselmus’a göre inanılanı anlamaya çalışmaktır.[8]
Skolastiklere göre felsefe akılla dogma arasındaki uygunluğun ispatlanmasıdır. Thomas’a göre felsefenin konusu Tanrı’dır ve felsefe Tanrı’nın ispatlanmasının hizmetindedir.[9]
Ortaçağda felsefe Katolik Batının dini inançlarını açıklamak, anlatmak ve sağlamlaştırmak için kullandığı bir çaba olmuştur. Bu çağdaki felsefe çalışmalarının kapsamı Avrupa’da özellikle Hıristiyanlık öğretileri ile sınırlı kalmıştır.
Yeni Çağ Düşünürleri ve Felsefe
Giordano Bruno’ya göre felsefenin görevi doğayı bilmektir. Bu anlayış felsefe için yeni ve önemli adım olmuştur. Campenalla’ya göre felsefenin konusu eleştiridir. Fancis Bacon’a göre felsefe deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üzerinde düşünmektir. Hobbes’a göre felsefe yapmak doğru düşünmektir. Felsefe sonuçların nedenlerle, nedenlerin sonuçlarla olan karşılaştırmalı bilgisidir.[10] Bacon’un ifadesi ile sonuçların bilgisidir.[11]
Descartes’e göre felsefe bir bilimdir ve onu kesin bir bilim yapmak için geometrik yöntemi metafiziğe uygulamaktır. Spinoza da bu düşüncede Descartes’i izlemiştir, ona göre de felsefe genelleştirilmiş bir matematiktir. Leibniz’e göre gerçekte doğru olanı anlatmaktır, göklerden yere inmelidir ve beş duyuyla kavranan şeyler olmalıdır. Locke’a göre felsefe, filozofların gözlerini gerçek âleme açmak için bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla gerçek âlemden geldiğini ispatlamaktır. Bilgi ise düşüncelerimiz arasındaki bağlılığın yada uyuşmazlığın algılanmasıdır.[12]
Hume’a göre felsefe insan zihninin mahiyetini incelemektir. Diderot’ya göre felsefe bilimdir ve ancak doğa bilimleri, fizyoloji ve tıp üstüne kurulabilir. Kant’a göre felsefe bilginin nasıl mümkün olabileceğini öğrenmektir, bu da ancak bilginin kendi kendisini eleştirisiyle gerçekleşir. Schelling’e göre felsefe doğa ve ruh çift görüşünde saltıkın bilimidir ve bu saltık da benle ben olmayan karşıtlığının özdeşliğidir. Hegel’e göre felsefe düşüncenin kendi karşıtlıklarıyla çelişerek ilerlemesinin bilimidir. Auguste Comte’a göre felsefe bütün bilimleri birleştiren bir bilimdir, yani bir bilimler bilimidir.[13]
Bu dönemde özellikle rönesans ve reform hareketlerinin etkisiyle felsefe yeni gelişen bilimlerin etkisi altında kalmış, konularını ve yöntemlerini bilimsel gelişmelerin etkisi altında seçmiştir.
XX.Yüzyıl ve Sonrası
XIX. Yüzyılın sonlarında diyalektik materyalizm hızla gelişmiştir ve bu dönemin en önemli felsefi gelişmelerinden biri olmuştur. Bu akımın temsilcileri için felsefe, belirli bir davranış tarzına kaynaklık eden genel bir dünya görüşüdür.[14] Bununla beraber felsefe bilimlere dayanması ve onlara tabi olması açısından bilimlerin bir uzatmasıdır.[15]
Diyalektik materyalizmin dışında yeni olguculuk, yeni Kantçılık, olgucu mantıklıkçılık, uygulayıcılık, Tanrılı veya Tanrısız varoluşçuluk, uyumsuzluk gibi çeşitli akımlar gelişti. Camus’ya göre evren uyumsuzdur ve bilinemez. W. James’a göre insanın evrendeki durumu kedinin kitaplıktaki durumu gibidir, görür ve duyar, ama hiçbir şey anlayamaz. Heidegger’e göre dünya ancak içinde insan varoldukça vardır, içinde insan yoksa dünya da yoktur. Jaspers’e göre felsefe yapmak ölmesini öğrenmektir.[16]
Felsefi Düşüncenin Özellikleri
Felsefi düşünce eleştirel bir düşüncedir, yani kendisine veri olarak ele aldığı her türlü malzemeyi aklın eleştirici süzgecinden geçirir. Bu malzeme; doğrudan doğruya yöneldiği varlık alanı tarafından kendisine sağlanabileceği gibi,
bundan daha sık rastlandığı üzere bu varlık alanları ile ilgili olarak başka entelektüel etkinlikler tarafından sağlanan malzeme olabilir. [17]
Felsefi düşüncenin bir diğer özelliği bilimsel düşünce ile ortak olarak paylaştığı kavram ve soyutlamalar kullanması ve bunların yardımıyla ilkeler ve yasalar ortaya atmasıdır. Bununda felsefenin genellemeci veya ortak sonuçlara varmak isteyici özelliği olarak adlandırılabilir. [18]
Felsefi düşüncenin bilimler gibi bir gelişim süreci yoktur. Bizim, Eski Yunan hekimi Hippokrates’ten çok ileride olduğumuz söylenebilse de Platon’dan daha ileride olduğumuz söylenemez. Ancak onun yararlandığı bilimsel bilgi gerecinden daha ilerideyiz. Felsefe üretiminden biz belki de Platon’a yaklaşamayız. [19]
Bilim Nedir? ( Bu Bölüm için Mustafa Ergün Hoca'nın bu makalesini okumanızı tavsiye ederiz. )
Birçok kavramda olduğu gibi bilim için de çok kere “nedir” sorusu sorulmuş ve çok çeşitli açıklamalar yapılmış. Bununla beraber çok yaygın bir tanımlamaya göre bilim, örgün bilgiler bütünüdür. Bu tanım bilgi ve örgün olarak iki ayrı kavrama dayanmaktadır: Bunlardan birincisi bilgi, bir önerme ile dile getirilebilen, önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt ve belgelerin varolduğu ve önermenin doğruluğuna inanıldığı ifadelerdir. Örgün ise, bilgilerimizi dile getiren önermelerin mantıksal bir ilişki içinde olması anlamına gelmektedir.[20]
Başka bir yaygın tanıma göre ise bilim, gerçeği (yada doğruyu) arama etkinliğidir.[21] Diğer bir tanımda ise bilim, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgidir. [22] Bir bilgi, deney, gözlem akıl, tecrübe, sezgi, mantık, şüphe vb. yöntemlerden birisini veya birkaçını kullanmakla elde edilebilir. Bilgiler arasındaki farklılar, kullanılan yöntemle yakından ilgilidir. Nitekim bilimsel bilgiyi diğerlerinden ayıran özelliklerden birisi, kullanılan yöntemdir.[23]
B. Leroy’ya göre bilim bir faaliyet kuralıdan başka bir şey değildir. Biz bir şey bilmekten aciziz, bununla beraber yola çıkmış bulunuyoruz. Faaliyette bulunmalıyız, bunun içinde kendimize gelişigüzel kurallar tespit etmişiz. İşte bu kurallar topluluğuna bilim denir.[24]
Bilim, dış dünyadaki olguları ( nesneleri ve ilişkileri ) gerçekten temsil edebilecek ifadelere ulaşmış mıdır? Dilin mantıksal çözümlenmesi üzerinde yapılan çalışmalar genellikle başarısızlığa uğramıştır. Bilim olgular üzerine mi kurulacaktır, olguları yansıtan kavramlar ve önermeler üzerine mi? Gözlem ve deneylerle olguları sistematik hale getiren mantıksal çerçevede kesin bir tercih yapılamamıştır. [25]
Pozitif bilimin dayandığı, doğada gözlemlenen düzenli nedensel ilişkilerin ilerde de geçerli olacağı (yani geleceğin aşağı yukarı tahmin edilebileceği) ilkesinin dayandığı tümevarım ilkesi, mantıksal ve psikolojik bir yanılsamadır. Tümevarımsal genellemeler geçerli değildir, çünkü eldeki kanıtların ötesine geçememektedir. Tümevarım bilime temel olamaz. Buna karşı ileri sürülen matematiksel olasılık (probabilite) kavramı bile bilimsel bilgiyi doğrulamaz.[26] Buna karşı Popper’in ileri sürdüğü yanlışlama ilkesi de aynı sakıncaları bünyesinde bulunduruyor.
Popper’e göre biz, gözlenmeyeni gözlenenden çıkaramıyoruz ve çıkaramayız; bilimde biz her zaman bilineni bilinmeyenden çıkarıyoruz; bilimin yöntemi de tamamen tümdengelimseldir. Yine genellikle düşünüldüğünün tersine bilimin sonuçları, sanı, varsayı ve varsayımdan başka şeyler değildir; bu sonuçlar ve bilimsel kuramlar için olasılık da söz konusu olamaz.[27]
Sonuç
Felsefe ve bilim, yukarıda aktarılan bilgilerin ışığında değerlendirildiğinde her ikisinin de çalışmalarını genel olarak akıl ile yürütmekte olduğunu görürüz ve daha önemlisi kendilerini akla dayanan gerekçelerle haklı kılmaya çalışırlar. Felsefe de bilim de bilinçli, yöntemli ve sistemli bir araştırma faaliyetidir. Her iki çaba da kavram ve soyutlamalar kullanarak ilke ve yasalara varmak isterler, genellemeler yaparlar.[28]
Bugün bilim, felsefeyle olan öz ilişkisi temelinde insan ve yaşamla bağı açısından değil, teknolojiyle olan ilişkisinde ekonomi açısından belirlenmektedir. İnsanın bağımsız bir bilme etkinliği olan bilim, ana kaynağı olan felsefeden kopmuş, tümüyle teknolojiye bağımlı bir üretim işine dönüşmüştür. Burada önemli olan felsefenin işaret ettiği “bilme” değil, üretmedir. [29]
Günümüzde özellikle Descartes’in düalist felsefesinden sonra bilim adamları “düşünen düşünme” yerine “hesaplayıcı düşünme”yi kendilerine düşünme yöntemi kabul ettiler.[30] Bu durum bilmeyi değil üretmeyi ve kontrol etmeyi ön plana çıkardı.
Bu durum içerisinde felsefe yeniden bilimle buluşma gayreti içerisine girdi. Bir taraftan yeni bilimsel bilgiler üzerine felsefi çalışmalar yürütmeye gayret ederken felsefenin temel sorularına yeni bilgiler ile cevap aramaya devam ediyor. İnsanoğlunun anlama ihtiyacını tatmin etmesine karşılık gelen çabadır felsefe. Bazılarımız kendimizi içinde bulduğumuz bu şaşırtıcı dünyanın anlamını bilmek, genellikle insan yaşamının, özel olarak kendi kişisel varlığımızın önemini ve mümkünse amacı anlamak ister. Yaşamın amacı nedir ve nasıl yaşanmalıdır? Felsefe bu tür sorularla ilgilenir. Bunlara kesin cevaplar bulmak için değil, sadece üzerinde düşünmek ve tartışmak, bizden daha üstün kişilere akla yakın görünen cevapları gözden geçirmek için ilgilenir. Öyleyse felsefe ruhun evren üzerindeki serüveninin bir betimlemesi olmalıdır.[31]
Bilim ne kadar kanıtlanabilir, tekrarlanabilir sonucun peşindeyse felsefe de o derece sorgulamanın peşindedir. Felsefe için önemli olan menzil değil, yolculuktur.
[1] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., İstanbul:
Remzi Kitapevi, 1993, s.146.
[2] James T. CUSHING, Fizikte felsefi
kavramlar I, Çev. B.
Özgür Sarıoğlu, İstanbul: Sabancı Üniversitesi Yayınları, 2003, s.6.
[3] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.146.
[4] Nermi UYGUR, Felsefenin
Çağrısı, İstanbul: Yapı
Kredi Yayınları, 2001, s.40.
[5] Prof. Dr. Ahmet ARSLAN, Felsefeye
Giriş, 4. basım, Ankara: Vadi
Yayınları, 1999, s.13.
[6] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.148.
[7] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.148.
[8] Age., s.148.
[9] Age., s.148.
[10]Age., s.148.
[11] Frederick COPLESTON, Felsefe
Tarihi, Çev. Aziz Yardımlı, İstanbul: İDEA, 1998,
s.19.
[12]Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.148.
[13] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.148.
[14] Georges POLITZER, Felsefenin
Temel İlkeleri, Çev. F.
Karagözlü, Sosyal Yay., 5. basım, İstanbul, 1979, s.12.
[15]
Georges POLITZER, Felsefenin Başlangıç
İlkeleri, Çev. Ayda Düz, Doğa Yay., 1. basım, Ankara, 1987, s.25.
[16] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.II., s.148-149.
[17] ARSLAN, s.16-17.
[18] ARSLAN, s.17.
[19] Karl JASPERS, Felsefe
Nedir?, Çev. İ.Zeki. Eyuboğlu, Say Yay, 5. basım, İstanbul, 2001, s.54.
[20] Cemal YILDIRIM, ,Bilim
Felsefesi, Remzi Kitapevi, 8.
basım, İstanbul, 2002, s.17.
[21] Age, s.17.
[22] Orhan HANÇEROĞLU, Felsefe
Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar, C.I., İstanbul:
Remzi Kitapevi, 1993, s.170.
[23] Şafak URAL, Bilim Tarihi,
İstanbul : Çantay
Kitabevi, 2000, s.3.
[24] H. POINCARE, Bilimin Değeri,
Çev. Fethi Yücel, MEB
Yay, Ankara, 1997, s.196.
[25] Mustafa Ergün, Bilim Felsefesi,
www.egitim.aku.edu.tr/bilimfelsefesi.pdf,
s.9.
[26] Age, s.9.
[27] Yaman ÖRS, Felsefe ve
Sınırları, Felsefe Tartışmaları, Vol.15, 1993, s.69.
[28] ARSLAN, s.20.
[29] Sevgi İYİ, “Felsefe
Bilim: Dünü ve Bugünü”, Üniversite ve Etik, Küreselleşme ve Üniversite,
Felsefe ve Bilim, Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2002, s63.
[30] A. Kadir ÇÜÇEN, “Felsefenin
Işığında Bilim”, Üniversite ve Etik, Küreselleşme ve Üniversite, Felsefe
ve Bilim, Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2002, s.90-91.
[31] YILDIRIM, s.28.