Kur Rejimi ve Reel Sektör

2001 Krizi sonrası ekonomide yaşanan müspet gelişmeler, genel makro ölçütlerde iyileşmelere neden oldu: Enflasyon ve faiz son 30 yılın en düşük seviyesine inerken Merkez Bankası rezervleri rekor üstüne rekor kırdı. Ancak YTL (2005’den önce TL)’nin EURO ve USD karşınsında değerlenmesi, bu iyileşme sürecinde önemli bir menfi unsur olarak ekonomik hayatı etkiledi ve hala da etkilemeye devam etmektedir.

Türkiye’de yaşanan krizlerin öcesinde cari açıkta belirgin artışlar görülmesi, cari açığın günümüzde makro ekonomiyi değerlendirirken krizi haber veren ana öncü gösterge olarak algılanmasına neden olmaktadır. İşte böyle bir dönemde; cari açığın arttığı bir dönemde, YTL’nin uluslararası piyasalarda değerlenmesi ekonomik hayatı daha da derinden etkilemekte ve hatta cari açığın temel sebebi olarak görülmektedir.

Bu noktada faiz ve kur rejiminin sadece para politikalarının aracı olarak değerlendirilmesi yanlış olur. Mevcut hükümetin makro ekonomiyi istikrara kavuşturma amacıyla yürüttüğü programın temelinde para politikalarının araçları ve özellikle enflasyon hedeflemesi önemli bir yere sahiptir. Mevcut kur rejiminin bu programa uygun olduğu ve devletin borç ödemelerinde önemli maliyet avantajları sağladığı da düşünülebilir. Ancak bu politikalar sadece finansal piyasaları değil dolaysız olarak reel sektörü de etkilemektedir.

Özellikle kur rejimi, gelirleri ve giderleri aynı para birimine bağlı olmayan, yani gelirleri yerli para birimine giderleri dövize bağlı olan yada gelirleri dövize giderleri yerli para birimine bağlı işletmelerde maliyet yönetimi ve fiyatlama faaliyetlerinde ciddi etkiye sahiptir. İlk tanımdaki işletmeler genelde ithalatçı, ikinci tanımdakiler de daha çok ihracatçıyı tarif eder. Ancak birçok gelişmekte olan ülkede yerli ticaretin dövize endeksli yapılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle kur dış ticaret yapmayan işletmeleri de etkiler.

2001 krizi sonrası YTL’nin değerlenmesi tüketim, tasarruf ve ithalat üzerinde etkili olduğu kuşkusuz doğrudur. Ancak özellikle ihracatçı işletmelerimizin faaliyetleri üzerinde genelde menfi olarak değerlendirilebilecek ciddi bir etkiye sahip olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bu sadece ihracatçı işletmelerin maliyet yönetimi ve fiyatlama faaliyetleri gibi mikro düzeyde işletme iç çevre unsurlarında yaşanan bir etki değil, bunun ötesinde üretim ve yatırım anlayışı, girdi temini davranışları gibi makro düzeyde işletme dış çevre unsurlarında da yaşanan bir etkidir.

Konuya ilişkin olarak aşağıda son döneme ait bazı göstergeler verilmiştir:

Aşağıdaki grafikte görülebileceği gibi 2002 yılından itibaren enflasyon oranı yıllık %90’lardan %10’lara doğru hızla düşerken USD kuru 2003 Mart Ayı’ndan itibaren genelde düşüş eğilimde hareket etmiştir. 2005 yılında YTL karşısında yatay seyir izleyen USD, EURO karşında yılbaşına göre %15 civarında değer kazanmış, 2005 yılında girdileri USD, pazarı EURO ağırlıklı olan işletmere bu durum önemli bir maliyet unsuru olarak yansımıştır. Yani giridileri ithal yada dolar bazlı olan ve EURO bölgesine ihracat yapan işletmlerimiz ciddi bir maliyet artışı ile karşılaşmışlardır. İşletmelerimizin bir kısmı değerlenen YTL’nin baskısını hissederken diğer bir kısmı EURO/USD paritesinin baskısına maruz kalmıştır.


http://www.tusiad.org/turkish/rapor/eko04/eko04.pdf


YTL’nin göreceli olarak değerlenmesi ithalatı teşvik ederken ihracatçıyı zor durumda bırakmaktadır. Ancak değerlenen YTL, bu genel tesbitin ötesinde daha derin etkilere neden olabilmektedir. Özellikle KOBİ ölçeğindeki yerli üreticiyi üretim yapmaktan ticaret yapmaya yönlendiren bir etkiye de neden olmaktadır. Girdilerinin önemli bir bölümü yerli ürün ve hizmetlerden oluşan KOBİ’ler hem girdi olarak yerli ürünler yerine ithal girdi kullanmayı, hem de faaliyet gösterdikleri pazarlara sunacakları ürünleri üretmek yerine bitmiş ürün ithal etmeyi tercih edebilmektedirler.

Bu durum hem tüketici piyasalarında hem de sanayi piyasayalarında yerli üretimin gelişimini, gelirlerini ve yatırımlarını menfi yönde etkilemektedir. İstihdamın hala istenen düzeyde iyileşme gösterememesinde üretimden ticarete yönelen ve girdilerini yeri ürünlerden ithal ürünlere kaydıran işletmelerin büyük payı olduğu söylemek, KOBİ’lerin istihdamın %76 sını oluşturduğunu düşündüğümüzde yanlış olmayacaktır.

http://www.tusiad.org/turkish/rapor/eko04/eko04.pdf


Kurda yaşanan bu olumsuz gelişmeler özellikle 1990’ların sonların itibaren üretimdeki verimlilik artışıyla karşılanmıştır. Ancak 2004 yılından itibaren verimlilik artışının hız kesmesi kur baskısını dengelemekte etkisi azaltmaktadır. Özellikle 2004 yılında başlayan istihdam başına verimlilik artışının hız kesmesi ve bu durumun 2005 yılında da devam etmesi işletmelerin maliyet yönetimini olumsuz yönde etkilemektedir.

Buna ek olarak, son üç yılın kapasite kullanım oranın göreceli olarak artışı her ne kadar iç talebin büyümesinden kaynaklansa da “stoka üretim” yapma eğiliminin artmasıyla da yakından ilgilidir ve bu durum işletmelerimizin stok maliyetini yok satma ve birim başına düşen sabit maliyete tercih ettiğini göstermektedir. Aşağıdaki grafikte stok atışı net bir şekilde görmek mümkündür.


http://www.tusiad.org/turkish/rapor/eko04/eko04.pdf

2002-2005 yılında kaydedilen büyümede stok artışının katkısı da gözden kaçırılmamalıdır. Ancak daha da önemlisi büyümeye katkıda dış talebin çok zayıf kalmasıdır ki cari açık veren ülkede dış talebe bağlı büyümenin ödemeler dengesine önemli katkı sağlar.


http://www.milliyet.com.tr/2005/12/16/yazar/oztrak.html


Bugün A.B.D dahi kontrollü olarak USD’yi EURO ve nispeten de Yen’e karşı ucuz tutmaya çalışmaktadır. Cari açığın büyümesini dengelemek için kontrollü ucuz kur ve yüksek faiz politikası izleyen A.B.D böylelikle kendi ürticisine fiyat avantajı da kazandırmaktadır.

Ülkemizde 2001 kriziyle sabit kur politikası terk edilmiş, bunun yerine serbest kur politikası uygulanmaya başlanmıştır. Ancak kurun “piyasa tarafından belirlendiğine” inanılan bu kur rejimi neticisinde yukarıda ifade edilen menfi gelişmeler yaşanmıştır. Pür liberal anlayışla kurun serbest bırakılması sadece para piyasalarını değil, reel sektörü ve sosyal hayatı da ciddi ölçüde etkilemektedir.

Bugün için YTL’nin kontrollü ve kademeli olarak ucuzlaması yerel üretim için daha uygun koşullar sağlayacaktır. Hem ithalat, ihracat dengesi hem de ihracatçı işletmelerin fiyat avantajı kazanması ve yerli girdilerin ithal girdilere karşı dengeli rekabet avantajı kazanması açısından YTL’nin kontrollü bir şekilde ucuzlatılması daha faydalı olacaktır.

Ancak üretim yoluyla büyüme sadece kur rejimiyle temin edilemez. Katma değer ve istihdam üretme kapasitesi yüksek yatırımların teşvik edilmesi, dış ticaret politikalarının “rekabet ortamı geliştirmeye” zarar vermeyecek şekilde disipline edilmesi de gerekmektedir.

Not: Bu yazı çalıştığım işletmede 2005 Sonu için hazırlanmış bir rapordan alıntıdır.

Yorum



 
İsim

Eposta

URL


Hatırla?

Yorum


Onay kodu
Onay kodu