Bir şeyi hatırlamakta zorluk çektiğiniz zaman hemen Google'a bakmak için duyduğunuz o can sıkıcı ihtiyaç sizi hiç endişelendiriyor mu? Güzel bir kitap okumak ya da harika bir günün keyfini çıkartmak yerine neden sürekli e-postalarımızı, Twitter hesabınızı ya da en sevdiğiniz bloğu kontrol etmek istediğinizi hiç düşündünüz mü? Eğer cevabınız hayır ise, Nicholas Carr'ın "The Shallows: What the Internet Is Doing to Our Brains" (Sığlıklar: İnternet Beynimize Neler Yapıyor) adlı kitabını okuduktan sonra fikriniz değişecek.
Yazarın 2008 yılında The Atlantic'te yayımlanan makalesinin genişletilmiş bir versiyonu olan kitap, bu tür endişelerin haklılığını son derece ikna edici bir şekilde ortaya koyuyor. Yazar, devamlı olarak elektronik uyarıcılara maruz kalmanın, aslında beynimizin elektrik şebekesini değiştirdiğini ileri sürüyor. Bütün o bastan çıkartıcı linkler arasında seçim yapar, yanıp sönen reklamları değerlendirir ya da günlük Facebook dozumuzu alırken, aynı zamanda beynimizin olayları hatırlama ya da dikkatimizi, okuduğumuzu tam olarak anlayacak kadar uzun süre yoğunlaştırma yeteneğini de köreltiyoruz. Google'dan önceki hayatı yaşamamış -ya da şimdiden unutmuş- olanlarımız, diğer insanlara karşı aynı derecede ilgi ya da empati duymakta zorluk çekecek hale gelmiş bile olabilirler.
Bütün bunlar size teknoloji karşıtı bir kıyamet senaryosu gibi geliyorsa, Carr'a bir şans daha tanıyın. Çalışkan bir blogger, bir teknoloji uzmanı ve bir yazar olarak The Shallows'da, toplumun interneti ilerlemenin tartışılmaz gücü olarak benimsemesini sorgulamamıza yetecek sayıda bilimsel araştırmadan alıntı yapıyor. Bahsettiği araştırmalardan biri, CMVin kısa haber bültenlerini izleyenlerin, ekranın altında kayan haber başlıklarım görmedikleri zaman, akıllarında daha fazla bilgi tutabildiklerini ortaya koymuş. Bir diğeri, okunan makalede ne kadar çok link varsa, okuyanların kavrama yeteneğinin o kadar azaldığını göstermiş. Bir üçüncüsü, beynimizin bazı bilgilere sadece yeni oldukları için otomatik olarak fazladan değer atfettiğini ortaya çıkarmış. Carr kitabında, "Beynimize saçma sapan şeylere dikkat etmeyi öğretiyoruz" diyen nörolog-bilim adamı Michael Merzenich'den alıntılar yapıyor. Ama belki de en korkuncu, Güney Kaliforniya Üniversitesi Beyin ve Yaratıcılık Enstitüsü'nün bulguları: Beynimizin fiziksel acıya verdiği reaksiyon nörolojik taramalar tarafından anında gösterilebilirken, beynin bir başkasının acısını önemsediğini gösteren emarelerin ortaya çıkması için deneklerin dikkatlerini daha uzun bir süre yoğunlaştırmaları gerekiyor. Carr şu sonuca varıyor: "Dikkatimiz dağıldıkça, beynimiz, empati, şefkat ve duygusallık gibi ayırt edici insani özellikleri giderek daha az deneyimleyebiliyor."
Carr, bu sonuçların bilimsel açıklamalarım son derece aba ve anlaşılabilir bir dille anlatıyor. Kullandığı anahtar kavramlardan biri, işler bellek denen ve beynimizin maruz kaldığı, algılarımızı karıştıran çok sayıda gerçek zamanlı bilgiyi eleyip, içlerinden gerekli olanları, uzun dönemli hafızamıza ya da sezgilerimize eklemek üzere seçen mekanizmanın yetersiz kalması. Öyle görünüyor ki bu nörolojik durakta aynı anda iki, üç, bilemediniz dört bilgi parçacığına yer var -linkler, videolar ve RSS beslemeleriyle dolu bir web sitesi ile başa çıkmasına neredeyse imkan yok. Kitap okuyan bir kişinin zihni neyin önemli olduğuna kendine has bir hızla karar verirken, internet kullanıcısının beyni çok daha hızlı ve tesadüfi davranmak durumunda. Dolayısıyla beynimizin çeşitli girdileri en iyi şekilde özümseme yeteneği azalıyor ve biz de "sersemlemiş" veri tüketicileri durumuna düşüyoruz. Bu durum, internette dolaşma süremiz uzadıkça, dikkatimizi yoğunlaştırmanın neden giderek daha zor hale geldiğini de açıklayabilir.
Bugün birlikte yaşamaya alıştığımız internet şirketlerinin çoğunun Carr'ın gözünde pek de iyi bir yere sahip olmaması, bir sürpriz değil. Twitter, baskıcı yönetimler altında yaşayan aktivistlerin elinde güçlü bir silaha dönüşebilirken, Carr, sitenin kendi sloganının bile -"Şu anda neler olduğunu keşfedin"- aklınızı daha da karıştırmaya yönelik bir tür nörolojik eroin reklamı olabileceğini söylüyor. Ve Google'ın bilgisayar bağımlısı kurucuları, "dünyanın bilgisini düzenlemek ve bu bilgiyi evrensel anlamda ulaşılabilir ve kullanışlı kılmak" şeklinde dile getirdikleri hedeflerine gerçekten inanıyor olsalar da Carr'a göre Google "bilfiil kafa karıştırma işinde..." Ne de olsa tıkladığınız link sayısı arttıkça, şirketin geliri de artıyor.
Carr internetin bilgiye ulaşma konusunda devrim yapan bir araç olduğuna inanıyor ancak, grup düşüncesini tetikleyen, tehlikeli oranda güçlü bir etken olduğuna da inanıyor. Buna kanıt olarak, Ulusal Nörolojik Bozukluklar ve Felç Enstitüsü' nün yürüttüğü bir araştırmayı gösteriyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre aynı anda pek çok işi bir arada yapmak insanları "orijinal fikirler üreterek sorgulamak yerine beylik fikir ve çözümlere daha yatkın hale getiriyor. "Şikago Üniversitesi tarafından yapılan bir başka araştırma ise yayınların internet üzerine taşınmasından sonra yazılan akademik makalelerde, beklendiği gibi daha çok değil, eskisinden daha az kaynaktan alıntı yapıldığını ortaya koymuş.
En uç anlamıyla ele alındığında Carr'ın iddiaları, İnternet Çağında bir Einstein, Edison ya da Tolstoy ortaya çıkmasının, geçmiş dönemlere kıyasla çok daha zor olduğunu ileri sürüyor. Bu tip insanlar eski çağlarda çalışmalarına konsantre olabiliyor, kesintisiz YouTube videoları ya da 140 karakterlik patlamalarla sürekli olarak dağılmıyorlardı. Daha sonra düzeltebileceklerini bildikleri için yarı tamamlanmış işlerini web'e asmaya da hevesli değildiler. Carr'a göre bu insanlar aslında ustalıklarının bir bölümünü, ustalaşmanın hakikaten çok zor olmasına borçluydular. Google'da sürekli olarak tesadüfi bilgiler aramak yerine, zor ele geçirilen metinleri okuyup özümsemek, gelişimlerinde çok önemli bir rol oynadı.
Piyasaya henüz yeni çıkmasına rağmen, internet tutkunlarının çoğunun kitapta yer alan tezleri tam bir şarlatanlık olarak nitelemesine kesin gözüyle bakılıyor. Arama motoru hizmet sağlayıcısı Wolfram Research'ın kurucularından Theodore Gray, Carr'ın argümanları karşısında "Geçmişe, Voltaire, Enstein gibi insanlara ve ürettikleri bilgi birikimine bakıp, onlara kıyasla bizim cahil aptallar olduğumuzu söylemek çok kolay" diyor. "Ama (günümüzde de) derin düşünebilen pek çok insan var ve internet sayesinde çok daha fazla konuda ve çok daha derin düşünebiliyorlar.'' Yazar, girişimci ve fütürist Ray Kurzweil de Carr'ın savlarının saçma olduğunu düşünüyor: "Geçmişe kıyasla bugün, pek çok konuyla ilgilenen, düşünen ve yazan çok daha fazla sayıda insan var -sadece Çin'de 200 milyon blog yayımlanıyor, hem de sansüre rağmen."
Bu eleştirilerin içi boş değil. Aramızdan en iyileri, internetten en iyi şekilde faydalanmaya devam edecek. Her yeni teknolojide olduğu gibi, interneti nasıl kullandığınız da ondan ne ölçüde yararlandığınızı belirleyecek. Zaten Carr da savlarının, toplumun internetleşmesini yavaşlatmayacağının farkında görünüyor ve kitabının hiçbir bölümünde teşhis ettiği problemlerin çözümüne yönelik gerçek öneriler getirmiyor.
Öte yandan Carr, internetin, insan beyninin gelişiminin yüzlerce yıldan sonra ilk defa geri adım atmasına neden olmasından korkuyor. Mağarada yaşayan atalarımız anlık meselelerle ilgiliydiler -aslandan kaç, mamutu öldür, yağmurdan korun... Daha sonra farklı iletişim araçları sayesinde dünya hakkında soyut düşünebilmeyi öğrendik. Harita bize diğer ülkeleri keşfetme, ticaret rotaları oluşturma ve savaş planlan çizme olanağı verdi. Saat ve takvim, zamanımızı düzenlememize imkan vererek verimliliğimizi artırdı. Sonra yazı geldi. Zaman içinde, özellikle de Gutenberg'den sonra kitaplar, çevremizdeki dünya hakkında daha derin ve kavramsal düşünebilme yeteneğimizi kat kat artırdı.
Bugün Amerikalılar günde ortalama 8,5 saatlerini bilgisayarları, televizyonları ve en çok da her an yanlarında olan akıllı telefonları aracılığıyla, sürekli iletişim halinde geçiriyorlar. Carr'a göre bu süreç bizi bilgi işlemci köklerimize geri döndürüyor: "Bugün deneyimlediğiniz, metaforik anlamda, medeniyetin izlediği yolun tersine çevrilmesi: Eskiden kişisel bilgiyi ekip biçerken, şimdi bir elektronik veri ormanında avcı ve toplayıcı olmaya doğru ilerliyoruz."
Carr'ın yanılıp yanılmadığı aslında pek de önemli değil. İnternetin bize sunduklarından son noktasına kadar yararlanmak için yansırken, yan etkileri hakkında, çocuk *****su ya da internet üzerinde sahtekarlık gibi bilinen sorunlar haricinde, pek az tereddüt ya da duraksama yaşanıyor. Carr'ın yazdıkları en azından, saatlerini Twitter'de harcayanların artık eskisinden biraz olsun farklı düşünmelerine neden olacak. Çünkü bu zaman kaybının da ötesinde, beyinlerimizin kaybı anlamına da gelebilir.
Kaynak: Peter Burrows, Bloomberg Businessweek, Sayı: 6-12 Haziran 2010, sayfa: 70-71.