Kalbimdeki Homeros'ın yerini Ossian aldı.
Bu adamdan çıkan mükemmel sözlerin,
Beni hangi dünyalara götürdüğünü bir bilsen!
Karaçalılar arasında ortalık sisle kaplıyken
Bulutların çevrelediği dumanlı ay ışığını,
Ecdadımızın ruhlarına doğru götüren,
Fırtınanın içinde yürümek.
Ormanda kendi halinde akan ırmağın gürültüsü yükseliyor.
Mağaralardaki cinlerin sızlanmalarını
Dağ tepelerinden duyuyorum.
Her yanı otlarla kapanmış,
Yosunlaşmış mezar taşında,
bir savaşta ölmüş sevgilinin ardından,
Sızlanan genç kızın feryatlarını duyuyorum.
Saçları ağarmış genç savaşçının,
Çalılıkların arasında dolaştığını görüyorum.
Dedelerinin izini arıyor.
Fakat bulamayacak.
Mezar çok; ama dedeleri ortada yok!
O zaman üzüntünün dalgalandığı gözlerini,
Denizin yuvarladığı dalgalara çeviriyor.
Yıldızlar da parlak ışıklarını söndürmüşler.
Gözünün önünde geçmiş zaman kahramanları canlanıyor.
Ay, ışığını cesur insanların önüne,
Yol gösterici olarak tutmuş.
Işıklar, zafer sesleri yükselen gemilere yol gösteriyor.
Asıl, zafer sevinci yaşayan savaşçının,
Alnındaki hüzün çizgilerini okuyabilseydim.
Ya sevgiliye ne demeli?
Kaybettiği savaşçının kaybolan gölgesinde,
Her seferinde yeni acılar duyuyor?
Sonra da terk edilmiş ve üzüntülü bir şekilde,
Kızın mezara doğru eğildiğini görüyorum.
Kız ölümün ayırdığı yolda,
Atalarının hayalleri karşısında üzüntülü
Ama içinde mutluluğun da olduğu,
Hisler dünyasında salınıp duruyor.
Bakışlarını bir soğuk toprağa,
Bir de rüzgârdan sallanan ağaçlara dikiyor:
Bir yolcu gelecek,
Beni gençliğimde ve
Güzellik çağlarımda,
Bilen bir yolcu.
Nerede Figal'in gerçek oğlu?
Nerede savaş şarkıları söyleyen o âşık?
Ayakları mezarımın üstünde geziniyor,
Boş yere bekliyor beni dirilerin dünyasında.
Not: Bilindiği üzere Goethe'nin Genç Werther'in Istırapları nesir türünde yazılmıştır. Ama bu dört paragraf bana çok şiirsel geldi. Ben de tümceler arasındaki doğal kesimleri birbirinden ayırdım. Ve bir şiir edasıyla yazdım.
(Timaş, Melih Küçük çevirisinden.)
Bu adamdan çıkan mükemmel sözlerin,
Beni hangi dünyalara götürdüğünü bir bilsen!
Karaçalılar arasında ortalık sisle kaplıyken
Bulutların çevrelediği dumanlı ay ışığını,
Ecdadımızın ruhlarına doğru götüren,
Fırtınanın içinde yürümek.
Ormanda kendi halinde akan ırmağın gürültüsü yükseliyor.
Mağaralardaki cinlerin sızlanmalarını
Dağ tepelerinden duyuyorum.
Her yanı otlarla kapanmış,
Yosunlaşmış mezar taşında,
bir savaşta ölmüş sevgilinin ardından,
Sızlanan genç kızın feryatlarını duyuyorum.
Saçları ağarmış genç savaşçının,
Çalılıkların arasında dolaştığını görüyorum.
Dedelerinin izini arıyor.
Fakat bulamayacak.
Mezar çok; ama dedeleri ortada yok!
O zaman üzüntünün dalgalandığı gözlerini,
Denizin yuvarladığı dalgalara çeviriyor.
Yıldızlar da parlak ışıklarını söndürmüşler.
Gözünün önünde geçmiş zaman kahramanları canlanıyor.
Ay, ışığını cesur insanların önüne,
Yol gösterici olarak tutmuş.
Işıklar, zafer sesleri yükselen gemilere yol gösteriyor.
Asıl, zafer sevinci yaşayan savaşçının,
Alnındaki hüzün çizgilerini okuyabilseydim.
Ya sevgiliye ne demeli?
Kaybettiği savaşçının kaybolan gölgesinde,
Her seferinde yeni acılar duyuyor?
Sonra da terk edilmiş ve üzüntülü bir şekilde,
Kızın mezara doğru eğildiğini görüyorum.
Kız ölümün ayırdığı yolda,
Atalarının hayalleri karşısında üzüntülü
Ama içinde mutluluğun da olduğu,
Hisler dünyasında salınıp duruyor.
Bakışlarını bir soğuk toprağa,
Bir de rüzgârdan sallanan ağaçlara dikiyor:
Bir yolcu gelecek,
Beni gençliğimde ve
Güzellik çağlarımda,
Bilen bir yolcu.
Nerede Figal'in gerçek oğlu?
Nerede savaş şarkıları söyleyen o âşık?
Ayakları mezarımın üstünde geziniyor,
Boş yere bekliyor beni dirilerin dünyasında.
Not: Bilindiği üzere Goethe'nin Genç Werther'in Istırapları nesir türünde yazılmıştır. Ama bu dört paragraf bana çok şiirsel geldi. Ben de tümceler arasındaki doğal kesimleri birbirinden ayırdım. Ve bir şiir edasıyla yazdım.
(Timaş, Melih Küçük çevirisinden.)