Hata kelime anlamı itibariyle “istemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış” anlamına geldiği gibi “suç, günah veya kusur” anlamlarına da gelmektedir. Peki, hata yapmak gerçekten bir kusur mudur yoksa kişilerin yaptığı hata ile ilgili olarak kendilerini geliştirme fırsatı mıdır? Çalıştığınız işyerinizde hata yapmanıza izin veriliyor mu, hata yapanlar arkadaşlarınız ve ziyadesinde yöneticiniz tarafından nasıl algılanıyor? İşte bu yazımızda bunların cevaplarını aramaya çalışacağız.
Öncelikle hata yapmanın kötü bir şey olup olmadığını tartışalım. Çocukluktan itibaren hata yapmamamız gerektiği şeklinde ebeveyn ve öğretmenlerimiz tarafından uyarılmamıza rağmen dünyanın gelmiş geçmiş büyük düşünürleri ve mucitleri hata yapmayı çok sevmişlerdir. Ne yaman bir çelişki değil mi? Yaptığı icatlarla hayatımıza birçok yenilikler getiren Thomas Alva Edison yaptığı deneylere ilişkin o meşhur cümlesinde “Ben hata yapmam sadece işe yaramayan binlerce yol bulurum” demektedir.
Madalyonun diğer tarafından baktığımızda ödüller hep doğru yapılan işlere veriliyor. Örneğin siz matematik sınavında bir öğrencinin yapmış olduğu çok önemli bir hatadan dolayı notunun yükseltildiğini gördünüz mü? Ben görmedim, çünkü yüksek notlar kendilerine sorulan soruları doğru cevaplayanlara veriliyor. Yanlış yapanlar ise düşük notla cezalandırıldığı gibi sınıftaki diğer öğrenciler tarafından alay konusu olabiliyor.
Bizler gerek ebeveynlerimiz gerekse de öğretmenlerimiz tarafından hata yapmanın önemli bir öğrenme aracı olduğu fakat hata yapmaktan her zaman sakınmamız gerektiği yönündeki telkinlerle büyümüşüzdür.
Stanford Üniversitesi’nden Psikoloji dalında öğretim üyesi olan Prof. Carol S.Dweck bu konuyu uzun yıllar boyu çalışmış ve çok entrasan sonuçlar elde etmiş. Çocuklar ve yetişkinler üzerinde yapmış olduğu çalışmalar göstermiş ki insanların büyük bir yüzdesi hataları tolore etme konusunda isteksiz davranmaktaymış-siz ne dersiniz? İşin ilginç yanı ise zekânın doğuştan sabit olduğuna inanan kişiler, hataların yol açtığı farklı açılımları keşfetmekten ziyade hataya sebebiyet verecek işleri yapmamaya özen gösteriyorlarmış.
Yaptığı bir deneyde 400 kişilik bir çocuk grubunu eşit olarak ikiye bölmüş. Birinci grup çocuklara ne kadar zeki oldukları, ikinci gruptaki çocukları mücadeleci ve azimli oldukları konusunda övgüler yağdırmış..
Akabinde çocuklara iki tip soru seti vererek farklı iki soru setinden birini seçerek cevaplamalarını istemiş. Birinci tipte kolay fakat öğreticiliği az olan buna mukabil az sayıda hatalı cevaplanabilecek sorular, ikinci tipte ise daha fazla hata yapmaya sevk eden tehditkâr bir o kadar da ilginç olduğu gibi merak uyandıran soru seti..
Aslında deneyi entrasan kılan fark sonucunda – 1.gruptaki çocukların çoğu kolay soru kümesini seçmesine rağmen 2.gruptaki çocukların %90’ı diğer soru kümesini seçmiş.
Prof. Carol S.Dweck aradaki bu belirgin farkın sürpriz bir sonuç olduğu görüşünde.
Deneyin devamında ise çocuklara seviyelerinin hayli üzerinde farklı bir soru seti daha vermiş, doğal olarak tüm çocukların hepsi düşük not almış. Sonrasında ise isimsiz bir kâğıt üzerine kendilerine sorulan sorulara ilişkin aldıkları notları sormuş. Zeki olduklarına inanan öğrencilerin %37’si, diğer gruptaki kişilerin %13’ü aldıkları notlarla ilgili yalan söylemişler-neden acaba?
Prof. Dweck bu deneyden şu sonuca ulaşıyor, çocuklar aslolan mesaja uyum sağlıyorlar. Asıl mesaj ise “mücadeleci ve inatçı ol, hatalarından ders al” değil de, “akıllı ol”dur.
Yaşımız büyüdüğünde ise birçoğumuz işimizi doğru yapmaya odaklanıyoruz. İşler kötü gittiğinde her zaman bir bahanemiz oluyor, ucuz numaralara başvuruyor genelde başvurulan yol ise hatalarımızdan ötürü başkalarına çamur atmak ya da diğerlerinin de hata yaptığını ifade edip kendimizi teselli etmek oluyor. Aslında yapmak istediğimiz şeyin yaptığımız hatadan bir tecrübe çıkartıp ders almak olduğunu çoğu zaman unutuyoruz.
Prof.Dweck “Mindset” adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak üniversite öğrencilerine yapmış olduğu bir deneyle dikkat çekiyor. Öğrencileri 2 gruba ayırıyor. Birinci gruba, zekanın doğuştan sabit olduğunu öne süren, diğer gruba da üzerinde çalışılması halinde zekanın geliştirilebilir bir özellik olduğunu savunan makaleleri okutuyor.
Bu iki gruba da herkesin genelde düşük not aldığı zor sorulardan oluşan bir test uyguluyor ve testten almış oldukları notlara ve kendilerine göre kötü ve iyi not alan öğrencilere kıyasla izlemeleri gereken strateji ile ilgili olarak kendi öz değerlendirmelerini yapmalarını istiyor. Sonuçta ne sonuç elde edilmiş beğenirsiniz-zekanın sabit olduğunu düşünen öğrenci grubu düşük not almış öğrencilerle kıyaslayarak kendilerini teselli ederken, diğer gruptaki öğrenciler daha iyi not almış rakipleri ile kendilerini kıyaslayarak yapmış oldukları hataları telafi etme stratejisi izlemiş.
Prof.Gully ve diğer araştırmacılar çalışanları eğitmek için onları hata yapmaya cesaretlendirmenin hata yapmaktan sakınmaya göre çok daha etkili bir öğretme metodu olduğu görüşündeler.
Aslında hataları, hatanın sonucunda ders çıkarılan-akıllı hatalar ile, hata neticesinde ders çıkarılamayan-akılsız hatalar şeklinde sınıflandırılırsa, herhalde hiçbir işveren ısrarla akılsız hatalar yapan bir personel ile çalışmak istemez.
Bugünlerde dillerde plasenk olan bir kelime “innovasyon”. Herkes innovasyona duyulan ihtiyaçtan bahsediyor. Eğer neticeyi tahmin edebiliyorsak bu bir öğrenme metodolojisi değildir ki. Hata yapmazsanız, öğrenemezsiniz. Hata yapanları kınamayın ama ısrarla da akılsız hatalar yapmayın..
Selamlar,
Öncelikle hata yapmanın kötü bir şey olup olmadığını tartışalım. Çocukluktan itibaren hata yapmamamız gerektiği şeklinde ebeveyn ve öğretmenlerimiz tarafından uyarılmamıza rağmen dünyanın gelmiş geçmiş büyük düşünürleri ve mucitleri hata yapmayı çok sevmişlerdir. Ne yaman bir çelişki değil mi? Yaptığı icatlarla hayatımıza birçok yenilikler getiren Thomas Alva Edison yaptığı deneylere ilişkin o meşhur cümlesinde “Ben hata yapmam sadece işe yaramayan binlerce yol bulurum” demektedir.
Madalyonun diğer tarafından baktığımızda ödüller hep doğru yapılan işlere veriliyor. Örneğin siz matematik sınavında bir öğrencinin yapmış olduğu çok önemli bir hatadan dolayı notunun yükseltildiğini gördünüz mü? Ben görmedim, çünkü yüksek notlar kendilerine sorulan soruları doğru cevaplayanlara veriliyor. Yanlış yapanlar ise düşük notla cezalandırıldığı gibi sınıftaki diğer öğrenciler tarafından alay konusu olabiliyor.
Bizler gerek ebeveynlerimiz gerekse de öğretmenlerimiz tarafından hata yapmanın önemli bir öğrenme aracı olduğu fakat hata yapmaktan her zaman sakınmamız gerektiği yönündeki telkinlerle büyümüşüzdür.
Stanford Üniversitesi’nden Psikoloji dalında öğretim üyesi olan Prof. Carol S.Dweck bu konuyu uzun yıllar boyu çalışmış ve çok entrasan sonuçlar elde etmiş. Çocuklar ve yetişkinler üzerinde yapmış olduğu çalışmalar göstermiş ki insanların büyük bir yüzdesi hataları tolore etme konusunda isteksiz davranmaktaymış-siz ne dersiniz? İşin ilginç yanı ise zekânın doğuştan sabit olduğuna inanan kişiler, hataların yol açtığı farklı açılımları keşfetmekten ziyade hataya sebebiyet verecek işleri yapmamaya özen gösteriyorlarmış.
Yaptığı bir deneyde 400 kişilik bir çocuk grubunu eşit olarak ikiye bölmüş. Birinci grup çocuklara ne kadar zeki oldukları, ikinci gruptaki çocukları mücadeleci ve azimli oldukları konusunda övgüler yağdırmış..
Akabinde çocuklara iki tip soru seti vererek farklı iki soru setinden birini seçerek cevaplamalarını istemiş. Birinci tipte kolay fakat öğreticiliği az olan buna mukabil az sayıda hatalı cevaplanabilecek sorular, ikinci tipte ise daha fazla hata yapmaya sevk eden tehditkâr bir o kadar da ilginç olduğu gibi merak uyandıran soru seti..
Aslında deneyi entrasan kılan fark sonucunda – 1.gruptaki çocukların çoğu kolay soru kümesini seçmesine rağmen 2.gruptaki çocukların %90’ı diğer soru kümesini seçmiş.
Prof. Carol S.Dweck aradaki bu belirgin farkın sürpriz bir sonuç olduğu görüşünde.
Deneyin devamında ise çocuklara seviyelerinin hayli üzerinde farklı bir soru seti daha vermiş, doğal olarak tüm çocukların hepsi düşük not almış. Sonrasında ise isimsiz bir kâğıt üzerine kendilerine sorulan sorulara ilişkin aldıkları notları sormuş. Zeki olduklarına inanan öğrencilerin %37’si, diğer gruptaki kişilerin %13’ü aldıkları notlarla ilgili yalan söylemişler-neden acaba?
Prof. Dweck bu deneyden şu sonuca ulaşıyor, çocuklar aslolan mesaja uyum sağlıyorlar. Asıl mesaj ise “mücadeleci ve inatçı ol, hatalarından ders al” değil de, “akıllı ol”dur.
Yaşımız büyüdüğünde ise birçoğumuz işimizi doğru yapmaya odaklanıyoruz. İşler kötü gittiğinde her zaman bir bahanemiz oluyor, ucuz numaralara başvuruyor genelde başvurulan yol ise hatalarımızdan ötürü başkalarına çamur atmak ya da diğerlerinin de hata yaptığını ifade edip kendimizi teselli etmek oluyor. Aslında yapmak istediğimiz şeyin yaptığımız hatadan bir tecrübe çıkartıp ders almak olduğunu çoğu zaman unutuyoruz.
Prof.Dweck “Mindset” adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak üniversite öğrencilerine yapmış olduğu bir deneyle dikkat çekiyor. Öğrencileri 2 gruba ayırıyor. Birinci gruba, zekanın doğuştan sabit olduğunu öne süren, diğer gruba da üzerinde çalışılması halinde zekanın geliştirilebilir bir özellik olduğunu savunan makaleleri okutuyor.
Bu iki gruba da herkesin genelde düşük not aldığı zor sorulardan oluşan bir test uyguluyor ve testten almış oldukları notlara ve kendilerine göre kötü ve iyi not alan öğrencilere kıyasla izlemeleri gereken strateji ile ilgili olarak kendi öz değerlendirmelerini yapmalarını istiyor. Sonuçta ne sonuç elde edilmiş beğenirsiniz-zekanın sabit olduğunu düşünen öğrenci grubu düşük not almış öğrencilerle kıyaslayarak kendilerini teselli ederken, diğer gruptaki öğrenciler daha iyi not almış rakipleri ile kendilerini kıyaslayarak yapmış oldukları hataları telafi etme stratejisi izlemiş.
Prof.Gully ve diğer araştırmacılar çalışanları eğitmek için onları hata yapmaya cesaretlendirmenin hata yapmaktan sakınmaya göre çok daha etkili bir öğretme metodu olduğu görüşündeler.
Aslında hataları, hatanın sonucunda ders çıkarılan-akıllı hatalar ile, hata neticesinde ders çıkarılamayan-akılsız hatalar şeklinde sınıflandırılırsa, herhalde hiçbir işveren ısrarla akılsız hatalar yapan bir personel ile çalışmak istemez.
Bugünlerde dillerde plasenk olan bir kelime “innovasyon”. Herkes innovasyona duyulan ihtiyaçtan bahsediyor. Eğer neticeyi tahmin edebiliyorsak bu bir öğrenme metodolojisi değildir ki. Hata yapmazsanız, öğrenemezsiniz. Hata yapanları kınamayın ama ısrarla da akılsız hatalar yapmayın..
Selamlar,
Tarihi: Ocak 9, 2008, 12:12 am
Bu yazı benim ilk denemem. Hatalarım varsa, bana bir kıyak yapın-görmezden gelin..