2001 Krizi sonrası Türk bankaları altın çağını yaşadı desek yeridir. Bankaların piyasa değerleri tüm zamanların en üst seviyesine ulaştı. Ve arkasından arka arkaya banka satışları geldi. Bu bankaları satın alanların hemen hemen tamamı yabancı bankalardı.

Kaynak: BDDK
Şu an için bankacılık sektörünün aktif büyüklüğüne göre %25'i yabancı yatırımcının elinde. Ve bu aktif büyüklüğü 2006 Haziran'ına göre yaklaşık 300 Milyar Dolar civarında. Daha 1980'de Türk bankaların toplam banka toplam aktif büyüklüğü 20 Milyar Dolar, 1990'da 52 Milyar Dolar ve 2000'de de 155 Milyar Dolar'dı.
| 1980 | 1990 | 2000 | 2006 | |
|
Toplam Aktifler |
20.785 | 58.171 | 155.237 | 291.000 |
|
Toplam Aktifler/GSMH |
%28 | %38 | %71 | %89 |
Kaynak:BDDK
Bugün itibariyle GSMH'ın %90'ına ulaşan toplam banka aktiflerinin %25'nin kontrolü sadece 10 milyar USD'ye yabancı sermayenin kontrolü altına girmiştir. 10 milyar USD ile 75 Milyar USD'lik paranın kontrolünü elde etmek her kula nasip olmaz. Ancak bu süreç tamamlanmış gibi görünmüyor. Halen Akbank, Oyakbank ve Halkbank gibi satılması yada en azında ortaklık yapması muhtemel bankalar var.
Eskiden Türk insanı belli ki malda kalmayı seviyordu. Belki de tasarrufunu ve alışverişini banka dışı araçlarla yapıyordu. Bunda bankacılık tasarruf ve mübadele araçlarının sığlığı büyük rol oynuyordu elbette. Ancak durum değişiyor gibi görünüyor. Bankacılık sektörü her geçen gün büyüyor ve parasal işlemlerde etknliğini artırıyor. Böyle bir süreçte yabancı yatırımların Türk bankalarına ilgi duyması oldukça rasyonel. Ancak bir ülkenin kendi varlıkları bu kadar küçük bedellere teslim etmesi hiç rasyonel değil. Tabi sözüm patronlara değil. Onlar birkaç milyon dolara kurdukları bankaları birkaç milyar dolara sattılar.