Yapmış olduğum bir bilimsel araştırma yok ama 23 yıllık öğrencilik tecrübüme dayanarak iddia ediyorum ki eğitim sistemini, öğrenci yetiştirme programlarını, mesleki yönlendirme politikalarını Türkiye kadar değiştiren ikinci bir ülke yoktur. Her ne kadar ilgili bakanlığın ismi "Milli" ibaresi taşısa da bugüne kadar kadrolarında yer alan sözde akiller meclisinin kurtsuz, uçurumsuz düz bir mezrada üç beş koyunu bile güdebileceğine inanmıyorum. Bırakın milli olmayı çal adamı bile olamazlar. Eğer bu beceriyi gösterebilecek bir melekeye sahip iseler mevcut durum için kasıt aramak gerekir ki bu kasıtın maksatını en iyi tarif edecek kelime ihanettir.
Bu kadar sert görünen girizgahın sebebi son birkaç yıldır çevremde gördüğüm gençlerin; orta öğretim ve lise düzeyindeki öğrencilerin, hatta üniversite öğrencilerinin kendini ifade etmede yaşadıkları sorunu müşahade etmiş olmamdır. Gençlerimiz düşünmek ve üretmek istemiyor. Aramak ve bulmak istiyor. Tanımlamak istemiyor, ayırt etmek istiyor.
Bu tespiti sadece öğrenciler için yapmıyorum. İşe alım için yapılan mülakatlarda ve iş amacı ile görüştüğüm öğrenci olmayan genç kesim için de yapıyorum. İnsanımız, özellikle de üniversite mezunlarımız bir olguyu, bir olayı tanımlamakta zorluk çekiyor. Kendilerine bir soru sorulduğunda ya okul sıralarında ezberlediği ders notlarını yada son zamanlarda okuduğu kitaplardan ilgili pasajları hatırlayıp söylemeye çalışıyor. İktisat mezunu olup bilançoyu tanımlayamayan yada iki değişkeni söylendiği halde philips eğirisini anlatamayan gençler gördüm. Heyecan değildi dillerini dolayan, kavramlaştırılmamış olgulardı. Daha önce pek fazla kavramlaştırma yapmamış, kendi ürettiği kavramlarla tanımlama yapmamış, kendi tanımları ile öyküleme yapmamış bir nesilden bahsediyorum burada. Lütfen hemen istisnalardan söz açmayın. Genel görünüm ortada, yerel bazı farklılıklara rastlamak elbette mümkün.
Ancak şaşırtıcı olan bir gerçek var; aynı gençlerin önce milyonlarca, sonra binlerce kişinin arasından en az 5-10 safhada (OKS, LDS, ÖSS-ÖSYS, LES, KPSS, KPDS-TOEFL, işe girişte girilen personel adayı seçme sınavları vb...) gerçekleşen "çoktan seçmeli" sınavlar ile aramıza gelmiş olmalarıdır. Bu gençleri "başarılı kılan" 4 yada 5 ifadeden birinin diğerinden hızlı bir şekilde ayırt edebilme becerisidir. Yani başkalarınca tanımlanmışlar arasında en uygun olanı seçebilmek başarılarının en önemli kaynaklarından biridir. Doğru cevabı, diğer ifadeyle istanen cevabı en kısa sürede diğerlerinden ayırt edebilme becerisine sahip olmaktır. Bu sonuca ulaşabilmek için 10-15 yıl boyunca ayırt edici özellikler taşıyan tümceler, parçalar, şekiller yada semboller öğrenilir. Hatta uzmanları kendilerince kısa yollar geliştirir, kendilerine ait yöntemler kullanırlar.
Bunun süreç sonucunda ortaya cüz üzerine uzmanlaşmış küllden bihaber ayırtediciler yetişir. Zaten bu gençler de kendilerine, hayatlarının bir parçasında ötekilerden ayırt edebilecek bir düzen kurarlar. Ama bütünde kaybeden, genelden uzaklaşan bir nesil ortaya çıkar. Onlarla iletişim kurmanın en güzel yolu mesajlarınızı çoktan seçmeli olarak göndermenizdir. Bu konuda çok ciddiyim. Talimatları şıklar ile anlatmalı ve onlardan beklediklerinizi ayırt edebilecekleri ifadelerle tarif etmelisiniz.
Yani talimatlarınız sadece istenen doğruları değil, olası yanlışları da göstermelidir. Ve kesinlikle tecrübe etmeden özdenetime sahip takımlar kurmamalısınız. Asla yolu göstermemeli, yolu çizmeli hatta yolun sapaklarını da belirtmelisiniz.
Bir sınav sistemi bir toplumun kaderi üzerinde bu kadar mı tahakküm kurar? Sizce bu çok mübağlalı bir anlatım mı? Pireyi deve yapmak mı?
Bu kadar sert görünen girizgahın sebebi son birkaç yıldır çevremde gördüğüm gençlerin; orta öğretim ve lise düzeyindeki öğrencilerin, hatta üniversite öğrencilerinin kendini ifade etmede yaşadıkları sorunu müşahade etmiş olmamdır. Gençlerimiz düşünmek ve üretmek istemiyor. Aramak ve bulmak istiyor. Tanımlamak istemiyor, ayırt etmek istiyor.
Bu tespiti sadece öğrenciler için yapmıyorum. İşe alım için yapılan mülakatlarda ve iş amacı ile görüştüğüm öğrenci olmayan genç kesim için de yapıyorum. İnsanımız, özellikle de üniversite mezunlarımız bir olguyu, bir olayı tanımlamakta zorluk çekiyor. Kendilerine bir soru sorulduğunda ya okul sıralarında ezberlediği ders notlarını yada son zamanlarda okuduğu kitaplardan ilgili pasajları hatırlayıp söylemeye çalışıyor. İktisat mezunu olup bilançoyu tanımlayamayan yada iki değişkeni söylendiği halde philips eğirisini anlatamayan gençler gördüm. Heyecan değildi dillerini dolayan, kavramlaştırılmamış olgulardı. Daha önce pek fazla kavramlaştırma yapmamış, kendi ürettiği kavramlarla tanımlama yapmamış, kendi tanımları ile öyküleme yapmamış bir nesilden bahsediyorum burada. Lütfen hemen istisnalardan söz açmayın. Genel görünüm ortada, yerel bazı farklılıklara rastlamak elbette mümkün.
Ancak şaşırtıcı olan bir gerçek var; aynı gençlerin önce milyonlarca, sonra binlerce kişinin arasından en az 5-10 safhada (OKS, LDS, ÖSS-ÖSYS, LES, KPSS, KPDS-TOEFL, işe girişte girilen personel adayı seçme sınavları vb...) gerçekleşen "çoktan seçmeli" sınavlar ile aramıza gelmiş olmalarıdır. Bu gençleri "başarılı kılan" 4 yada 5 ifadeden birinin diğerinden hızlı bir şekilde ayırt edebilme becerisidir. Yani başkalarınca tanımlanmışlar arasında en uygun olanı seçebilmek başarılarının en önemli kaynaklarından biridir. Doğru cevabı, diğer ifadeyle istanen cevabı en kısa sürede diğerlerinden ayırt edebilme becerisine sahip olmaktır. Bu sonuca ulaşabilmek için 10-15 yıl boyunca ayırt edici özellikler taşıyan tümceler, parçalar, şekiller yada semboller öğrenilir. Hatta uzmanları kendilerince kısa yollar geliştirir, kendilerine ait yöntemler kullanırlar.
Bunun süreç sonucunda ortaya cüz üzerine uzmanlaşmış küllden bihaber ayırtediciler yetişir. Zaten bu gençler de kendilerine, hayatlarının bir parçasında ötekilerden ayırt edebilecek bir düzen kurarlar. Ama bütünde kaybeden, genelden uzaklaşan bir nesil ortaya çıkar. Onlarla iletişim kurmanın en güzel yolu mesajlarınızı çoktan seçmeli olarak göndermenizdir. Bu konuda çok ciddiyim. Talimatları şıklar ile anlatmalı ve onlardan beklediklerinizi ayırt edebilecekleri ifadelerle tarif etmelisiniz.
Yani talimatlarınız sadece istenen doğruları değil, olası yanlışları da göstermelidir. Ve kesinlikle tecrübe etmeden özdenetime sahip takımlar kurmamalısınız. Asla yolu göstermemeli, yolu çizmeli hatta yolun sapaklarını da belirtmelisiniz.
Bir sınav sistemi bir toplumun kaderi üzerinde bu kadar mı tahakküm kurar? Sizce bu çok mübağlalı bir anlatım mı? Pireyi deve yapmak mı?